Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Trump'ın Yeni Papatya Falı: İran Mı? Grönland Mı?
Dünya, Maduro'nun ülkesinden askeri bir operasyonda kaçılmasını hazmedemeden yeni bir Trump agresifliği için tahminde bulunmaya çalışıyor. Trump, Salı günü İran'a yönelik seçeneklerin önüne serileceği bir brifing alacak. Bunların hangisi ya da hangileri Trump'ın aklına yatar bilinmez ama Trump'ın İran'ı vurmak, rejimi yıkmak için yanıp tutuşan İsrail'i de dizginlemesi gerekiyor! 13 Haziran'da ABD ile İran nükleer müzakere masasına dönüşü müzakere ederken İsrail ani bir baskınla İran'ın önemli komutanlarını, nükleer bilim insanlarını öldürmüş yani masayı devirmişti. İran'ın füze misillemesinden İsrail'i kurtaran ise ABD oldu. İran bu saldırılardan ağır hasarla çıktı ama İsrail'in 'Demir Kubbe'sinin de geçilemez olmadığını tüm dünyaya gösterdi. 500 den fazla ölü 10 binden fazla gözaltı var ama 34 eyalete de yayılan gösteriler de sürüyor. Ancak İşadamı-Başkan Trump'ın önceliği Grönland olabilir! Danimarka Başbakanı bunun NATO'nun sonu olacağı şeklindeki açıklaması-tehdidi ise ABD de pek karşılık bulmadı. Gayrimenkul zengini Trump, Manhattan adasındaki potansiyeli görüp iş değişikliği yapan ailesinden miras 'köşe dönme' uyanıklığı olarak Grönland'ı istiyor.
12 Ocak 2026 11:33

İdeolojinin Dili, Dilin İdeolojisi
Örneğin; ABD'nin Venezuela'ya yönelik emperyalist haydutluğuna meşruiyet üretmenin bir aracına dönüşmüş ise, tam aksine zorbalığın ideolojik bir parçası ve aracı haline gelmiş demektir. MEDYANIN SEFALETİ Gelelim Venezuela'nın seçilmiş Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun ABD tarafından zorla ve kan dökerek kaçırılması olayının medyada yer alma biçimine. Çekirdeğinde ileri teknoloji (dijital teknoloji) şirketlerinin bulunduğu yeni Amerikan oligarşisinin çıkarları ve küresel hesaplarının esas alındığı, Yeni ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi, aslında olacakları haber veriyordu. BBC MÜDAHALESİ/ SANSÜRÜ Bilindiği gibi, olayın daha ikinci günü ünlü İngiliz "saygın" yayıncılık kurumu BBC, bütün birimlerine yayınladığı bir genelge ile Maduro ve eşi için "kaçırıldı" ifadesinin kullanılmasını yasakladı. Bu ifade yerine, "yakalandı" gibi sözcüklerin ve yüklemlerin kullanılması istendi. Maduro sanki mahkeme kararıyla aranan bir uyuşturucu suçlusu gibi, "mahkemeye çıkarıldı" ya da "iddianamesi bir günde hazırlandı" veya "mahkeme tutuklama kararı verdi" gibi kavramları sorgusuz sualsiz kullandı. Öyle ki, bir haber bülteninde "tutukluluğun devamı kararı verildi" bile denildi. İşin vahim yanı, muhalif/bağımsız bazı medya kuruluşlarının da bu dili şaşırtıcı şekildeki, hadi "benimsemesi" demeyelim ama özensizliği, kabul edilir gibi değildi. Oysa Maduro ve eşi Cilia Flores –ki eski savcı ve Hugo Chavez'in avukatıydı– yaptıkları ilk konuşmada, "biz savaş esiriyiz" demişler ve ülkelerinden, evlerinden kaçırıldıklarını belirtmişlerdi. Ancak bu açıklama bile, "ilk ifade" diye veriliyordu. KAN DÖKÜLDÜ, CİNAYET İŞLENDİ Daha vahim olan yan da, ABD'nin haydutluk saldırısının "başarısı"na ilişkin adı konulmamış, örtülü bir hayranlık ve korkuyla karışık yaklaşımın, neredeyse konuya ilişkin sunum ve haberlerin büyük bölümüne sinmesidir. Öyle ki; kullanılan kanıtlardan biri, bir helikopterin düşmesi ve bir kişinin yaralanması dışında "kimsenin burnu kanamadı" kalıbıydı. ABD bu korsanlık sırasında yaklaşık 100 kişiyi öldürdü. Nitekim Küba hükümeti yaptığı açıklamada, "Orduya ve İçişleri Bakanlığımıza bağlı 32 subayımız öldü" diyerek iki gün yas ilan etti. Yaygın medya ise hiçbir Amerikalı ölmedi diye haberi "kimsenin burnu kanamadı" diye veriyordu. Bu nedenle sol ve sosyal demokrat çevrelerden ABD haydutluğu hakkında yapılan ilk açıklamaların bir bölümü, "ama" ve "fakat" diye bölünen cümlelerden oluşuyordu. Yani, "ABD'yi şiddetle kınıyoruz, ama Maduro'nun dürüst bir seçim yapmamış olmasını" ya da "rakibine yasak koymasını" da doğru bulmuyoruz diye devam ediyordu. Oysa Donald Trump, operasyonu dünyaya ilan ettiği 3 Ocak günlü canlı basın toplantısında bir gazetecinin "yönetime Maria Machado mu gelecek" şeklindeki soru üzerine, "İyi bir insan ama halkın desteği yok, o olamaz" diye yanıtladı. Machado da, "Rejim halkı kandırdığı ve bir bölümü de uyuşturucu etkisinde olduğu için yüzde 60'ı bana oy vermedi" diye saçma, ama halkın desteğini alamadığını itiraf eden bir açıklama yapacaktı. Trump, Machado'nun seçimleri kazanamadığını, dolayısıyla Maduro'nun halkın oylarıyla Cumhurbaşkanı seçildiğini dolaylı olarak kabul etti. Kaldı ki, partisinin Maduro karşısına çıkardığı adayı da ancak %30 civarında bir oy almıştı. Ancak medya ne Maria Machado –ki ABD işgalini istemişti– ne de Venezuela'nın sergilediği taraflılık bizim medyada neredeyse atlandı.
12 Ocak 2026 10:15

Zeytinköy'ün Kaderi Değişiyor
Davet Sabit Bey'den geldi. * Dedi ki, "Zeytinköy'e yönelik başlattığımız projeyi yazdın, değişimi de gel, gözlerinle gör." * Planlamamızı yaptık, yola çıktım. * Saat 00.15'te Zeytinköy'deydim. * Sabit Bey beresini taktı, rotayı çizdi ve başladı anlatmaya: "İstisnasız her gece buradayız. Tüm sokakları, bağlantılı caddeleri karış karış dolaşıyoruz. Bu işe ilk başladığımızda her sokakta uyuşturucu satıcı ve kullanıcıları vardı. Her duvar dibinden zombi topluyorduk. Yapılan operasyonlar, kararlı duruşumuz bu tabloyu değiştirdi. Her sokağı ayrı ayrı değerlendirdik. Muhtarla, vatandaşla iş birliği yaptık. Aydınlatma sorununu büyük ölçüde çözdük. Yerel yönetimlerin de desteğiyle mahalledeki metruk binalar bir bir yıkıldı. Geniş, gözle bile kontrol edebileceğimiz alanlar açıldı. Mahallenin her köşesini karış karış biliyorum, talimatlarımı ona göre veriyorum. Zehir satanlar, tuzağa düşenler aldığımız önlemleri belki geçici sandı. Ama onlar da bu meseleye ne kadar ciddi baktığımızın farkına vardı. Mücadelemiz güçlenerek devam edecek. * Sabit Bey bunları anlatırken mahallenin her köşesine girdik, çıktık. * Son durağımız ise mahalleye yeni kurulan polis noktasıydı. * Bu alana farklı birimlerin oluşturulacağı modern nitelikli konteynırlar konulmuş. * Yani polis noktası tam bir polis merkezine dönüştürülmüş. Şimdi gelelim işin yorum kısmına… * Filmlere bile konu olan Zeytinköy sokaklarını ilk kez bu kadar yakından gördüm. * Çünkü hiçbir polis müdürü, suçla anılan bu mahalleyi bu kadar önemsememişti. * Hiçbir polis müdürü istisnasız her akşam bu mahallenin sokaklarında hem de yaya olarak dolaşmamıştı. * Bugün farklı bir anlayışla karşı karşıya olduğumuz kesin. * Şuna da şahit oldum: Polis, sadece o sokaklarda gezmiyor. * Sokakların aydınlatılmasına, metruk binaların yıkılmasına vesile oluyor. * Polis çalıştıkça, belediye başkanları, kaymakamlar, muhtarlar da topa giriyor. * Girmek zorunda kalıyor! * * Ben güvenlik uzmanı değilim. * O yüzden ahkam kesemem. * Ama şunu söyleyebilirim: Devletin üniformasıyla sokakta olması elbette önemli. * Ama asıl farkı yaratan şey, o üniformanın süreklilik, kararlılık ve samimiyet taşıması. * Bugün Zeytinköy'de atılan her adım, yarın başka mahalleler için de bir ölçü, bir örnek olabilir. * Bazen bir şehrin kaderi, tam da böyle gecelerde, sessiz adımlarla değişmeye başlar. Sabit Bey'le yaptığımız yürüyüş tam 50 dakika sürdü. * Bir an yavaşlamadı, durmadı. * Kondisyonunun sırrını sordum, anlattı: "Her gece buradayız.
12 Ocak 2026 10:08

Normalleşme İle İç Cephenin Kardeşliği
İki hafta önce "Medyada neler oluyor, AKP adına kim konuşacak?" tartışması yaparken, geçen haftaya normalleşme, iç cephe ve anayasa tartışmaları damga vurdu. Özgür Özel'in Manisa'da yaptığı bir konuşmanın içinde geçen "normalleşme" kelimesi, bir anda yandaş medyanın ilgisini çekti. Ama sanırım CHP lideri Özel de "gerilim" etiketinin kendi üzerinden kalkmasını istiyor. MADURO MESELESİ VE İÇ CEPHE UYARISI Haydut ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Maduro'yu kaçırması Türkiye'de geniş yankı uyandırdı. Sosyalist yapılar durumu emperyalizmin saldırganlığı olarak değerlendirirken; Erdoğan, Bahçeli ve Fidan cephesinde olay "iç cephe" üzerinden tartışıldı. Okyanus ötesinde yaşanan emperyalist haydutluğu bir yandan Türkiye'de herkesi korku iklimine sürüklemek için kullanırken; aynı zamanda "terörsüz Türkiye" projesine bağlayarak "Bizim alternatifimiz yok" mesajı verdiler. Özellikle Erdoğan ve Fidan'ın ABD'ye ağzını açıp tek kelime etmeden "Şimdi anladınız mı neden iç cephe dediğimizi?" türünden yaklaşımları tam da bu duruşu ifade ediyor. "Türkiye sıkı bir duruş sergilemezse ABD Ankara'ya mı girecek?" ya da "ABD'nin sözünden çıkarsak sonumuz Maduro'dan beter mi olur?" demek istediler, belli değil. Ama ABD'nin Venezuela operasyonundan, muhalefete "İktidara destek olun" sonucu çıkarmayı başardılar. Bugünkü tartışma, aynı biçimde ve aynı başlıklarla bundan 18 ay önce de yaşanmıştı. CHP; "öteki mahalle, AKP-MHP seçmenine seslenme, herkesi kucaklama" gibi söylemlerinin dozunu artırıp bir adım öteye geçerse, Erdoğan buradan ekmek yemeye devam eder. Toparlarsak; bugün önümüze sürülen "normalleşme", "iç cephe" ve "anayasa" paketinin ülkenin ya da toplumun dertlerine derman olma isteğiyle uzaktan yakından ilgisi yok.
12 Ocak 2026 10:01


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

İş Cinayetleri Hız Kesmiyor
"Pandemi döneminden sonra en çok işçi ölümü 2025 yılında gerçekleşti. Bu duruma yıllardır ifade ettiğimiz Türkiye'deki 'olağanlaştırılmış bir iş cinayetleri rejimi'nin sonucu olarak bakmak lazım. Zira çalışma koşulları ağırlaşıyor, işçiler daha fazla sömürülüyor ve bu durum iş cinayetlerine yol açıyor. Tek bir failden, tek bir cinayet mahallinden, tek bir nedenden söz edemeyeceğimiz için; arka planında devlet aygıtının, idari ve yargısal mekanizmaların, üretim ilişkilerinin ve sermaye birikim modelinin bulunduğu bir durum bu. İş cinayetleri an itibarıyla sadece işyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği (İSİG) önlemleriyle durdurulabilecek aşamayı geride bıraktı. İş cinayetleri çok katmanlı ve çok boyutlu bir olgu olup, temelde bir sonuçtur. Ana hatlarıyla iş cinayeti rejiminin kolonları; neoliberal politikalar, uluslararası iş bölümünde Türkiye'nin ucuz emek rezervi rolü, organize sanayi bölgeleri (OSB) ve özel endüstri bölgeleri ile Anadolu'nun 'küresel fabrikaya' dönüşmesi, kamunun varlıklarına el koyarak devam eden ilkel birikim, grevlerin ve işçi direnişlerinin engellenmesidir." *** Geçtiğimiz hafta yayınlanan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi 2025 Yılı İş Cinayetleri Raporu bu tespitlerle başlıyor. Saptanabildiği kadarıyla yıl boyunca en az 2 bin 105 işçi bu cinayetlerde hayatını kaybetmiş. Yıl içinde en çok iş cinayeti Kasım ayında gerçekleşmiş, en az 219 işçi o ay içinde hayatını yitirmiş. Kasım ayını en az 212 iş cinayetiyle Temmuz, 208 ölümle Eylül ayları takip etmiş. Geçtiğimiz 1 Mart'ta Antakya'da servis aracının bir TIR'la çarpışması sonucu üçü çocuk toplam yedi; 23 Haziran'da Batman Sason'da adli keşfe giden bilirkişi heyetini taşıyan aracın öndeki araca çarpması sonucu beş; 23 Temmuz'da Eskişehir Seyitgazi'deki yangını söndürme çalışmasında beşi Orman Genel Müdürlüğü işçisi, beşi AKUT gönüllüsü toplam on; 8 Kasım'da Kocaeli Dilovası'nda fabrika yangını sonucu üçü çocuk, altısı kadın olmak üzere toplam yedi can kaybı yaşanmış. İSİG Meclisi metal iş kolunda en az 108 işçi ölümünü kayda geçirmiş ama rapora "en fazla öğrenemediğimiz ölümün yaşandığı iş kolu" diye de not düşmüş. Geçtiğimiz yıl sanayi sektöründe 691, inşaat sektöründe 521, hizmet sektöründe 478, tarım sektöründe 415 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetmiş. İş cinayetlerinin nedenlerine bakıldığında ise ilk beş sırada en az 466 ölümle trafik ve servis kazaları, 374 ölümle ezilme ve göçük, 354 ölümle yüksekten düşme, 299 ölümle kalp krizi ve beyin kanaması, 95 ölümle elektrik çarpması yer alıyor.
12 Ocak 2026 09:56

Adım
Biri dedi ki, "Ceketin ne güzel, nereden aldın?" Ceketi çıkarıp ona verdim. Bir kadın "Gözlerin ne güzel" dedi, ikisini de çıkarıp avucuna koydum. "Yarım akılla mis gibi yaşayabilecekken beni reddettin. Bak şimdi ne hale geldin? Artık senden isteyeceğim bir şey de kalmadı." "Hayır" dedim. "Aklım var. Aklım hala var ve istersen sana tamamını verebilirim. Aklım olsa ilk anda verirdim ama o zamanlar akılsızdım, şimdi akıllandım. Al aklımı. Hepsi senin olsun." Kişinin yüzü karardı. "Senin aklını ne yapayım? Kimse senin aklınla ilgilenmiyor. Hem artık akıl para etmiyor. Aklın varsa sus ve yenilgiyi kabul et. Bu dünyaya vereceğin hiçbir şey kalmadı." İyi ki kalbim yok, olsaydı o anda kalp krizi geçirirdim, iyi ki gözlerim yok olsaydı hüngür hüngür ağlardım. "Sana verebilecek bir şeyim var. En değerli varlığım. Aklımdan daha değerli, bedenimden daha önemli. Sana onu versem kabul eder misin?" Kişi ilgilenir gibi oldu. "Neyin var? Söyle, senden geriye ne kaldı?" "Adım" dedim... "Al adım senin olsun. Onla ne istersen yap. İster dünyadan sil, ister üstüne işe. Bir adım kaldı, durma." Kişi adımı aldı. Sorulmasa da "iyi bilirdik" deyin.
12 Ocak 2026 09:48

2026 Hareketli Olacak
2026'nın bir yandan Renault, Hyundai ile Tofaş'ın üretimine başlayacağı yeni modeller diğer yandan da Çinli markaların Türkiye yatırımlarıyla ilgili gelişme ve muhtemel kararlar açısından hayli hareketli geçmesi bekleniyor... Renault, Hyundai ve Tofaş, bu yıl yeni modellerin üretimine başlama konusunda son hazırlıklarını yaparken, BYD'nin Manisa'daki yatırımıyla ilgili olarak 2026'da bir hareketlenme yaşanması da beklentiler arasında. Şubat ayından itibaren otomobilin Türkiye'de satışa sunulmasıyla birlikte ciddi bir hareketlilik yaşayacak olan Oyak Renault, yine bu yıl içinde "Boreal" adlı SUV'un üretimine de başlayacak. Kia da uygun fiyatlı elektrikli yarışına giriyor Avrupa'da elektrikli araç konusunda ciddi iddiası bulunan ve bu konuda yatırım yapmayı sürdüren Kia, "Renault 4" ve "Volkswagen ID Polo"nun yanı sıra "Skoda Epiq" gibi yakında piyasaya sürülecek elektrikli uygun fiyatlı modellerle rekabet edecek küçük SUV modeli "EV2"yi tanıttı. Gazoo Racing ayrı marka haline geliyor Toyota'nın motor sporlarında kullandığı araçların yanı sıra bazı modellerinin performanslı versiyonlarını geliştiren "GAZOO Racing", bağımsız marka haline geliyor. GAZOO Racing, Toyota'nın yarış araçlarının yanı sıra "GR Yaris", "GR Supra", "GR86" gibi yol otomobillerini de geliştirmişti. Toyota, GAZOO Racing imzalı "GR GT" ve "GR GT3" modellerini de geçen yıl tanıtmıştı. Bozkurt, "Sektörümüz için 2025, globaldeki ve iç pazardaki gelişmeler yönünden tüm zorluklara rağmen olumlu bir yıl oldu... Yılın başında geçen seneye paralel bir pazar hacmi öngörülüyordu ancak Türkiye'nin yüksek nüfusu, artan mobilite ihtiyacı ve yaşlanan araç parkının yenilenme zamanının gelmiş olması, yeni rekor satış adetlerini destekleyen temel faktörler oldu" dedi.
12 Ocak 2026 09:44


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Çalışana Rekabet Yasağı Nasıl İşler?
Mahkemeler arasında tartışma konusu olan bu durum 2023/1 Esas, 2025/3 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile kesin olarak çözüme kavuştur. Karara göre 6098 sayılı Kanun'un 444 ila 447. maddeleri uyarınca rekabet yasağına aykırılık sebebiyle açılacak davalarda asliye ticaret mahkemeleri görevlidir. Ciddi risk olmalı Rekabet yasağı sözleşmeleri ancak birtakım koşulların varlığı halinde geçerli kabul ediliyor. Çalışanın bahsedilen bilgilere ulaşma imkanı bulunsa da işverene ciddi zarar verme imkanı bulunmuyorsa yine rekabet yasağı geçerli olmayacaktır. Rekabet yasağının süresi iki yılı aşamaz. Rekabet yasağı ayrıca işverenin tüm faaliyet alanını kapsamamalı ve işçinin somut göreviyle sınırlanmalıdır. Bazı görüşler şirket, uluslararası bir şirket ise ve kişinin işini uluslararası şirketin diğer şehirlerinde yaparak şirkete zarar verme imkanı varsa uluslararası rekabet yasaklarını da kabul ediyor. Rekabet yasakları işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle derhal sona erdirmesi durumunda geçerli değil. İşverenin ağır ihlaline rağmen işçinin iş sözleşmesini sürdürmesini beklemek, hakkaniyete uygun bir durum olmayacaktır.
12 Ocak 2026 09:40

Yapay Zekâ Çağında Savaş
Şimdi ise sahnede yeni bir aktör var: yapay zekâ. Yapay zekâ savaş alanına girdiği anda, hız her şeyin önüne geçiyor. Çünkü artık savaş kararı, "geri dönülemez bir insan bedeli" hissiyle alınmıyor. Bugün büyük güçler yapay zekâyı savunma sistemlerine entegre ederken temel gerekçeleri aynı: Rakip yapıyorsa, ben de yapmak zorundayım. Fark şu: Nükleer silahlar kullanılmadıkça caydırıcıydı. Yapay zekâ ise kullanıldıkça gelişiyor. Bunların hiçbiri "kötü" olduğu için tehlikeli değil. Yapay zekâ, doğru kullanıldığında çatışmaları daha kısa sürede bitirebilir, sivil kayıpları azaltabilir, erken uyarı sistemleriyle büyük felaketlerin önüne geçebilir. Tarih bize şunu net biçimde gösteriyor: Hiçbir büyük yıkım "kötü niyet" etiketiyle başlamaz. Yapay zekâ bu süreci sadece daha hızlı, daha karmaşık ve daha az görünür hale getiriyor. Yapay zekâ bir araçtır.
12 Ocak 2026 09:39


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Ayı-dayı Diyalektiği
Epey komik ve fazlasıyla trajik bir bölümdür, kitabın tamamı gibi... Şu satırlar, Selim'in intiharından sonra Turgut'un yana yakıla arayıp bulduğu kağıtlardaki bu biyografi çalışmasının genel ironik yapısını çok iyi özetler: "Evet! Turgut, tercümei halini yazan büyük müverrih Selim Işık'ın aksine, ilk tahsilini sokakta yapmıştı. Henüz üç yaşının baharındaydı. Güneşli bir günün sabahında, minimini Turgut, ilk defa sokağa çıkıyordu. Nasıl, minimini Newton, gene böyle güneşli bir günde, bahçesinde dolaşırken, başına düşen bir elma sayesinde yerçekimi kanununu bulmuşsa, Turgut da o gün, sokak, dolayısıyla hayat mücadelesi kanununu keşfetmişti. Evlerinin yanındaki boş arsada top oynayan çocukların arasına, yaşının verdiği teklifsizlikle sokulmaya çalışınca, beş yaşında kocaman bir sokak serserisinden ilk yumruğu yedi gözüne. Hidrostatik kanununu bulur bulmaz hamamdan fırlayan Arşimidis'in hızıyla geriye döndü ve annesine şikâyete koştu." (İletişim Yay., 8. Basım, 1992, s. 59) *** Oğuz Atay'ın yazım biçemini belki en iyi açıklayabilecek terim, Fredric Jameson'ın düşünce dünyamıza kazandırdığı 'diyalektik yazım tarzı'dır: En birbiriyle ilişkisiz gibi görünen unsurların bile, aslında tarihsel olarak nasıl da aynı gelişim/değişim çizgisini oluşturan noktalar olabileceğini gösteren, yüzeyin ardındaki derinliği işaret eden bir anlatım tarzı... Marxist edebiyat eleştirisinin son büyük isimlerinden Jameson, Marksizm ve Biçim adlı kitabında önerdiği bu terimin tarihsel gerekliliğini şöyle açıklar: "Engels, Balzac'ın çizdiği Fransız toplumunun tam bir tarihinden, 'ekonomik ayrıntılarda bile (örneğin, Devrimden sonra gerçek ve özel mülkiyetin yeniden dağıtılışı) zamanın profesyonel tarihçi, ekonomist ve istatistikçilerinin tümünden daha fazla şey öğrendim' şeklinde söz etmiştir. Gerçekten de, geleneksel olarak, Marksist yazın eleştirisi hem diyalektik yöntemin inceliklerine hem de Marksist sosyal ve ekonomik öğretiye uygun bir giriş sağlamıştır. Fakat çağdaş Marksist yazın eleştirisi, Engels'in içerikten öğrendiğinin, biçimin içersinde de geçerli olduğunu göstermek zorundadır." (Çev: Mehmet H. Doğan, YKY, İstanbul, 1997, s.29) Yazıyı alıntıya boğmak istemiyorum ama, Jameson'ın Adorno'nun Viyanalı entelektüellerin gelişiminden söz ettiği bir paragraf üstüne yaptığı şu saptamalar da 'diyalektik yazım tarzı'nı çok iyi tanımlar: "Avusturyalı karakterinin bir ruh çözümlemesi midir bu? Toplumun gerçekte üstesinden gelemediği çelişkileri imgesel alanda nasıl çözdüğüne değgin bir ibret dersi mi? Müziğin, simgesel mantığın ve parasal kağıtların biçemsel bir yan yana gelişi mi? Söz konusu metin bütün bunların hepsidir....Olan şey daha çok şu: göz açıp kapayıncaya kadar kısa bir süre içinde, birbirinden kopuk gerçekliklerin, başlangıçta birbirinden ne denli uzak görünürse görünsün, yine de bir şekilde birbiriyle karıştığı ve birbirine sarıldığı birleşmiş bir dünya, bir evren görüyoruz; bu evren içinde olasılığın egemenliği, kısa bir süre için, gözün ulaşabildiği her yerde bir çapraz ilişkiler ağına, geçici olarak zorunluluğa dönüşmüş olan olumsallığa odaklanıyor yeniden." (s.27) *** Oğuz Atay'ın tüm kitapları, diyalektik yazım tarzı örnekleri olarak okunabilir. Birinci Dragut'un yaşam öyküsünde şöyle bir ifade geçer örneğin: "Akıl hocası Makyavel'in bir köprüyü geçişi sırasında, karşısına birdenbire çıkan bir ayıyı, annesinin erkek kardeşi sıfatıyla selamlaması gibi, Turgut da, kuvvetli olduğu yerlerde ayıya ayı dediği halde, işine gelmeyince onunla bir akrabalık kurması..." (age, s. 60) Gördüğünüz gibi, Atay, Türkiye'de doğup büyüyen herkesin erken yaşlardan itibaren öğrendiği ve belli ölçülerde benimsediği bir deyimi -'köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek'- tek bir cümlede farklı kültürel, sosyolojik ve felsefi katmanlarıyla çözümlüyor. İngilizce "Fake it 'til you make it" (hedefine ulaşana kadar numara yap) deyimiyle ya da 'takiye' kavramıyla akrabalık ilişkilerini, en fenası, bu deyimin bir toplumun yozlaşmış ahlak anlayışını, çarpılmış ekonomik ve politik kültürünü nasıl yansıtıyor olabileceğini henüz bilmiyordum.
12 Ocak 2026 09:38