×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

Üstad, Ümid Ve Nur Müjdelemiştir (3)

06 Haziran 2026 00:35

"…itikadım ve yakînimdir ki [Kesin olarak biliyorum ki] hak neşv-ü nema bulacaktır-eğer çendan toprak altında gizlense… Ve taraftar ve mültezimleri [Bu davaya üstlenenler] muzaffer olacaklardır-Eğer çendan zaman ve zeminin merhametsizliğinden, az ve zayıf olsalar [bile]…"1 Hizmetin gelecekte merhametsiz ve hukuk tanımaz bir zaman ve zemin beklediğini ve Kur'ân hizmetinde bulunanların da az ve zayıf olmalarına rağmen muzaffer olacaklarını, söyleyerek ümitleri daima taze tutmaya devam etmiştir. İhlâs Risalesinde; "…şiddetli düşmanlar ve savletli bid'alar mukabilinde…bizler gayet az, ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur'âniye omuzumuza ihsan-ı İlâhî tarafından konulmuş…"2 diyor ve Emirdağ Lâhikasında; "Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve manevî ordusu, yalnız ihlâs ve sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahip bir kısım şakirtlerdir. Ne kadar az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar" 3 "Said elli bin nefer kuvvetindedir; onun için serbest bırakmıyoruz" diyen ehl-i dalâlet ve zındıkaya karşı da şöyle der: "Eğer korkunuz mesleğimden ve Kur'ân'a ait dellallığımdan ve kuvve-i maneviye-i imaniyeden ise elli bin nefer değil, yanlışsınız, meslek itibarıyla elli milyon kuvvetindeyim, haberiniz olsun" 4 diyerek ehl-i dalâletin evhamlarını boşa çıkarır. 1- Muhakemat, s. 23. 2- Lemalar, s. 390. 3- Emirdağ Lahikası, s. 456. 4- Mektubat, s. 120.

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Filtreleme Haberleri

Berk Mühürdaroğlu

Perakendenin Gümüş Yılı

​Perakende dünyasının nabzını tutan, sektörün pusulası kabul edilen Perakende Günleri, bu yıl tam 25. 3-4 Haziran tarihlerinde Haliç Kongre Merkezi'nin tarihi atmosferinde gerçekleşen bu buluşma, sadece bir etkinlik değil, aynı zamanda Türk perakendeciliğinin son çeyrek asırdaki evriminin de bir belgesi niteliğindeydi. Bu ikilem, aslında sektörün bugününü özetliyor: Köklerine sadık kalarak, dijitalin sunduğu sınırsız imkanlara uyum sağlamak ​İki gün boyunca süren oturumlarda;​Omnichannel (Çok kanallı) deneyimlerin artık bir tercih değil, zorunluluk olduğu,​Yapay zekâ tabanlı kişiselleştirmenin müşteri sadakatini nasıl yeniden tanımladığı,​ sürdürülebilirliğin, sadece bir "kurumsal sosyal sorumluluk" değil, artık bir varoluş mücadelesi haline geldiği vurgulandı. ​Bu yılki Perakende Günleri'nden çıkarılacak en net ders şuydu: "Ürün satmak" dönemi çoktan kapandı; artık "anlam ve deneyim satmak" dönemi başladı. ​ Perakende Günleri, 25. ​2. Sürdürülebilirlik: Bir Tercih Değil, Bir Yeterlilik Belgesi ​Yılın en çok vurgulanan konularından biri, "Yeşil Perakende" oldu. ​3. Fiziksel Mağaza: Deneyim Tapınakları ​Bir dönem "mağazalar kapanacak" korkusu hakimdi; ancak Haliç Kongre Merkezi'nde konuşulan vizyon, fiziksel mağazaların birer "deneyim merkezine" (Experience Centers) dönüştüğü yönündeydi.

06 Haziran 2026 00:30

Köşe Yazarı

Esrâr-ı Gaybiye-i Kur'âniyenin Mühim Bir Miftâhı: Rumûzât-ı Semâniyede Tevafukat Bahsi -2

"Latif ve yüksek ve şüphesiz bir tevafuk" üst başlığı ile başlayan Yirmi Dokuzuncu Mektubun Sekizinci Kısmı olan Rumûzât-ı Semâniyenin Birinci Remzi, Üstad Hazretlerinin Birinci Cihan harbinde cephede, at üstünde Arapça telif ettiği, yaklaşık iki buçuk senelik Rus esaretinden İstanbul'a döndükten sonra 1918 yılında bastırılan ilk orijinal (Arapça) İşârâtü'l-İ'caz eserinde basım tarihinden yaklaşık 15 sene sonra "... tevafuk suretinde latif bir işaret-i i'caziyeyi gördük." dediği Elif, te, lam, mim, vav ve lam elif gibi harflerle ilgili tevafuklar, beş küçük remiz ile, izah edilmektedir. Bu Küçük Birinci Remzin sonunda, harflerin ve rakamların denk düşmesi, uygun gelmesindeki sırrı ve esas maksadın ne olduğunu şu cümle ile özetliyor: "Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyan'ın tefsiri, elbette i'cazının cilvesine ayine olur." (Rumûzât-ı Semâniye, s. 87.) Küçük İkinci ve Üçüncü Remizler: Bu kısımlarda Kur'ân ve Lafzullah kelimeleri ve harflerine ait tevafuklar anlatılır: "Matbu baskılı tefsirin diğer bir tevafuku" olarak da, kitabın tamamında 181 adet "Kur'ân" lafzı bulunduğu ve bunların 99 adedinin sayfalarda, diğer bir kısmının da başka sayfalardaki Kur'ân lafzına tevafuk ettiğini beyan eder. Küçük Dördüncü ve Beşinci Remizler: "Vav" ve Kur'ân-ı Hakîm'de Lafzullah ile yapılan yemin ekseriyetle "te" ile başladığından, "te" harflerinin tevafukatının acip bir sırrının açıklandığı bu bölümlerde, Risale-i Nur hizmetinin mazhar olduğu inayet nakledildikten sonra, keşfettiği tevafukatı bir çeşit inayet olarak anlayan Üstad sözü İşârâtü'l-İ'caz tefsirine getirmiş ve "Biz onun için İşârâtü'l-İ'caz tefsirindeki tevafukat-ı harfiyeye ehemmiyet veriyoruz."(Rumûzât-ı Semâniye, s.91) demekte ve "vav" ile "te" harflerinin tevafuklarını anlatmaktadır.

06 Haziran 2026 00:29

Köşe Yazarı

Ordan Burdan...

Aslında "kir" diyecektim, aklıma bir doktor geldi. "O kir değil, buşon" demişti. Bu niye oluyor çaresi yok mu diye sorduğumda "Çaresi yok, tıkanınca gel." dedikleri içinde "Özel hastane para için mi yapıyor?" diye düşünmeden edemedim. "Aradığınız kritere uygun randevu bulunamamıştır" yazısını gördüm. Ben de "Haber verin" dedim. "KBB 4 burada değil bahçeye çık, ilerde..." dediler. Aklımdan, "Herhalde, Dr. Betül hanım ameliyata girdi ki beni başka doktora yönlendirdiler" diye geçti. İsmi Buse olan bu yeni ve farklı bir doktor derdimi dinleyince "Size bir kulak damlası yazıyorum kullanın gelin…" derken lafını ağzına tıkadım. "Buradaki koltuk arızalı, karşı odada Dr. İlayda var ona gidin bu kağıdı verin." dedi. Karşı odada İsminin Dr. Furkan olduğunu öğrendiğim kişi tarafından kulaklarımdaki "serümen" yani "buşonlar" temizlendi…

06 Haziran 2026 00:27

Funda Özkalyoncu

Reha Muhtar Ve Her Nerede Yaşanıyor Ve Yaşatılıyorsan!

Show TV ana haber bülteninde, her gece evlerimize girdi, her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsan cümlesi ile anlattığı haber bültenini kapattı. Televizyonda Reha Muhtar öldü haberini alır almaz, eyvah dedim ve çok üzüldüm. Etrafında binlerce insan vardı. Adam öldü, cenazesinde kimse yok. Adam öldü tamam artık değil mi, susun insanlar, son yolculuklar ve cenazeler asla hesaplaşma yeri değildir. Bu adamın hiç mi beraber yürüdüğü insanlar yoktu, hiç mi emek verdiği kimseler yoktu. Hayatta en önemli duygu vefa duygusudur. Her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsan.

06 Haziran 2026 00:20

Prof. Dr. D. Murat Demiröz

İmparatorluk Kurmanın Bedeli: Fatih'in Ardından Neden Bayezid Geldi?

Fatih'in bir askeri ve örgütçü deha olduğu tartışılmaz. Fatih olmasaydı bugünkü Türkiye de, bugün bildiğimiz haliyle Türk – Osmanlı medeniyeti de olmazdı. Her büyük kurucu iktidar, eski düzeni yıkarak yeni bir devlet kurar; fakat bu yıkım savaş, vergi, kamulaştırma, enflasyon, hukuki baskı ve toplumsal rıza kaybı üretirse, toplum sonunda yeni bir Fatih değil fakat barışçı ve filozof bir Bayezid ister. Fatih Sultan Mehmet Han, Osmanlı tarihinin en büyük kurucu hükümdarıdır. Şimdi aynı dönemin öteki yüzüne bakmak gerekir. Çünkü Fatih dönemi yalnızca fetihlerin, medreselerin, kanunnâmelerin, topların ve imparatorluk ihtişamının dönemi değildir. Fatih'in saltanatı neredeyse kesintisiz bir seferler dönemidir. Fatih'in çağında da mesele büyük ölçüde buydu. Fatih'in en önemli tarihsel hamlelerinden biri, Osmanlı devletini gerçek anlamda merkezî bir imparatorluk haline getirmesidir. Fatih'in kurduğu merkezî imparatorluk modeli, bu alanları devlet lehine daraltmıştır. Başka bir ifadeyle, Fatih Osmanlı'yı imparatorluk yaparken, Osmanlı toplumunda kapitalistik gelişmenin muhtemel taşıyıcıları olabilecek bazı unsurları da zayıflatmış olabilir. Bu, Fatih'in ticareti önemsemediği anlamına gelmez. Fatih'in son dönemlerinde devletin birçok kesiminde bir yorgunluk, bir çekinme, hatta belki de bir "artık yeter" duygusu doğmuş olması mümkündür. Bu yüzden Fatih'in ölümünden sonra Bayezid'in tahta çıkması basit bir hanedan meselesi değildir. Devletin ve toplumun önemli bir kesimi, Fatih'in açtığı büyük tarihsel hamleden sonra daha yumuşak, daha uzlaştırıcı, daha dindar, daha diplomatik ve daha sakin bir hükümdar istemiş olabilir. Bu, Fatih'in mirasının reddi değildir. Bu açıdan Bayezid'i sadece "pasif" veya "savaşçı olmayan" bir padişah olarak görmek haksızlık olur. Bayezid, Fatih gibi büyük bir kurucunun ardından gelen dengeleyici hükümdardır. Fakat tarihin ironisi şudur: Fatih'ten sonra devlet nefes almak için Bayezid'e ihtiyaç duymuştur. Fatih Sultan Mehmet'in büyüklüğü tartışılmaz. Bu yüzden Fatih hem Osmanlı'yı imparatorluk yapan hükümdardır, hem de kendi büyüklüğünün gölgesinde derin bir toplumsal yorgunluk bırakan hükümdardır. Onun ardından Bayezid'in gelişi, Fatih'in yenilgisi değil; Fatih'in kurduğu düzenin nefes alma ihtiyacıdır. Fatih, Osmanlı'ya imparatorluk ufkunu verdi. Ne kadar "hard power", ne kadar askeri ve bürokratik güç, sahibi olsanız da önünde sonunda halkın rızasını almanız gerekir.

06 Haziran 2026 00:15

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

Haftalık Gökyüzü Rehberi: 6-7 Haziran 2026 Hafta Sonu Yıldız Haritası

6-7 Haziran hafta sonu, kozmik sahnede fırtınaların dindiği, ruhumuzun geçiş evrelerini huzurla karşılayacağı, nispeten sakin ama bir o kadar da derin bir dinlenme tesisi işlevi görüyor. Cumartesi Sükûneti: Güneş ve Ay'ın Uyumu 6 Haziran Cumartesi sabahına, Güneş ile Ay arasındaki o nadide üçgen açının getirdiği altın rengi bir huzurla uyanıyoruz. Asıl büyülü geçiş ise 7 Haziran Pazar gününün ilk saatlerinde (00:43 UT) yaşanıyor. Pazar günü adeta evrensel bir "şifa" günüdür. Ancak Pazar günü Ay'ın Balık burcuna geçişiyle on ikinci eviniz aydınlanıyor. Pazar günü ise Ay'ın Balık burcundaki seyri, kalabalıklar içinde bile sezgisel bağlar kurmanızı sağlayacak. İkizler: Cumartesi günü Güneş'in de burcunuzda olmasıyla parlıyorsunuz; kendinizi ifade etmek çok kolay olacak. Gelecek planlarınızı yaparken mantığınızı bir kenara bırakıp, "Bu iş beni ruhsal olarak tatmin ediyor mu?" sorusunu sorun. Yengeç: Yönetici gezegeniniz Ay'ın diğer bir su grubu olan Balık'a geçişi, Pazar gününü sizin için adeta bir cennete çeviriyor. Ancak Pazar günü enerjiniz biraz daha içe dönük, biraz daha gizemli. Başak: İkili ilişkiler, evlilik ve ortaklıklar eviniz Pazar günü Balık burcundaki Ay ile yıkanıyor. Akrep: Pazar günü Ay'ın dostunuz Balık burcuna geçişiyle, aşk ve yaratıcılık evinizde adeta bir havai fişek gösterisi yaşanıyor! Pazar günü dünyanızın merkezine eviniz yerleşiyor. Oğlak: Zihniniz genelde çok somut ve planlı çalışır, ancak bu Pazar Ay'ın Balık burcundaki seyri zihinsel yapınızı yumuşatıyor. Pazar günü ise Ay'ın Balık burcuna geçmesiyle maddi kaynaklarınız ve öz değeriniz gündeme geliyor. Pazar günü Ay burcunuza geçiyor. Suyla vakit geçirin, uzun banyolar yapın ve içinizden gelen o güçlü "bilme" hissine güvenin.

06 Haziran 2026 00:13

Köşe Yazarı

Sadettin Bey'in Ahlak Dersleri, Özgür Bey'in Tokalaşması Ve Ekrem Bey'in Mağduriyeti

Evinin bahçesinde "arıları kaçırmak için" yaktığı o meşhur otlar, saçından çıkan etken maddeler, devletin laboratuvarına itiraz edip kendi laboratuvarını kurma sevdaları falan... Sicil dosyası epey kabarık. Türkiye'nin geri kalmışlığının ihalesini İmam Hatiplilere yıkmaya kalkan da kendisi. "Siz kendinizi ne zannediyorsunuz da bu ülkenin mütedeyyin insanlarını geri kalmışlığın sebebi olarak gösteriyorsunuz? O beğenmediğiniz İmam Hatiplilerin iktidarında bu ülke İHA'lar, SİHA'lar, çipler, solunum cihazları üretti" demiştim. Belli ki onun o çok "modern", çok "çağdaş" dünyasında, İmam Hatiplilere fırça kaymak serbest ama kendisine "Siz önce kendi sicilinize bakın" demek hapislik suç. *** Bakın, İzmir Karşıyaka Belediyesi'nde işçiler 7 aydır maaş alamıyor. Buca Belediyesi'nde 3 yıllık 42 bin lira promosyon için grevler, krizler yaşandı. Maaşları tıkır tıkır ödediği yetmiyormuş gibi, işçisine tek seferde tam 85 bin lira promosyon yatırıyor. Sonra da birileri çıkıp kameralar karşısında "Halkçı belediyecilik biziz, emekçinin yanındayız" diye nutuk atıyor. Ekrem Bey de hemen faturayı kesmiş: "Bu bilinçli bir psikolojik işkencedir!" Yahu yapmayın Allah aşkına. Hava muhalefetinden uçağı rötar yapsa "Bana operasyon çekiyorlar" diyecek kıvama geldi. Hemen birileri çıkıp "Kadın haklarına bir darbe daha" diye feveran etmeye başladı. *** Sancaktepe'nin yeni belediye başkanı Alper Yeğin, Selçuklu motifleri ve hilal taşıyan o anıtı yıktığında, "Yerine 36 metrelik Türk bayrağı dikeceğiz" demişti. Ben de buradan kendisine, "Senin iş birliği yaptığın siyasi akımlar o bayrağı oraya diktirmez, yapamazsın" demiştim. Boyu 36 metre olmasa da, 10 metre civarında olsa da dikmişler. Dün hastane kuyruklarında, IMF kapılarında bekleyen Türkiye'den, bugün "Avrupa'ya tatile gidemiyoruz" diye isyan eden bir Türkiye'ye geldik. Ama dürüst olalım: Ülke "mahvoldu, bitti" diye tweet atanların en büyük derdinin "Paris'te kahve içememek" olması, geldiğimiz refah seviyesinin en net göstergesidir.

06 Haziran 2026 00:05

Mustafa Karaalioğlu

Çözüm Sürecinin Ne Getirmeyeceği Belli Olsa Da

En temel meselemizin, temel meseleleri çözememek olduğunu bir kez daha hatırlayalım. Yılları, on yılları kuşatan ve birlikte yaşanması zor ve maliyetli problemlerimizi çözemiyoruz. Sırtımızdaki ağır yükleri taşıyoruz, bedelini ödüyoruz, yılları kaybediyoruz ama çözemiyoruz. Şüphesiz insanlık için stratejik alanlardan birisi ve Türkiye'nin de bu istikamette imkanları geniş. Eğitim sorununu da çözemiyoruz. "Ev genci" diye bir kavram icat edildi bu ülkede. Tek bir teknoloji sektöründe dünya liginde olmayan ülke burası. Cumhurbaşkanı adayı da sadece "aday" olduğu için hapiste. Çözümsüz meseleler listesinde elde bir umut, çözüm süreci kaldı. Bu büyük meseleyi çözmek için mesai başlamışken muhalefeti hedefe koymak, muhalif liderleri hapse atmak gibi akıl almaz işler gösteriyor ki çözüm süreci asla tam bir çözüm getirmeyecek. Şu kadar senedir tek bir temel mesele çözülememişken, çeyrek asırlık kesintisiz iktidar da bu fırsatı heba etmişken hiç olmazsa Kürt meselesinde çözüm imkanını kaybetmeyelim.

06 Haziran 2026 00:01

İsmet Berkan

İşsizlik Bu Seviyedeyken Seçim Kazanmak Mümkün Mü?

Yanılgı, bir konuşmasında bir türlü "heterodoks" kelimesini söyleyemeyen dönemim Hazine Bakanı Nurettin Nebati'yi küçümsemekten kaynaklanıyor. Oysa, çelişki gibi gelebilir ama Tayyip Erdoğan'a 2023 seçimini kazandıran isim Nurettin Nebati'den başkası değil. Bunu ekonomiyi çok iyi yönettiği, refahımızı arttırdığı için başarmadı Nebati ama "Düzeliyoruz, kurtuluyoruz" algısını yarattı. O yılın sonunda Nurettin Nebati kasada döviz kalmadığını görünce Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı ikna etti ve "kur korumalı mevduat" adı verilen korkunç uygulamaya geçilmek zorunda kalındı. Nisan 2022'de yüzde 70 seviyesinde olan enflasyon yüzde 80'lere kadar tırmandı ama Kasım ve Aralık 2022'den itibaren hızla düşmeye başladı. Mayıs 2023'e, seçim ayına ulaştığımızda enflasyon yüzde 40'a inmişti. Esas önemli rakam geliyor: 2022 yılı sonunda Türkiye'de istihdam edilen, yani iyi veya kötü her ay maaş alabilen, düzenli bir geliri olanların sayısı 30 milyon 752 bin kişiydi. Hayır, 2023 seçiminde Türkler Nurettin Nebati refaha kavuştukları için Tayyip Erdoğan'a koşa koşa oy vermediler. Nurettin Nebati'nin ekonomiye verdiği hasarı 3 yıldır gidermeye çalışıyor Merkez Bankası da, Hazine Bakanı Mehmet Şimşek de. Oysa 2025 yılı biterken istihdam edilen insan sayısı 32 milyon 566 bin kişiydi. Az önce söyledim, 2022 sonunda Türkiye'de 30 milyon 752 bin kişi istihdam ediliyordu.

06 Haziran 2026 00:01

İbrahim Kiras

Bugünkü Manzaramız

Atatürk, 1930'da İsmet İnönü ve Fethi Okyar ile kontrollü bir muhalefet partisi (Serbest Fırka) kurma fikrini tartışırken şunları söyler: "Bugünkü manzaramız aşağı yukarı bir diktatörlük manzarasıdır. Vakıa bir meclis vardır. Fakat dahilde ve hariçte bize diktatör nazarıyla bakıyorlar. (…) Halbuki ben cumhuriyeti şahsî menfaatim için yapmadım. Hepimiz fâniyiz. Ben öldükten sonra arkamda kalacak müessese bir istibdat müessesesidir. Ben ise millete miras olarak bir istibdat müessesesi bırakmak ve tarihe o suretle geçmek istemiyorum." (Osman Okyar-Mehmet Seyitdanlıoğlu, "Atatürk, Okyar ve Çok Partili Türkiye -Fethi Okyar'ın Anıları", İş Bankası Kültür Y., 2007, sh. 103-104) Serbest Fırka'nın akıbeti ayrı bir tartışma konusu ama Atatürk'ün gördüğü "manzara" karşısındaki hoşnutsuzluğu ve "Tarihe o suretle geçmek istemiyorum" demesi dikkate değer olmalı. Devamında şunu söylüyorlar mıdır: "Vardır ama Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçerek meclisin yürütmeyi denetleme yetkisini kaldırdık." Şunu da diyorlar mıdır: "Vakıa bir bağımsız yargı vardır ama bağımsız olduğuna da tarafsız olduğuna da hiç kimseyi inandıramıyoruz…" Sonra şunu da ekliyorlar mıdır: "Vakıa bir seçimli demokrasi var ama bu sahada da cumhuriyetin kuruluşundaki manzaradan ileri seviyede sayılmayız." Atatürk'ün bir muhalefet partisine ihtiyaç duyduğunda arkadaşı Fethi Bey'e ricada bulunup Serbest Fırka'yı kurdurması gibi bugün de ana muhalefet partisinin genel başkanı mahkeme tarafından tayin ediliyor. Dünyada benzeri olmadığı için "Türk tipi" dinilen yeni yönetim modeli çerçevesinde kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, meclis denetimi ortadan kaldırıldı. "Güçlü iktidar, zayıf devlet" sonucunu doğuran bu modelin zaaflarının temel kaynağının kurumsallık başta olmak üzere demokrasi ve hukuk eksikliği olduğu ortada. Gelgelelim bugün "dahilde ve hariçte" görülen manzara, gelecek nesillere miras olarak bırakılmak istenebilecek bir hatıra değil.

06 Haziran 2026 00:01

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.