Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Kültür Sanat Ve Gastronomi Mirasımız
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından temelleri 2021 yılında Beyoğlu Kültür Yolu Festivali adıyla İstanbul'da atılan Türkiye Kültür Yolu Festivali her yıl yeni kentler eklenerek ülkenin en kapsamlı kültür ve sanat etkinliklerinden birine dönüştü. Bu yıl 3 Mayıs'ta başlayan, 26 ili kapsayan festivale TGA'nın koordinasyonunu üstlendiği, yemek kültürünü yansıtan 'Lezzet Noktası' projesi de dahil oldu. BİR SOFRADA SAKARYA Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı olarak 2019 yılında kurulan Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı / TGA kuruluşundan bu yana ülke içinde ve dışında birçok başarılı projeye imza attı. Danışma kurulu üyelerinden olmama karşın aynı tarihlerde başladığımız İncili Gastronomi Rehberi'nin çalışmaları nedeniyle festivalin ancak 4-12 Temmuz arasında yapılan dokuzuncu durağı Sakarya iline gitme fırsatı buldum. Türk mutfağı dendiğinde ilk akla gelen şefimiz Vedat Başaran ve "Topraktan Sofraya Sakarya Mutfağı" kitabının yazarlarından akademisyen Kübra Sultan Yüzüncüyıl'ın ev sahipliğinde, TGA Genel Müdür Yardımcısı Elif Balcı Fisunoğlu, Gökçe Erbatu ve Ezgi Memiş, Cansu Durmaz dört dörtlük bir program kurgulamışlardı. Günümüzde ıslama köfte de yapılıyor. Emekli olunca "Profesör adam döner mi yapar" deseler de aile geleneğini sürdürmeye karar vermiş. ◊ Meşhur Köfteci Mustafa: 1912 yılında kurulmuş, 1952'de bugünkü yerlerine taşınmışlar. Karamelize edilen saf şekere batırılarak fırına atılan Adapazarı simidi ilk kez 1820 yılında yapılmış. ◊ Kazımpaşa Erdoğan Köftecisi: Sahibi Serdar Önaydar... 12 yaşındaki oğlu da 2 yıldır babasının yanında çalışıyor ve şef olmak istiyor. ◊ Tozlu Köfteci: Sakarya'nın 100 yıllık geçmişiyle en eski köftecisi. 15 günde bir İstanbul'a dağıtımı da var. "Toprağımız ve gıdamıza sahip çıkalım" diyen Berin Hanım, SAKÜDA Sakarya Küçük Üretici Ağı'nın da kurucusu.
11 Temmuz 2026 06:29

Şikâyetim Kendimden
Kardeşlerime hep maddi manevi destek olurum, sürekli arayıp sorarım, dertlerini kendime dert edinirim. Güzin Abla merhaba. Ailenin en büyüğü olarak kardeşlerime hep maddi ve manevi destek olmaya çalıştım. Ben, annem ve eşim, kardeşlerime hiç yokluk göstermedik. Eşim çok merhametli bir insan. Dertlerini kendime dert edinirim ama benim de ufak tefek sağlık sorunlarım var. Hiç kimsenin sorduğu bile yok. Şimdi hiç kimsenin maddi desteğe ihtiyacı yok ama manevi olarak desteğe ihtiyaçları olduğunda hep beni ararlar. Eşim bir defa bile "Yeter artık" demedi. Şimdi "Tamam artık, biraz da kendimiz için yaşayalım, hayat gelip geçiyor" diyorum. Sadece açıp bir "Nasılsın?" desinler isterim, o kadar. Kimseye değil, kendime sitemim. Kendi kendime, "Artık yeter, bundan sonra sadece kendim için yaşayacağım" diye sözler versem de hiç sözümü tutamamışımdır. Bu nedenle sevgili okurum, hani derler ya, "Kelin ilacı olsa..." diye. Bu şekilde yetişmediler.
11 Temmuz 2026 06:29


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Türkiye'nin En Büyük İhtiyacı: Devlet Sürekliliği
Türkiye ikinci gruptadır. Türkiye aynı anda Amerika Birleşik Devletleri ile çalışmak zorundadır. Aynı anda Rusya ile de. Suriye iç savaşı henüz tamamen sona ermiş değildir. Son yıllarda Türkiye'nin dış politikada daha bağımsız hareket edebilmesi, farklı güç merkezleriyle aynı anda konuşabilmesi ve kriz bölgelerinde etkili rol oynayabilmesi tesadüfen ortaya çıkmış değildir. Elbette hiçbir lider kalıcı değildir. Türkiye'nin önündeki temel soru, Erdoğan sonrasının nasıl şekilleneceğidir. Bugün tartışmamız gereken konu yalnızca Sayın Recep Tayyip Erdoğan' ın siyasi geleceği değildir. Asıl tartışmamız gereken konu, Türkiye'nin bu zorlu coğrafyada elde ettiği devlet kapasitesini ve uluslararası ağırlığını gelecek nesillere nasıl aktaracağıdır.
11 Temmuz 2026 06:29


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

İyi Sofralar Tek Kişiyle Kurulmuyor
Dünyadaki önemli gastronomi organizasyonlarında artık tek şefli gecelerden çok, farklı mutfakların aynı masada buluştuğu ortak menüler öne çıkıyor. Son yıllardaysa başka bir eğilim dikkat çekiyor. Geçen günlerde Gault Türkiye'nin düzenlediği 'A Table of Signatures' yemeği de tam olarak bunu yansıtıyordu. Bazen iyi bir menünün sırrı en çarpıcı tabağı yapmak değil, son lokmaya kadar aynı dengeyi koruyabilmektir. Dubai'de yıllardır yakından takip ettiğim Orfali, bugün bana göre yalnızca Ortadoğu'nun değil, dünyanın önemli şeflerinden biri. Kardeşleriyle birlikte kurduğu Orfali Bros Bistro, kısa sürede Dubai gastronomisinin en güçlü adreslerinden biri haline geldi; Michelin yıldızı aldı, dünyanın en iyi restoran listelerine girdi ve bölgenin gastronomi algısını değiştiren restoranlardan biri oldu. Suriye'den taşıdığı çocukluk hafızasını, Ortadoğu'nun malzemelerini ve Fransız tekniğini aynı tabakta buluşturabilmesi... İlk bakışta son derece sade görünen o lokma, katman katman açılan vurucu tatlarıyla geceye güçlü bir imza attı. Ardından Maksut Aşkar'ın 'Yaz Türlüsü' geldi. Japon tekniğini yaz mevsiminin hafifliğiyle buluşturan bu tabak, menünün ritmini bozmadan nefes aldıran önemli geçişlerden biri oldu. Dört farklı tabak hazırlamak zaten zor bir görev. Pek çok işletmenin sezon sonunda kepenk indirdiği bir şehirde, Karma'yı yalnızca yaz aylarında çalışan bir restoran olmaktan çıkarıp 12 ay açık tutmayı tercih etti. Bu sezon Karma Bodrum merkezde yoluna devam ederken, Mesa Konutları içinde açılan WAM ise şimdiden Bodrum gastronomisinin dikkat çeken yeni adreslerinden biri olmaya aday.
11 Temmuz 2026 06:29

Geçmiş Kapıyı Çalıyor
14 Temmuz günü Yengeç burcunun tam 21'inci derecesinde son derece derin, duygusal ve içedönük bir yeniay meydana geliyor. Başrolde Merkür retrosu da var. Ancak işin içine Merkür retrosu girince, o yeni dediğimiz hevesli başlangıçlar yerini geçmişin tozlu raflarından inip karşımıza dikilen eski meselelere bırakır. Eski defterler açılabilir. Önemli imzalar atmak veya büyük vaatlerde bulunmak için Merkür'ün normal seyrine dönmesini beklemek (25 Temmuz ve sonrası) en akıllıca stratejidir. Mundane (Dünya astrolojisi) açıdan baktığımızdaysa Yengeç burcu; halk, vatan, sınırlar, barınma, gıda, tarım, milli hassasiyetler ve toplumsal aidiyet konularını anlatır. Yeniayın retro Merkür'le kavuşması, eski meselelerin yeniden açılması anlamına gelir. Konut piyasası, aile bütçesi, gıda fiyatları, tarım ürünleri, süt ürünleri, su kaynakları, restoran-gıda sektörü, otelcilik ve iç turizm dikkat çekebilir.
11 Temmuz 2026 06:29

Rekabetin Değil, Kolektif Paylaşımın Gücü
Geçtiğimiz günlerde Izaka Terrace'ta düzenlenen "3 Şef 1 Sofra 3 Hikâye" gecesi, bu ortak hafızanın en somut örneklerinden biri oldu. Bu anlamlı gecede üç farklı şef, kendi özgün mutfak felsefelerini ortak bir sofrada bir araya getirdi. Ev sahibi Şef Serhat Eliçora, Izaka Terrace mutfağında ürüne duyulan derin saygıyı merkeze alarak malzemeye minimum müdahaleyle çalışıyor. Bursa'dan gelen Tola Restaurant Kurucusu Şefi Atakan Özen ise süreç yönetimi ve analitik yaklaşımıyla geleneksel Anadolu lezzetlerini modern bir dille yeniden kurguluyor. Bu özel tadım Şef Atakan Özen'in "Zeytinyağlı Enginarın Halleri" tabağıyla başladı. Enginar çanağı, kıtır enginar kalbi, enginar sorbesi, enginar köpüğü ve enginar emülsiyonu aynı anda servis edildi. Ardından gelen ara sıcak, Şef Serhat Eliçora'nın imzasını taşıyan "İskenderun Karides Tartı" oldu. Ana yemekte Şef Kemalcan Yurttaş, geleneksel mutfak köklerimize ve sürdürülebilirlik felsefesine saygı duruşunda bulunan bir tabak sundu ve "Gömlek Yağına Sarılmış Kuzu Sırtı" masadaki yerini aldı. Gecenin finali ise yine Serhat Eliçora'nın "Çırpılmış Cheesecake"i ile yapıldı.
11 Temmuz 2026 06:15

Turkuazı Kırmızı Görmek!
Biz protokolde ve resmi törenlerde kırmızıyı kaldırıp Türk mavisi olarak bilinen turkuaz kullanımına 2013'te geçtik. Trump ne bilsin, NATO Zirvesi için geldiği Ankara'da, bir başka zamanda ve olağan koşullarda her biri ciddi krizlere neden olabilecek cümleleri birbiri ardına sıralar ve kendi seviyor-sevmiyor falını açarken kırmızı halı da deyiverdi. " Erdoğan'ı seviyorum, Bibi'yi seviyorum. Erdoğan Bibi'yi sevmiyor ama benim için onunla savaşa girmedi, Sanchez'den nefret ediyorum, Grönland'ı istiyorum" dedi ve kendi yanında İran'la savaşa girmeyen Avrupalılara saydırdı. Avrupalılar Trump'tır ne dese yeridir diyerek mi, yoksa Trump'ın iddia ettiği gibi kapılar kapalıyken onu sevgiyle kucaklayarak mı gelip geçtiler Ankara'dan bilemiyorum. Bunlar Avrupalılarla Trump arasındaki mesele, ama Trump'ın desteğinin kamuoyu karşılığının ne olacağı konusu bizim için de önemli! Malum, kırmızı halı (aslında mor-kırmızı) ilk kez MÖ 458 yılında yazılan Aiskhylos'un tragedyası Agamemnon'da görülür. Kim bilir, oraya buraya bombalar atan, dünyanın en mükemmel savaş makinesine sahip olmakla övünen Trump da NATO Zirvesine gelirken kendisini Truva'dan dönen Agamemnon gibi hissetti ve turkuazı kırmızı gördü. Trump'ın, Antik Yunan tiyatrosunun en önemli eserlerinden biri ve Oresteia adlı üçlemenin ilk oyunu olan Agamemnon'dan haberdar olduğunu sanmam.
11 Temmuz 2026 05:00

Dijital Kafes
George Orwell'in 1984 romanında Büyük Birader tele-ekranlar aracılığıyla herkesi gözetler. Geçen hafta TBMM'ye sunulan yasa teklifi, siber güvenlik alanındaki önemli görev ve yetkileri Siber Güvenlik Başkanlığı çatısı altında toplamayı hedefliyor. İnternet alan adlarının yönetimi, internet altyapısı ile iletişimin tespit ve analizine ilişkin yetkiler Başkanlığa devrediliyor. Teklif, Elektronik Haberleşme Yasası'na eklenecek yeni bir maddeyle Başkanlığa internet alan adlarına ilişkin strateji ve politika belirleme, düzenleme yapma ve siber güvenlik ile elektronik haberleşme altyapısını ilgilendiren acil durumlarda alınacak tedbirleri belirleyip uygulama yetkisi tanıyor. Teklifin satır araları başka bir hikaye anlatıyor: İnternet alan adlarının yönetimi tek elde toplanıyor. "Her türlü veri" gibi ucu açık ifadeler özellikle tercih ediliyor. Bugün siber güvenlik deniyor. Dün "dezenformasyon" denmişti. Ondan önce "milli güvenlik". Etkin yargısal denetim ve şeffaf güvenceler olmadan, siber güvenlik gerekçesi temel hak ve özgürlükleri sınırlamanın aracına dönüşebilir. Ve bir gün kimse susturulduğunu fark etmez. 143 eylem isnat edilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu 'na fiilen "Ya altı saate sığdır ya da hiç konuşma" deniliyor. Çünkü Başkan başından beri "Savunmada değilim, hücumdayım" dedi. 2 bin 500 yıla varan hapis istemiyle yargılanan bir kişinin savunmasını istediği kapsamda ve sürede yapması en temel hakkıdır. Savunma hakkı mahkeme başkanının takdirine bağlı değildir.
11 Temmuz 2026 05:00

Avrupa'nın Kendi Nato'su Olabilir Mi?
Önce önümüzdeki dönemde daha da "Avrupalılaştırılacağı" ileri sürülen NATO'nun en azından Avrupa'daki liderliğini üstlenmesi beklenen Almanya'nın Başbakanı Friedrich Merz'in Ankara'dan ayrılırken yaptığı değerlendirmelere bir göz atalım: "Sayın bayanlar ve baylar, şu anda Ankara'daki NATO zirvesini sonlandırıyoruz. Bu yılki NATO zirvesinin Ankara'da, son derece çalkantılı bir dönemde gerçekleşmesi ve hazırlanmasındaki çabalarından dolayı Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bir kez daha şahsen teşekkür ettim. Her şeyden önce, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı savaşı tırmandırmaya devam ettiğine tanık oluyoruz. Bunun hepimiz için sonuçları var. Euro-Atlantik bölgesinde özgürlük, güvenlik ve refah için sonuçları var. Bu nedenle, geçen yıl Lahey'deki NATO zirvesinde, savunma harcamalarımızı on yıllık bir dönemde milli gelirlerin yüzde beşine çıkarmayı kabul etmiştik. Ankara'da, ilk sonuçları değerlendirme fırsatı bulduk ve sonuçlar son derece olumlu. Sadece son on iki ayda, NATO'nun Avrupa üyesi ülkeleri savunma harcamalarını 100 milyar avrodan fazla artırdı. Almanya'nın payı yaklaşık 25 milyar avro. Savunma harcamalarımızı neredeyse 125 milyar avroya çıkardık. 2022'den bu yana dört yıl içinde savunma yatırımlarımızı ikiye katladık. Böylece Lahey'de kararlaştırılan yüzde beş hedefine planlanandan çok önce ulaşacağız. Bu rakamlar sözlerimizi eyleme dönüştürdüğümüzü gösteriyor. Bu büyük girişime kendimizi adadık ve bunu gerçekleştiriyoruz—kimseye iyilik yapmak için değil, kendi güvenliğimizi güçlendirmek için. Bunu kendi çıkarımız için yapıyoruz. Rusya her gün siber saldırılar, sabotaj, casusluk ve hedefli dezenformasyon yoluyla kararlılığımızı test ediyor. Bu nedenle, Ankara'da NATO Antlaşması'nın 5'nci maddesine olan bağlılığımızı açık ve net bir şekilde yeniden teyit etmemiz çok önemliydi." Merz "Ankara ruhu" gibi kavramlarla süslediği değerlendirmesinin sonunda da şöyle diyor: "Yani Ankara'da her açıdan başarılı olduğumuz iyi bir gün geride kaldı. Yeni NATO'yu kurma yolunda önemli bir adım attık. Şöyle özetlemek isterim: Bugünden itibaren NATO her zamankinden daha da Avrupalıdır ve transatlantik bağı da güçlü bir biçimde kalacaktır. Erişilmez güçte kalacaktır, her şeyden önce de birlik içinde." Bizce "NATO 3.0" olarak tarif edilen bu yeni durumun üç önemli ayağı var: Birincisi meşhur 5'nci madde, ikincisi hep vurgulanan "birlik içinde olma" durumu, üçüncüsü da Trump'lı ABD'nin bu birliğin bir parçası olması. "Başarılı zirve" imajına rağmen bütün bunların doğru olmadığını biliyoruz. 5'nci madde ve Trump Amerika faktörünü de Almanya'nın en büyük radyo televizyon kurumlarından WDR'nin Brüksel NATO muhabirinin zirve değerlendirmesinden aktaralım: "Bugün, birçok Almanın kendisine şu soruları sorduğu bir gün: İran'la savaş mı? Bu daha ne kadar sürecek? Benzin ve dizel fiyatları yine mi artacak? vesaire. Bence bugün, neyin artık eskisi gibi devam edemeyeceğinin her zamankinden daha net görülebildiği bir gün. Bu da bildiğimiz şekliyle NATO'nun hikayesidir. Not almanız için söylüyorum: Donald Trump, bugünden itibaren İran'la karşı uluslararası hukuka aykırı bir savaşı yeni bir boyuta taşıyor. Kendisini bu konuda eleştiren İspanya ile ticareti askıya almak istiyor. Bu savaşın bir NATO operasyonu olmadığını belirten ülkelere de benzer tehditler savuruyor. Ah, bir de tabii ki Grönland'ın ABD'nin bir sonraki eyaleti olması gerekiyor. Müttafik kelimesi Trump için muhtemelen yabancı bir sözcük. Farklı bir şekilde ifade etmek gerekirse: Bugün yaşananlardan sonra, Rusya'nın olası bir saldırısında—diyelim ki Litvanya'ya—böyle birinin gerçekten ABD'den asker göndereceğine kim ciddi ciddi inanabilir? Ben, NATO'nun karşılıklı savunma taahhüdü olan 5. Madde'nin öldüğüne inanıyorum. Ve bununla birlikte bildiğimiz şekliyle NATO da ölmüştür. Politikacıların çıkıp 'Bu doğru değil, NATO'nun nabzı hâlâ atıyor' demelerini anlıyorum. Ancak bence kendileri de gerçeği çok daha iyi biliyorlar." Bildiğimiz NATO öldü, Yeni NATO'nun nasıl olacağını bilemiyoruz. Misafirlere bir de kitap hediye etmiş Cumhurbaşkanı: "Cesaret Politikası: Erdoğan ve Türkiye'nin Yükselişi". Ankara'dan gayet memnun, hem silahlanmış hem de entelektüel destek almış vaziyette ayrılan liderler, şimdi önce kendi halklarına, her fırsatta "demokratik sistemle yönetilen ve demokrasileri korumayı hedefleyen ülkelerin ittifakı" olarak tanımladıkları NATO'nun hiç de "demokratik olmayan" bir ülkesindeki misafirliklerini ve o ülkenin liderinden alıp bellerine taktıkları tabancalarını izah edecekler.
11 Temmuz 2026 05:00

3-30-300 Ve Türkiye'nin Hali
3-30-300 Kuralı kent ormancılığı-yeşil altyapı konusunda ortaya atılmış çok yeni bir önerme. "Kentsel alanları dönüştürme ve herkes için daha yeşil, daha sağlıklı ve daha adil kentler yaratma çabalarına yön veren yol gösterici bir yıldız" olarak değerlendirilen 3-30-300'e göre 3; herkesin evinin penceresinden baktığı zaman en azından 3 ağacın görünüyor olması, 30; bir semtteki ağaç örtüsünün (Canopy) o semtin toplam alanının en azından %30'unu kaplaması, 300 ise herkesin rekreasyon faaliyetlerine uygun, kaliteli bir kamusal yeşil alana (park, kent ormanı vb.) en fazla 300 metre mesafe içinde oturuyor olması temeline dayanıyor. Bu forumun kurucularından olan ve 30 yıldır tanıdığım Cecil'le kaldığımız otelde kahvaltı yaparken geliştirdiği 3-30-300 kuralı hakkında da konuşma fırsatı bulduk. Hatırlarsınız daha önce "Ormanımız var ama yok" başlığını taşıyan yazımda ülkemizde orman olarak tanımladığımız alanların 2/5'inin aslında uluslararası ölçekte orman sayılmadığını, ağaç örtüsü (kapalılığı) %10'dan küçük orman alanlarımızın, mevcut ormanlarımızın %41'ini kapladığını söylemiştim. Yani bırakın 3-30-300 kuralının önerdiği gibi kentlerimizdeki ağaç örtüsünün kapalılığı en azından %30 olmasını, bizim ormanlarımızın %41'inin kapalılığı %10'unun altında kalıyor. Onlara göre "Ağaçlandırmada dünyada dördüncü, Avrupa'da birinciyiz", "Ormanlarımızı yaptığımız ağaçlandırmalarla AKP iktidarı artırdı", "Orman yangınlarına karşı mücadelede o kadar başarılıyız ki, diğer ülkeler bizi örnek alıyor".
11 Temmuz 2026 05:00