×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Vicdanın Çöl Sürgünü: Ambulanslardan Kim Korkar?

Bugün insanlığın utanç vesikası, Gazze'nin tepesine yağan bombalardan ibaret değil artık; Libya ile Mısır'ın ortasında, çölün kavurucu sıcağında çürümeye terk edilen ambulansların lastik izleridir. İçlerinde kıymetli- fedakar- diğergam bir arkadaşımızın da olduğu, Gazze'ye bir nefes, çocuklara bir yara bandı ulaştırmak için yola çıkan küresel Sumud Kara Konvoyu'nun önü bu kez, İsrail jetleriyle değil, Arap coğrafyasının kendi elleriyle diktiği demir bariyerlerle kesildi. Libya'nın doğusunu demir yumrukla yöneten Amerikan beslemesi, İsrail Muhibbi satılmış Halife Hafter güçlerinin, 30'dan fazla ülkeden gelen yüzlerce aktivisti günlerdir sınır hattında keyfi biçimde bekletmesi, içlerinden 10'unu göz altına alması, basit bir "güvenlik" ya da "evrak" meselesi değildir. Bu tablo, Gazze'nin etrafındaki ablukanın sadece Tel Aviv'den ibaret olmadığını, o kuşatmanın korkak diplomasiyle, sessiz rejimlerle ve utanç verici çıkar hesaplarıyla müttefik ülkelerin sınırlarına kadar genişletildiğini tescil ediyor. Bir yanda kürsülerden "insan hakları" nutukları atan Batılı başkentler, diğer yanda kardeş coğrafyanın sınır kapısında, güneşin altında ilaçları bozulan ambulanslar... Tarih, bu dönemin defterini kapattığında o sayfaya çok ağır bir hüküm yazacak: "Gazze yalnız bırakıldı... Ama ona gitmek isteyenler, kendi kardeşleri tarafından çölün ortasında yalnızlığa mahkûm edildi." O sınır kapısında bekletilen her bir ambulans, insanlığın son samimiyet testidir.

Köşe Yazarı

Kaynak: Milat

30 Mayıs 2026 00:00

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Köşe Yazarı

Eyfel'in Gölgesindeki Paris'i Paris Yapan Ayrıntılar

Bir iş gezisi vesilesiyle birkaç günlüğüne Paris'teyim. Elbette herkesin gözü önce Eyfel Kulesi'ne takılıyor. Bu manzaraya, Baron Haussmann'ın 19. yüzyılda inşa ettirdiği meşhur krem renkli apartmanlar eşlik ediyor. Akşam saatlerinde Seine Nehri kıyısında yürürken, bir tarafta asırlık köprüler, diğer tarafta ışıklar altında yükselen Eyfel Kulesi görülüyor.

20 Haziran 2026 00:00

Köşe Yazarı

Paris Sokaklarından Fransa'nın Tarihine

Hikâye, Roma İmparatorluğu'nun "Galya" adını verdiği topraklarda başlar. 481 yılında Kral Clovis'in farklı kabileleri tek çatı altında toplamasıyla Fransa'nın siyasi temelleri atılır. Versailles Sarayı'ndan ülkeyi yöneten XIV. Louis, devlet gücünü tek elde toplar ve Fransa'yı Avrupa'nın en güçlü ülkesi haline getirir. 1789 Fransız Devrimi ise yalnızca Fransa'nın değil, insanlık tarihinin yönünü değiştirir. Fransa'da yaşayan ve her devirde insanlığın nefs-i emmaresi özelliklerini tasiyan, her nerede yaşıyorlarsa orada fitne tohumlarını eken Yahudilerin içinden Robespierre gibi şahısların fitne kıvılcımını ateşleyerek ön ayak olması sonucu, Bastille Hapishanesi'nin basılmasıyla başlayan süreç, krallığın yıkılması, cumhuriyetin ilanı ve "Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik" ideallerinin dünyaya yayılmasıyla sonuçlanır. Fransa, 21. yüzyıla girerken artık yalnızca bir Avrupa ülkesi değil; nükleer gücü, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki daimi üyeliği, kültürel etkisi ve Avrupa Birliği'nin kuruluşundaki öncü rolüyle küresel bir aktör konumundadır. Bununla birlikte caddelerdeki durgunluk Fransa'nın Afrika'daki yıllık 500 milyar dolarlık gelirinden mahrumiyetinin izlerini yansıtmakta olduğunu söyleyebilirim.

19 Haziran 2026 00:00

Köşe Yazarı

*Hicrî Yılbaşında Neden Sessiziz?*

Takvimler bir kez daha Hicret'in yıl dönümünü gösteriyor. İnsan ister istemez şu soruyu soruyor: Hicrî takvim, sıradan bir zaman hesabı değildir. Hicrî yılbaşını Miladî yılbaşı gibi kutlamamak bir eksiklik değildir. Bir zamanlar dedelerimiz ayları Muharrem'le, Safer'le, Rebiülevvel'le bilirlerdi. Takvim değiştirmek sadece rakam değiştirmek değildir. Çocuklarımıza Hz. Muhammed'in (sav) hicretini anlatmak, Hicret'in hangi şartlarda gerçekleştiğini konuşmak, yeni Hicrî yılı muhasebe vesilesi yapmak, geçen yılı sorgulamak ve gelecek yıl için niyetlerimizi tazelemektir. Rabbim Hicretin 1448. yılını, korkunç zulümlere maruz kalan Müminlerin selametine, hidayete kabiliyeti olmayan zalimlerin ise helâkine vesile eylesin.

18 Haziran 2026 00:00

Köşe Yazarı

Zafer Takı'nın Gölgesinde: Paris'in Taşları Ne Anlatıyor?

Seyahatimizin vesilesi, 15-19 Haziran tarihlerinde düzenlenen uluslararası savunma sanayi fuarıydı. Paris'in kalbi sayılan Şanzelize Bulvarı'nın başlangıcında yükselen Zafer Takı, ilk bakışta yalnızca görkemli bir anıt gibi görünür. Napolyon Bonapart, Austerlitz Zaferi'nin ardından Fransız ordularının şanını ebedîleştirmek amacıyla bu yapının inşa edilmesini emrediyor. Zafer Takı ancak 1836 yılında tamamlanabiliyor. Mimari açıdan bakıldığında Roma İmparatorluğu'nun zafer taklarının etkisi açıkça hissediliyor. Kabartmalarda Fransız Devrimi'nin izleri, Napolyon savaşlarının sahneleri ve Fransız askerlerinin kahramanlık hikâyeleri işlenmiş. Birinci Dünya Savaşı'nda hayatını kaybeden ve kimliği tespit edilemeyen Fransız askerlerini temsil eden bu mezarın başındaki ateş, 1923 yılından bu yana hiç söndürülmeden yanıyor. Bu yönüyle Zafer Takı yalnızca bir zafer sembolü değil, aynı zamanda bir hatırlama ve vefa mekânı. Belki de bu yüzden Paris'te en çok aklımda kalan şey, Zafer Takı'nın kendisi değil; gün batımında onun gölgesinde hissedilen tarih duygusu oldu.

16 Haziran 2026 00:00

Köşe Yazarı

Gördüğüne Değil, Doğruladığına İnan!

Kırık dökük mesajlar gönderir, kötü hazırlanmış sahte siteler kurarlardı. Oysa gördüğünüz görüntü de, duyduğunuz ses de tamamen sahte olabiliyor. Sahte haberlerle dikkatimizi çekiyorlar. Sahte görsellerle bizi ikna ediyorlar. Üstelik bu tehdit sadece bireysel değil.

15 Haziran 2026 00:00

Köşe Yazarı

Çanlar Batı İçin Mi Çalıyor?

Teknoloji Batı'nın, finans Batı'nın, yazılım Batı'nın, gökyüzü Batı'nın, denizler Batı'nın... Ve bu devrimin adı Çin. Çin artık sadece üretim yapan bir ülke değil; kuralları yazan, standartları belirleyen ve alternatif sistemler inşa eden bir güç haline geliyor. Aynı zamanda Batı'ya olan bağımlılığını birer birer terk ediyor. BeiDou ile kendi navigasyon ağını kuruyor. Oracle'ı terk ediyor. İspanyol İmparatorluğu da... Britanya da... Bugün ise benzer bir sınavın içinde Amerika bulunuyor. Kendi ödeme ağını kurması... Sadece teknoloji meselesi değildir. Ve o çanlar, artık Pekin'den yankılanıyor.

11 Haziran 2026 00:00

Köşe Yazarı

Öğretmen Kürsünün Arkasında Gizlenen Nankörlük Ve Toma Üzerindeki Militanlık

Bir milletin ruh kökü, geleceğini teslim ettiği sınıflarda şekillenir. Ancak bugün o makamların arkasına saklanan ideolojik körlük, manevi değerleri içten içe kemiren bir nankörlüğe ve sokak anarşizmine dönüşmüşse, durup derinden bir muhasebe yapma vakti gelmiş ve hatta geçiyor demektir. Eğer bu tipler, "zulüm 1453'te başlad"ı diyen, (günümüzdeki temsilcileri FETÖ bulaşığı) "Bizans Artıkları" ise normaldir. Bir İmam-Hatip Lisesi'nde müdür yardımcılığı gibi hassas bir makamı işgal eden bir şahsın, her ay maaşını tıkır tıkır aldığı devletin, orada asayişi sağlamak için görevlendirdiği Asayişten sorumlu Emniyet Biriminin timlerinden birine ait bir TOMA'nın üzerine bir sokak militanı gibi tırmandığını gördük. Ardından elini kolunu sallayarak, hiçbir şey olmamış gibi yine o masum çocukların karşısına çıkacak. Çünkü bu ülkenin sırtına bindirilmiş en ağır yüklerden biri olan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, yüz kızartıcı bürokratik bir suç olmadıkça bu tarz ideolojik militanları sistemin dışına atmaya müsaade etmiyor. Bunun ne AB uyum yasalarıyla ne de evrensel özgürlüklerle bir çelişkisi vardır; bu tamamen bir kurumun varlık amacına, mayasına ve o millete olan namus borcuna saygı meselesidir. İmam Hatip Okulları böyleyse, varın siz diğer okulların halini düşünün. En azından İmam-Hatip gibi hususi misyonu, milli ve manevi bir davası olan okullara öğretmen tayin edilirken, mesleki puanların ötesinde temel ahlaki, fikri ve itikadi şartlar aranmalıdır.

06 Haziran 2026 00:00

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

Adalar Denizi'nde Yeni Kuşatma Oyunu

Bütün bunlar tesadüf değildir. "Mavi Vatan" doktriniyle deniz yetki alanlarını korumaya çalışan Türkiye'ye karşı yeni nesil bir çevreleme modeli devreye sokuluyor. Yeni dönemin savaş dili budur. Karşı cephe, Türkiye'yi sürekli alarm halinde tutarak: Ama unuttukları bir şey var: Türkiye artık eski Türkiye değil. Doğu Akdeniz'de bilek güreşi sertleşecek. Fakat mesele artık sadece askerî üstünlük değildir.

01 Haziran 2026 00:00

Köşe Yazarı

27 Mayıs: Tank Paleti Altında Ezilen Millet İradesi

Takvimlerde sıradan bir tarih gibi görünür. 27 Mayıs Darbesi, 27 Mayıs 1960 tarihinde yapılan ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde gerçekleşmiş ilk askerî darbe. Ayrıca 27 Mayıs Askerî Müdahalesi,[27 Mayıs İhtilali veya 27 Mayıs Devrimi olarak da anılır. Başbakan Adnan Menderes, Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edilmiş ve Cumhurbaşkanı Celal Bayar ile bazı hükûmet üyeleri tutuklanmıştır. 235 general ve 3.500 civarında subay emekliye sevk edilmiş, üniversitede bulunan 147 öğretim üyesi görevden alınmış[ve bazı üniversiteler kapatılmıştır. Türk demokrasi tarihinin kara lekelerinden biri olan, Anayasa ve TBMM'nin feshi, ülkenin başbakanı ve iki bakanının idamıyla sonuçlanan 27 Mayıs 1960 darbesinin üzerinden 66 yıl geçti. Çünkü o, bu ülkenin sadece buğday eken, pamuk satan, dışarıdan alan bir "tarım memleketi" olarak kalmasını istemiyordu. Fabrika diyordu. 1960 Temmuz'unda SSCB'ye gitmeye hazırlanıyordu. Resmî kayıtlarda "kaza" yazıyordu. Ama hedef ayakta kalmıştı. Çanakkale'de ilk şehitlikleri yapan subay. Cebinden para harcayıp ilk Çanakkale şehitliğini yaptıran, 1950-1956 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı yapmış olan Nuri Yamut Paşa, 29 Mayıs 1960'da tutuklandı Askeri darbe yaparak demokrasiye son veren Amerikan yetiştirmesi haydut subaylar tarafından evinden yaka – paça dövülerek alınmak suretiyle Yassıada'ya götürüldü. Ve idamla yargılanırken 5 Haziran 1961'de, Yassıada'da hapiste öldü. New York Times'ın satır aralarında dolaşan mesaj açıktı: "Politikasını değiştirmezse, sonuçlarına katlanır…" Bu insanlıktan nasibini almamış nefret kokan, mafyatik dilin bu günün mağrur ve pervasız mirasçısı, soykırımcı İsrail destekçisi ve işbirlikçisi, Alman İskoç kırması yaşlı kovboyu da aynı dili kullanıyor. Bu cümle sıradan değildi. Bugün artık daha net görüyoruz: 27 Mayıs sadece askerî bir müdahale değildi. Bu, Türkiye'nin kendi yönünü çizme iradesine vurulan sert bir darbeydi. Mesaj açıktı: "Kendi başınıza kalkınamazsınız. Kendi rotanızı çizemezsiniz. Size çizilen sınırların dışına çıkamazsınız." Ama tarih bir şeyi de gösterdi: Milletin iradesi bazen tanklarla bastırılır… O günün, 1950'den beri büyük bir farkla sandıkta yenilerek muhalefete düşmüş iktidarı yeniden ve yasal olmayan yollardan alabilmek için darbeleri teşvik eden CHP'si, her şeye rağmen, 1973'lere kadar (koalisyon ortaklığı hariç) bu aziz milletin oyu ile iktidar yüzü göremedi.

31 Mayıs 2026 00:00

Köşe Yazarı

Kibbutz'dan Firar Eden Vicdan: Terör Devletinin En Büyük Kabusu Zohar Regev

Özellikle, 7 Ekim 2023 Aksa Tufanı olayından sonra, on binlerce ölü ve o sayının iki katı Gazzeli Müslümanın, aç- susuz – soğukta – sıcakta alçakça işkenceler altında, uğradığı soykırım ve mezalime duyarsız kalmaya devam eden, Türkiye ve bazı Müslüman ülkelerde İsrail'e boykot çağrılarına kulak asmayan, (sözde) Müslüman başörtülü kadınların ve muhafazakar erkeklerin Starbucks Caferlerde kahvelerini keyifle yudumlamaya devam etmelerinden duyduğum üzüntüye karşı, Zohar Regev'in bu asil duruşunu anlatmak, bu yazıyı kaleme almak bir ibret vesikası hükmündedir. Soykırımcı Terör Devleti İsrail'in bugün " hain " damgası vurarak mahkeme salonlarında zincire vurduğu Zohar Regev, tam da bu sarsıntının, sistemin kalbinde açılan o devasa ahlaki çatlağın ete kemiğe bürünmüş halidir. Bu görüntü, modern dünyanın " demokrasi vahası ", " hukuk devleti " diye yıllardır milyarlarca dolarlık bütçelerle pazarladığı o cafcaflı vitrinin arkasındaki karanlığı tek bir saniyede faş eden edebi bir vesikadır. Ancak bu hikâyeyi asıl sarsıcı kılan şey, Zohar Regev'in kimliğidir. O, dışarıdan gelen, kolayca " düşman propagandası " denilerek kenara itilebilecek bir yabancı değil. İşgalci – soykırımcı Terör Devletinin resmi tarih tezleriyle, "tek haklı biziz" ninnileriyle şekillendirildi. Ama kendi içlerinden bir İsraillinin, vicdanı hala temiz kalabilmiş bir vatandaşın ayağa kalkıp Ayn Rand'ın deyimiyle " kralın çıplak olduğunu " haykırması ölümcül bir tehlikedir. Topluma şu mesajı vermek istiyorlar: "İçimizden biri gerçeği söylerse, sonu böyle olur." Dünyanın büyük kısmı ekran başında üç maymunu oynarken, Batılı hükümetler bir yandan "insan hakları" nutukları atıp diğer yandan o bombaları taşıyan uçaklara mühimmat sağlarken, uluslararası hukuk denilen yapı güçlülerin çıkarına hizmet eden boş bir dekora dönüşmüşken; Regev tüm dünyayı karşısına alıp şu cesur cümleyi kurmuştur: "Ben sizin yalanlarınıza ortak olmayacağım." Bu duruş, İsrail'in içinde de her şeye rağmen vicdanını, merhametini ve insanlığını kaybetmemiş, devletinin işlediği suçlardan derin bir hicap duyan o sessiz ama onurlu azınlığın çığlığıdır. Bugün Tel Aviv mahkemelerinin "hain" ilan ettiği Zohar Regev, yarın tarih kitapları yeniden yazıldığında, insanlığın ortak vicdan defterine bambaşka bir sıfatla kaydedilecektir. Bir imparatorluğu yıkmak için binlerce tanka ihtiyacınız olmayabilir; bazen tek bir insanın, o devasa çarkın dişlileri arasından çıkıp " Hayır! " demesi yeterlidir.

29 Mayıs 2026 00:00

Köşe Yazarı

Tarihin En Büyük Sahne Hilesi: 1789'un Gizli Rejisörleri

Paris sokaklarında 237 yıl önce yankılanan ses, sadece bir kralın tahtından düşüşü değildi; yüzyıllardır Avrupa'nın ruhunu, zamanını ve inancını şekillendiren koca bir çağın parçalanışıydı. Kendisini "halkın dostu" olarak pazarlayan ama ruhunun derinliklerinde Katolik Kilisesi'ne ve Hıristiyanlığa karşı derin bir intikam ateşi besleyen, dışarıdan devrimci bir Fransız görünümlü, fanatik Yahudi Maximilien Robespierre, bu kanlı tiyatronun başaktörüydü. Haftayı 7 günden 10 güne çıkararak pazar gününü, yani Hıristiyanlığın kutsal dinlenme gününü takvimden sildiler. Robespierre, Hıristiyanlığın külleri üzerinde "Yüce Varlık Kültü" adını verdiği, ipleri kendi elinde olan yapay bir devlet dini kurdu. Kutsal olan ne varsa ahırlara, depolara ve sözde "Akıl Tapınakları"na çevrildi. Fransa'da Robespierre'in giyotiniyle başlayan süreç, Rusya'da Çar'ın kurşuna dizilmesiyle, Osmanlı'da ise hilafetin ilga edilmesiyle, tarihsel köklerini, milli ve manevi değerlerini tahrip ederek, aynı amaca hizmet etti: Ulusları imansızlaştırarak, küresel bir elit tabakanın yönetebileceği "yeni bir insan" tipi yaratmak. Bugün modern dünyayı anlamak, 1789'u sadece bir "özgürlük yürüyüşü" olarak okumaktan değil; Avrupa'nın ve dünyanın Tanrı, devlet ve halk kavramlarının hangi gizli laboratuvarlarda, kimler tarafından yeniden tasarlandığını görebilmekten geçer.

28 Mayıs 2026 00:00

Köşe Yazarı

Eğlence Gemisi Yalanından Balistik Füze Kumarına: Varyag'ın Türk Boğazları'ndaki Gizli Hikayesi

Sovyetler Birliği'nin çöküşüyle Ukrayna tersanelerinde paslanmaya terk edilen bu devasa uçak gemisi, görünürde Hong Konglu bir iş adamı tarafından "yüzen bir kumarhane" yapılmak üzere 20 milyon dolara satın alınmıştı. Türkiye, Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin verdiği haklı yetkiyle ve İstanbul'un güvenliğini öne sürerek bu 306 metrelik dev kütlenin geçişine tam 16 ay boyunca direndi. Pekin yönetimi, o dönem ekonomik krizle boğuşan Ankara'ya adeta bir "cennet vaat etti." Türkiye'ye her yıl en az 2,5 milyon Çinli turist gönderilecek, milyarlarca dolarlık döviz girdisi sağlanacaktı. Perde arkasında ise Türkiye'nin o dönem çok ihtiyaç duyduğu balistik füze (bugünkü J-600T (6.000 Km menzille ulaşan Yıldırımhan ve Bora füzelerinin temeli) teknolojisi transferi konuşuluyordu. 1 Kasım 2001'de İstanbul Boğazı trafiğe kapatıldı, Varyag 16 römorkörün eşliğinde nazlı bir gelin gibi geçti gitti. Türkiye, Çin'e dünya denizlerinde "süper güç" olma biletini adeta altın tepside sunarken, karşılığında aldığı teknoloji bu stratejik sıçramanın yanında devede kulak kaldı. 2012 yılında "Liaoning" adıyla Çin'in ilk aktif uçak gemisi olarak denize indi.

27 Mayıs 2026 00:00

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha