×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Yürüyüş

Yakın tarihteki yürüyüşler geliyor aklıma: 1930'da, Gandhi'nin yüz binlerin katılıp 60 bin kişinin tutuklandığı, 400 km'lik, 24 gün süren ve Britanya İmparatorluğu'nu sarsarak Hindistan'a bağımsızlık yolunu açan pasif direnişi: "Tuz Yürüyüşü" 1934-1935: Mao'nun önderliğini pekiştirip Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurulmasının önünü açan, yüz binden fazla kişinin başlayıp on bininin bitirdiği, bir yıl süren 10 bin km'lik "Uzun Yürüyüş". 11 Şubat-11 Temmuz 1978 arasında, "Amerika yerlilerinin anavatanlarından zorla uzaklaştırılmasını sembolize etmek, Kızılderili halkının devam eden sorunlarına dikkat çekmek" için San Fransisco'dan Washington'a 2 bin kişinin katıldığı; Marlon Brando, Jane Fonda, Muhammed Ali, Robert Redford gibi ünlülerin de destek verdiği 5 bin km'lik "En Uzun Yürüyüş". Deniz Gezmiş ve arkadaşları 29 Ekim 1968'de Samsun'dan başlayıp 10 Kasım'da sona eren 350 km'lik "Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü" nün sonunda Anıtkabir'deki deftere, "Amerikan emperyalizmine karşı ikinci milli kurtuluş savaşımızda izindeyiz. Milli kurtuluş savaşımız yok edilemez. Onu yok etmek için bütün Türk milletini yok etmek gerekir" yazdı. 4-8 Ocak 1991: Genel Maden-İş Sendikası'nın Şemsi Denizer'in öncülüğünde maden işçilerinin 300 km'lik "Zonguldak'tan Ankara'ya" yürüyüşüne yüz bin kişi katıldı ve hükümetin düşüşünün yolunu açtı. 12-28 Nisan 2026: Maden işçilerinin Bağımsız Maden İş Sendikası öncülüğünde "Eskişehir'den Ankara'ya" yürüyüşü zaferle noktalandı.

Öner Yağcı

Kaynak: Cumhuriyet

20 Haziran 2026 04:00

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Öner Yağcı

Susmak-konuşmak

Oktay Akbal 1987'de çalışmaya başladığım Cem Yayınevi'nde yayımlanan kitaplardan olan Susmak mı Konuşmak mı?'daki yazılarında susmanın boyun eğmek olduğunu söylüyordu. Aziz Nesin'in "Sus, Konuşma" yazısı geldi aklıma (Nutuk Makinesi): "1915'te doğdu. Evde ağlayamazdı. Hemen annesi, ' Sus!' diye paylardı. Gülemezdi, bağıramazdı. Babası, ' Sus!...' diye azarlardı. Misafir gelince, 'Ayıptır, sus!' derlerdi. Yabancı kimse yokken de evdekiler, 'Başımı dinleyeceğim, sus!' derlerdi. Yedi yaşına kadar bu, böyle sürdü. İlkokula gitti. Derste bir şey soracak olsa öğretmeni, 'Sus!...' diye çıkışırdı. Derse kalksa, 'Ne sorulursa onu söyle, çok konuşma!...' derdi öğretmenleri. On iki yaşına kadar da böylece sürdü. Ortaokula gitti. Ağzını açacak olsa, büyükleri, 'Her lafa karışma!' dediler. Müdür, 'Söz gümüşse, sükût altındır!' vecizesini öğretti. Türkçe öğretmeni, 'İki dinle, bir söyle... Bak, iki kulak, bir ağız var!...' dedi. 'Sus!... Sesini kes!... Çok konuşma!...' On beş yaşına kadar böylece sürdü. Liseye gidiyordu. Burada öğrendiği en güzel şey: 'Essükütü hayrün mineddırdır' sözü oldu. Yani'Susmak, dırdırdan hayırlıdır.' 'Çok konuşma!... Sus!... Kes sesini!...' On dokuz yaşına kadar böylece sürdü. Üniversiteye girdi. Evde, 'Büyüklerin yanında konuşulmaz!' diye öğretiyorlardı. Annesi, 'Söz büyüğün, sus küçüğün!' diyordu. Profesör bir gün ona, 'Dilini tut!...' demişti. Yirmi üç yaşına kadar böylece sürdü. Askere gitti. Onbaşısı, 'Sus len!...' diye bağırdı. Çavuş, 'Dırlanma!' diye azarladı. Yüzbaşı, 'Pısss!... Sısss!...' dedi. Karakola çağırdılar. Polis, 'Çok konuşma!' dedi. Komiser, 'Sus be!...' dedi. İşe girdi. Arkadaşları, işaret parmaklarını dudaklarına koyar, 'Şışşşt!' derlerdi. ' Aman şışşşt... Aman sus, aman başın derde girer. Aman haaa!...' 'Sen her şeye burnunu sokma!...' derlerdi. 'Sen anlamazsın... Sana mı kaldı... Sen sus...' Evlendi. Karısı, 'Aman sus... Sen karışma!...' derdi. Sonra çocukları oldu. Büyüdü çocukları, 'Sen sus baba!... Çakmazsın bu işlerden...' demeye başladılar. Bu adam, biraz benim, biraz sizsiniz, biraz hepimiziz. Eskiden kadınlar, kocalarına kendilerine dırdır etmesinler, çok konuşmasınlar diye eşek dili yedirirlerdi. O inanışa göre, eşek dili yiyenlerin sesi çıkmazdı. Bize de sanki eşek dili yedirmişler. Arayın bakalım, ağzınızda diliniz var mı? Dilimizi yutmuşuz. Dilimizi içimize sokmuşuz. Ağzımız var; dilimiz yok. Şimdi bu biraz bana, biraz size benzeyen adam söz hürriyeti istiyor. Konuşacak. Ama ona, 'Sus!...' diyorlar. İçimden, 'Konuş... Konuş... Konuş be!...' diye bağırmak geliyor. Ama ne konuşacağız, nasıl konuşacağız? Dilimiz nerede?" Pablo Neruda "Buğdayın Türküsü" nü yazmıştı: "Halkım ben, parmakla sayılmayan/ Sesimde pırıl pırıl bir güç var/ Karanlıkta boy atmaya/ Sessizliği aşmaya yarayan -- Ölü, yiğit, gölge ve buz, ne varsa/ Tohuma dururlar yeniden/ Ve halk, toprağa gömülü/ Tohuma durur bir yerde/ Buğday nasıl filizini sürer de/ Çıkarsa toprağın üstüne/ Güzelim kırmızı elleriyle/ Sessizliği burgu gibi deler de -- Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde." Niemüller'in "Susma, sustukça sıra sana gelecek" sözünün sloganlaşması boşuna değildi.

11 Temmuz 2026 04:00

Öner Yağcı

İnsancıl Bir Duruş

Edebiyatı "estetik değerden düşüren okur-yazar ikilisi" ne karşı mücadeleyle doldurdu ömrünü. Düşünen, estetik değerleriyle güzel yapıtlar okuyan insanlar olduğunun bilinciyle "yaşayan, çalışan, direnen, sömürüsüz bir dünyada güzellikler yaratmak isteyen insanlar" için yazdı. "Gelecekteki güzel bir dünyanın estetiği" ni arayarak insan, sanat, felsefe, estetik, eleştirinin soruları ve sorunlarıyla ilgili düşünceler üretip paylaştı: Eleştiri, Rüzgâr, Ekmek, Yıldız Güncesi, Uzak Yolcu, Taşkıran, Deli Dolu Esinlemeler, Soru, Estetik Kalkışma, Aydınlanma İçin Kalkışma, Gerçekçiliğin Estetiği, Kapital'in Mantığı, Estetik Kategoriler/Bilimsel Maddeci Diyalektik Estetiğe Giriş, Marksist Sanat/Yazında Gerçekçilik, Yakup Kadri Karaosmanoğlu: Türk Yazınında Gerçekçiliğin Temel Taşı, Bilimsel Estetik Kategorilere Göre Adnan Özyalçıner'in Öykücülüğü, Tarih Boyunca Toplumsal Bilinç. 4 ciltlik Romanda Estetik Kalkışma (1: Osmanlı'da Toplumsal Değişimin Romanlara Yansıması, 2: Kurtuluş Savaşı-Erken Cumhuriyet Dönemi Toplumsal Değişimin Romanlara Yansıması, 3: Çok Partili Siyasi Yaşam 1946-1970, 4: 12 Mart ve 12 Eylül Sonrası Romanları-Toplumsal Değişimin Romanlara Yansıması) ve onlarca genç yazar bu okulun ürünleriydi. Kasım 1990'da "İnsan İçin" kapağıyla yola çıkmıştı ve Haziran 2026'da 431. sayısı yayımlandı İnsancıl'ın. 2014'te İnsancıl/Kuşatmaya Karşı 25 Yıl'da dergiye "Meşaleyi taşıyan gemi" demişti.

04 Temmuz 2026 04:00

Öner Yağcı

Şeytanla Anlaşma

Al Pacino, Keanu Reeves, Charlize Theron'un oynadığı Şeytanın Avukatı, Andrew Neiderman'ın gerilim romanından uyarlanan 1997 yapımı bir filmdi. "Şeytanla anlaşma" teması 16. yüzyıldan beri Avrupa edebiyatında en çok işlenmiş konulardandır. Faust'la ilgili öykülerden yola çıkan Christopher Marlowe, 1580'de Elizabeth dönemi İngiliz tragedyasının yaratılmasının öncüsü olan Dr. Faustus oyununu yazar (Mitos Boyut). Thomas Mann, 1947'de yayımlanan Doktor Faustus (Can) adlı başyapıtında Faust efsanesini Almanya'nın çalkantıları bağlamında yeniden biçimlendirir. György Lukacs'ın, "modern sanatın trajedisinin örnek bir yapıtı" dediği romanda, zekâsı ve yaratıcılığıyla başarılı olmaya aday besteci Adrian Leverkühn, gerçek büyüklüğe olan tutkusu nedeniyle şeytan benzeri bir varlıkla Faust gibi bir anlaşma yapar.

27 Haziran 2026 04:00

Öner Yağcı

Yurtseverlik Sevdadır

Yakın düşünce tarihimizin bu konudaki çatışmalarla dolu olduğunu söyleyen Günyol, "Yurtsever olabilmek için insan olmak gerek. Önce de insan, sonra da insan" der. "Yurtseverlik çetin bir iştir, ucu bir çeşit kahramanlığa varan bir iş. Çünkü yurdu sevmek sadece bir gönül, duygu işi değil, bir kafa işidir de. Doğrusu insan için yurdunu sevmenin yolu tektir: O da hem yüreğiyle hem kafasıyla sevmek..." der ve Bu Cennet Bu Cehennem adlı kitabına ad olan yazısında da yurtseverliği işler: "Yurt sevgisinin doruğuna erişmiş olan Nâzım Hikmet, 'Bu cennet bu cehennem bizim' derken cenneti de cehennemi de kendimizin yarattığımızı anlatmak istiyordu." Bunun içindir "Biz su katılmamış yurtseverleriz" diyen Nâzım Hikmet'in "Vatan Haini" çığlığı: "Vatan, kurtulmamaksa kokmuş/ karanlığımızdan,/ ben vatan hainiyim..." Barbarlığa, faşizme yelken açanların egemen olduğu bir toplumda, vicdanını yeşertmeye yürüyenler, yaşamı sanatlaştırarak ölümsüzlük arayışına girenler insanlaşma savaşımını kazanmış olanlardır. Yurdumuza Cahit Külebi, "... Öpüp başıma koyduğum/ Ekmek gibisin"; Cahit Sıtkı Tarancı, "Bir memleket isterim/ Yaşadığım, yaşanılan değil,/ Yaşanacak dünya olsun"; Enver Gökçe, "Senin emekçin olaydım/ şen olası türküsü/ dost kokusu, dost selamı Türkiye"; Bedri Rahmi Eyüboğlu, "... Bu her yanı meme bu her yanı dudak bu her yanı gül/ Bu zırnık almadan veren habire veren yediveren gül" der. Turgut Uyar, "Sen vatanımsın, ekmeğimsin" derken Hasan Hüseyin dizeleriyle güzelleştirir yurdu: Yurduna "şahdamarım" diyen Ahmed Arif'in "Vay Kurban" şiirinde de görürüz bu güzelliği: "… 'Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda'./ Yiğitlik, sen cehennem olsan bile/ Fedayı kabul etmektir,/ Cennet yapabilmek için seni,/ Yoksul ve namuslu halka./ Bu'dur ol hikâyet,/ Ol kara sevda" *** Yurtseverlik aşktır, sevdadır; hele bu yurt Cumhuriyetimizse...

13 Haziran 2026 04:00

Öner Yağcı

Kötülük Gibi Umut Ve Cesaret De Bulaşıcıdır

Tek ideolojileri para, paranın sağladığı güç olan Cumhuriyet düşmanı işbirlikçiler, gözü dönmüş yerli misyonerler, "uyuyan güzeller" maşası oldukları emperyalist efendilerine hizmet ediyor. İbn Sina'nın "gül ağacındaki dikenler" dediği kötülüklerin kıskacına alınıyoruz. Üstün Dökmen yazdı ("Dahili ve Harici Bedhahlar", Cumhuriyet, 24 Mayıs 2026): "Bizim kuşak bedhah kelimesiyle Atatürk'ün Nutuk'unda tanıştı. 'Bedhah' kötü niyetli insan demektir. Atatürk, Gençliğe Hitabe'sinde dahili ve harici bedhahlarımızdan söz etmişti. Onun sağlığında ne dahili ne de harici bedhahlarımız Türkiye Cumhuriyeti'ne zarar verebildi. Ona Sevr'i kabul ettiremediler; demiryolları, fabrikalar yaptırmasına engel olamadılar, uçak fabrikalarımızı kapattıramadılar. Ancak o fiziksel varlığıyla aramızdan ayrıldıktan sonra dahili ve harici bedhahlarımız ülkemiz üzerindeki olumsuz amaçlarında başarıya ulaşabildiler." Alper Akçam 31 Mayıs 2026 günkü "Neyin Hırsı Bu?" yazısında, "Bir insan kendini halkın gözünde daha da 'kötü' kılabilmek için neden bu kadar uğraşır?" dedi: "Yazıklar olsun makam hırsı ya da çıkar için bu ülkeye, bu halka kötülük edenlere. Yazıklar olsun hâlâ bu oyunu tepki vermeden izleyenlere, yazıklar olsun hayatın gerçeklerine sırtını dönenlere. Selam olsun adalet için, özgürlük için, demokrasi için el ele, ses sese verenlere..." Walt Whitman'ın şiirini "Pes Etmiş Bir Avrupalı İhtilalciye" adıyla çevirmişti Can Yücel: "Dayan be kardeşim, dayan be bacım!.../ Devam ateşe!... Hürlük uğruna bu, kıran kırana!.../ Hürlük dediğin pes etmez öyle bir iki bozgunla; hürlük dediğin pes etmez zaten/ Halkın ilgisizliği, nankörlüğü ve döneklik edenler hep bir yana.../ Pes etmez öyle tekmeye, yumruğa, topa, tüfeğe, ceza kanunlarına.../ Bel bağladığımız, inandığımız şey o... Var olagelmiş... O oldum olası... O dört iklim dört köşe.../ Ne gel gel etmiş, ne gelirim demiş, oturmuş ışığa karşı öyle huzur içinde, huzur içinde, dosta düşmana karşı/ Sabır taşı öyle beklemiş, beklemiş eşref saati." Eşref saati geldi; halk "kontrollü demokrasi", "ümmet modeli", "devlet aklı", "sultanlık", "saltanat" değil Cumhuriyet istiyor. "Tevekkül" le, inanç sömürüsünün, politik bombardımanın etkisiyle suskunluğa, vurdumduymazlığa sürüklenen insanlar umutla doluyor, ayağa kalkıyor; "Bir millet uyanıyor".

06 Haziran 2026 04:00

Öner Yağcı

İnsana Yakışan

Yaşadıklarımız; Osman Selim Kocahanoğlu'nun deyişiyle "tarihin doğurduğu adam"ı n emanet ettiği Türkiye Cumhuriyeti'nin yok edilmesini de içeren haritanın gerçekleşmesi adımlarıdır. Var oluşunu laik Cumhuriyetin yıkılışında bulan ve yıllardır ABD'ce beslenen dinci akımların artık siyasal iktidara tırmanmış olduğu, Emre Kongar'ın tanımıyla "ucube şahsım devleti" ne dönüştüğü gerçekliğinde sarsılırken yurdunu sevenler çığlık atıyor. Yapılması gereken, emperyalizmin "böl ve yönet" ine karşı, "İşbirlikçileri olmasa emperyalizmin bir ülkenin başına bela olması mümkün değildir" gerçeğiyle yurtseverlik temelinde insan olma davasını yükseltmektir.

30 Mayıs 2026 04:00

Öner Yağcı

İki Dost Aydına Armağan Kitap

47 yıllık öğretmenliğine yarım yüzyıl boyunca gazete ve dergilerde yazılar; yurdun pek çok yerinde konferanslar, sunumlar, radyo ve TV programları, dergi yöneticilikleri ve sayısı 50'ye ulaşan kitap ekledi Ahmet Özer (d.1946). *** Nermin Küçükceylan'ın "koca yürekli ağabey" dediği Ahmet Özer için hazırladığı örnek "armağan kitap" ta, onlarca edebiyatçımızın gözünden onun Cumhuriyet değerleriyle yüklü soluk soluğa ömrüne tanık oluyoruz: Gazeteciliğine, çıktığı arşiv yolculuğuyla yakın dönem tarihimizi aydınlatan çalışmalarını ekleyen Yaşar Aksoy' un (d.1947) ilk göz ağrısı şiirdi: Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Şiirleri, Anıtkabir Destanı, Gazi Türküsü, Meserret Serçesi, İzmir Şiirleri, Siyah Şarkılar, Alsancak Şiirler, Paristanbul ve Dokuz Eylül Vapuru (toplu şiirler). Yakın tarihimizle ilgili Sanayide Modern Planlama Teknikleri, Kalpaklı Kalkınma/ Atatürk'ün Ekonomi Devrimi, Kate Palemos/Türk-Yunan Barışı, 1915 Soruda Ermeni Komşum, Kıbrıs Direnişi ve Çözüm, Hasan Tahsin/Yürekler Selanik, Gâvur Mümin/Gazi Paşa'nın Casusu, İstiklal Süvarisi/ Teğmen Ali Rıza Akıncı'nın Anıları, Efeler İsyanı, İzmir 1922 Yangını, Vatan Yahut Cumhuriyet, Elveda Selanik ve 1917 Yangını, Şakirpaşazade Halikarnas Balıkçısı Ailesi adlı kitaplara imza attı. Cumhuriyetin izlerini, Ege'nin, İzmir'in ruhunu kitaplarına taşıdı: İzmir'in Son Yüzyılı ve Süleyman Ferit Eczacıbaşı'nın Yaşamı, İzmir İktisat Kongresi, İzmir Rehberi, Karşıyaka ve KSK Tarihi, Bir Aşkın Hikâyesi Karşıyaka, İzmir'i Sevme Sanatı, İzmir Sevgisi, Aydınlar Kenti İzmir, 5000. Yılda İzmir, Fuar Tarihçesi, Smyrna-İzmir/Efsaneden Gerçeğe, İzmir Stratejik Planı (Prof. Kenan Mortan'la), Asansör ve Dario Moreno Anıları, Soğukkuyu-Bahariye/Karşıyaka Hatıraları, Hayatım Kitap, Kitap Kültürü, Kuvayı Milliye, 9 Eylül'de İzmir'e Bayrak Çekenler, Vuruldum Hikâyene, Asırlar Boyunca Kâinat ve İzmir, Halikarnas Kadırgası, Ege Kültürü, Ege Sevgisi, Ege Sanayi Tarihi.

23 Mayıs 2026 04:00

Öner Yağcı

Öğretmen Yetiştirme

Profesyonel kamu görevi niteliğindeki öğretmenlik mesleğinin Fransız Devrimi'nin ürünü olduğunu söyleyen Dr. Niyazi Altunya, Türkiye'de Öğretmen Yetiştirme Deneyimi 1848-2018 (Öğretmen Dünyası) adlı yapıtının girişinde şöyle diyor: "Öğretmenlik mesleği ile öğretme sanatı aynı şey değildir. Çünkü öğretmenin görevi, belli bilgi ve becerileri öğretmekle sınırlı olmayıp çok kapsamlıdır: Çocuğun gelişimine yardımcı olmak, onu koruyup kollamak, ona yurttaşlık bilinci kazandırmak, onun topluma uyumunu sağlamak ve en önemlisi onun aklını özgürleştirerek yön duygusu kazandırmaktır. Kısacası öğretmen, birey ve toplumun ortak çıkarını gözeterek çalışan bir kamu görevlisidir." Öncesinden başlayıp Cumhuriyet dönemi öğretmen yetiştirme serüvenimizi aktararak Türkiye'nin bu konuda büyük deneyim ve birikime sahip olduğunu söyleyen Altunya, bugün öğretmen yetiştirmede yaşadığımız sorunları sıralıyor. İsa Eşme, Türkiye'de Öğretmen Yetiştirme/ Dünü, Bugünü, Geleceği (Cumhuriyet Kitapları) adlı kitabında, öğretmen yetiştirme tarihimizi özetliyor ve "Öğretmen yetiştirme üniversite bünyesinde yapılmalı. Eğitim üniversitesi kurulmalı" deyip özelliklerini sıralıyor: "Öğretmen yetiştirme formasyon eğitimine indirgenmemeli. Arz-talep dengesi asıl alınmalı. MEB ile işbirliği yapılmalıdır." Öğretmenliğin yerini sorgulayanlara seslenen Türkiye'de Öğretmen Yetiştirme (L. Işıl Ünal-Adnan Gümüş-Celal Gürbüz-Mehmet Durdu Karslı-Sibel Güven-Mehmet Yıldızlar-Mustafa Sağlam-S. İlhan Sezgin-Mehmet Taşpınar-Ayhan Ural, Pegem Akademi) adlı çalışmada, "Öğretmen yetiştirmenin tarihi, programları, politikaları, felsefesi genişliğine ve derinliğine" inceleniyor.

16 Mayıs 2026 04:00

Öner Yağcı

Özne Öğretmen

"Öğretmenler, insan topluluğunun en özverili ve saygıdeğer unsurlarıdır. "Toplumun düşmanı cehalet, cehaletin düşmanı öğretmenlerdir. "Yeni kuşak, en büyük cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır. "Ülkemizi gerçek hedefe, gerçek mutluluğa kavuşturmak için iki orduya ihtiyaç vardır: Biri vatanımızı kurtaran asker ordusu, diğeri ulusumuzun geleceğini yoğuran irfan (bilim, kültür) ordusudur." "Bir topluluk, ulus olabilmek için mutlaka eğiticilere, öğretmenlere muhtaçtır. "Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet, henüz bir millet adını alma yeteneğini kazanamamıştır. "Ordularımızın kazandığı zafer, sizin eğitim ordularınız için yol açtı. "Cumhuriyet; sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister. "Öğretmenler; yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcilerini, sizler yetiştireceksiniz ve yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır." Cumhuriyetin sağlam temellerinin atıldığı dönemin Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati kendini öğretmenlerin toplumdaki saygınlığını artırmaya adamıştı. Maraş milletvekillerinin şikâyet ettiği milli eğitim müdürüne şu telgrafı çekti: "Bu yakınmalar sürerse seni oradan başka ve daha büyük bir ile atayacağım. Ancak bu güzel girişimlerinden vazgeçersen seni maarif müdürlüğü görevinden alırım." Bir öğretmen Kemah'ın İhtik bucağında köylülere baskı yapan bucak müdürünü eleştirdiği için valilikçe şikâyet edilince İçişleri Bakanlığı'na "Valiniz öğretmenime bir daha böyle haksız davranırsa onu valilikten almanızı rica ederim" yazdı ve öğretmene şöyle bir telgraf çekti: "Hakkınızdaki yazılara verilen yanıt ilişiktir; ona göre davranmanız gerekir, gözlerinizden öperim." İlkokul öğretmenlerinin aylığını alamadığını öğrenince İçel valisine, "24 saatte öğretmenlerin aylıklarını ödeyemezsen, onların hepsini, bunu yapabilen bir ile atayacağım" diye telgraf çekti. Ertesi gün maaşlar ödenince içişleri bakanına, "Bu vali, öğretmenlerin aylıklarını ödeyebiliyor idiyse neden böyle geciktirdi; ödeyemiyor idiyse nasıl olup da böyle kısa bir sürede ödedi" diyerek öğretmene saygı ve ilgi duymayan bir valiyle çalışamayacağını söyledi ve görevinden aldırdı. Gazi Eğitim Enstitüsü'nün kurulması öncesinde "Para yok" diyen maliye bakanına, "Ben maarif vekiliyim, vazifem mektep açmaktır.

02 Mayıs 2026 04:00

Öner Yağcı

Emperyalizmin Ahlakı

Adı 1940'lardan beri duyulan " Amerikan yaşam biçimi ", ürünleriyle, günlük yaşam biçimiyle, alışkanlıklarıyla ve her şeyiyle egemenliğini perçinledi. Emperyalizmin ideolojik silahı haline gelen iletişim araçları, " ideolojilerin tükendiği ", " ulusların ve ulus devletlerin bittiği " yanılsamasından yola çıkarak etkisi ve gücüyle yaşama biçimini belirler konuma geldi. " Televizyonların aynası " haline gelen insanlardan oluşan toplumlar yaratıldı. Küreselleşen emperyalizmin, insanlığın yaşama biçimine müdahalesi, dayatması, baskısıyla var olan kültürleri yağmalaması, özünü boşaltması, egemenliği altında tutması, yok etmesi demektir kültür emperyalizmi. Tüm bunların yanı sıra ülkemize uygun görülen yaşam biçimini yerleştirmek için işbirlikçiler adımlar attı: Anaokullarından başlayarak tüm okullarda dinsel eğitim; binlerce imam hatip okulu, on binlerce Kuran kursu, sayısı 100'ü geçen ilahiyat fakültesi, yüz bine yakın cami, yüz binlerce din görevlisi, yüzlerce tarikat, cemaat, dernek, vakıf; öğretmen yerine imam; dinsel yayın yapan onlarca televizyon, yüzlerce radyo, binlerce kitap, dergi... Tekellerin (paranın, tüketimin, reklamın) belirlediği, insana ve insanlığa yakışmayan bu kendini dayatan, çürüyen " kültür "; akla, bilime, sanata, düşünceye, aydınlığa yönelttiği saldırıya devam ediyor. Yaşanan " ahlaki çürüme " değildir.

25 Nisan 2026 08:35

Öner Yağcı

Savaş-5: 'Rezistans'

2. Dünya Savaşı'nda Aydınlanmanın, cumhuriyetin, özgürlük, eşitlik, kardeşlik sloganlarının beşiği olan Fransa'nın başına Nazi belası gelince "Ulusal kurtuluş umudu yalnızca halktır" çağrısıyla "Rezistans" doğdu. Rezistans'la Fransız ulusal marşı "Marseillais"; işçisi, öğrencisi, üniversitesi, gazetesi, kadını, aydını, bilim insanı, sanatçısıyla bütünlüklü direnmenin adı oldu. Tektaş Ağaoğlu -Pencere), kurşuna dizilen, asılan, ölüm kamplarında yok edilen milyonlarca insandan 41'inin "son mektuplar" ı var. Rezistansçı şairlerin ve sonradan şair olan Rezistansçıların şiirlerinden (17 şairin 41 şiiri) oluşan Red Türküleri (Çev. Paul Eluard'ın cephede, evlerde, tüm ülkede elden ele dolaşan "Özgürlük" şiiriyle başlayan kitaptaki direnişin marşı kabul edilen "Partizanlar-Direniş Türküsü" adlı şiirinin son dizeleri şöyle: "Islık çalın arkadaşlar.../ Özgürlük gecenin içinde/ Dinliyor bizi..." Louis Aragon'un işgal Fransa'sında silah gibi elden ele dolaşan, direnenlere güç ve umut veren şiirlerinden biri olan "Kızıl Afiş" te şu dizeler de var: "Bir afiştiniz kızıl bir kan lekesi gibi.../ Sizlerden biri konuştu, sessiz sakin/ Herkese mutluluk, kalanlara sevgi/ Ölürken kin yok içimde ey Alman halkı/ Elveda güller, elveda zevk ve acı/ Elveda hayat, rüzgâr, aydınlık.../ Tüfekler çiçek açtığında yirmi üç kişiydiler/ Yirmi üç yürek kendini tümden veren/ Uğrunda ölecek kadar yaşama tutkun yirmi üç insan..." Bir Nazi kampında can veren Robert Desnos'un "Yarın" adlı şiiri şu dörtlükle bitiyor: "Oysa gecenin dibinde, hâlâ tanığıyız/ Günün görkeminin, armağanlarının./ Eğer uyumuyorsak şafağı gözlemek içindir/ Odur kanıtlayacak olan yaşadığımızı şimdi..." Faşizmin ordusuna, işkencesine, zulmüne, silahlarıyla, örgütleriyle karşı duran Rezistansçıların sanatın onurunu koruyup şiiri silah ve bayrak haline getirmesidir bu şiirler.

18 Nisan 2026 04:00

Öner Yağcı

Savaş-4: Sanatların Temeli Barış

"Yazarlar, hükümetlerin savaş yaptıkları kadar hızlı yazamazlar çünkü yazmak düşünmeyi gerektirir" diyen Bertolt Brecht, sava şta taraf olmak ve analık duygusu çatışmasıyla Carrar Ana'nın Silahları'nda sıcağı sıcağına oyunlaştırdığı İspanya İç Savaşı'ndan sonra yazdığı oyunlarla savaşa karşı çığlık attı. Hitler'in yönetimi ele geçirmesini gangster çevrelerine uyarladı: Hitler Rejiminin (III. Reich'in) Korku ve Sefaleti. / Bunu sen bileceksin./ Bunu biz bilecek, biz seçeceğiz./ Bir de düşün ' Yok!' dediğini:/ Düşün ki savaş geçmişin malı/ ve barış taşıyor gelecekten."

11 Nisan 2026 04:00

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha