

Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.
Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Özgür Özel Karar Vermeli: Direniş Mi Yapacak Siyaset Mi
KOÇ Grubu'nun 100'üncü Yıl Programı. " Sen bizimle dalga mı geçiyorsun Özgür Bey? Bu nasıl rezalet " falan diye Özgür Özel'e saydırdılar da saydırdılar. * Bunu fazlasıyla hak etti Özgür Özel. * Günlerce " ödünsüz bir direniş gerillası " gibi hareket ettikten sonra... " Küt " diye " aşırı olgun bir büyük müzakere adamı " gibi hareket ederseniz... Kitleniz de size " hop " der. - Tam yeni duruma alışıyordu ki Kemal Kılıçdaroğlu, mahkeme kararıyla CHP'nin başı oldu. Sanırım "keşke Kadir Gecesi'nde dünyaya gelseydim" diye ağlıyordur. Adam daha koltuğa oturmadan yapıştırmıştı şarkıyı: " Yalanın, talanın görüldü sonu / Soruyor Kılıçdar, Kılıçdaroğlu / Türkiye'm sen de bas bağrına onu / Geliyor Kılıçdar, Kılıçdaroğlu / Hem temiz hem de dürüst bir insanoğlu. " * Onur Akın, Kemal Kılıçdaroğlu'na " hain " diyenler tarafına geçerken de çok acele etti. Gelişmeleri beklemeden Kılıçdaroğlu'na " benim şarkımı çalamazsın " diye posta koydu.
06 Haziran 2026 06:22

Ayaküstü Bir İstanbul Retrospektifi
Yolum, Tomtom'da, Boğazkesen Caddesi üzerinde yeni açılan Kayıntı 1866'ya düştü. Burası, eski İstanbul'un o çok katmanlı, telaşlı ama bir o kadar da samimi ayaküstü meyhane kültürünü, bugünün şehir hızıyla harmanlayan küçük bir vaha. Hele ki "tektekçi" geleneği, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan hat üzerinde, şehir hayatının en dinamik sosyal ritimlerinden birini oluşturur. "Kayıntı", eski İstanbul argosunda açlığı bastırmak için atıştırılan küçük lokmalar anlamına gelir. Burası da gün içinde, 12:00 ile 18:00 saatleri arasında tam olarak bu amaca hizmet ediyor. İsmindeki "1866" vurgusu, Afyon'a kadar uzanan bir aile geçmişine, nesiller boyu süren hayvancılık geleneğine ve doğru ürün bilgisine dayanıyor. Tasarımın ve konseptin sunduğu bu esneklik, İstanbul'un kaotik yapısına çok yakışıyor. Şehrin eski sosyal hafızasına selam dururken, bugünün insanının ihtiyaç duyduğu o "hızlı ama nitelikli" kaçış noktasını yaratmayı başarmışlar. Kayıntı 1866, Karaköy'ün tarihi dokusu içinde, unuttuğumuz o sıcak sokağı ve samimi sohbetleri bize yeniden hatırlatıyor.
06 Haziran 2026 06:19

Türkçenin Bitmeyen Sorunları!
Örneğin "Mustafa Çelik Öğretmen" diye yazdığımızda, buradaki "Öğretmen" sözcüğünün, Mustafa Çelik 'in sanı mı soyadı mı olduğunu nasıl anlayacaksınız! İpek Hanım şöyle yazmış: " TDK yıllar sonra 'abla- abi' hitaplarının yazımını değiştirdi. Akraba olunca başka, değilse başka yazılıyormuş. En son bir platformda 'Ahmet Bey' mi 'Ahmet bey' mi tartışması yaşandı. Ben şimdiye değin hiç düşünmeden 'Ahmet Bey' diye yazıyordum. İtiraz eden arkadaş, bu durumda ' Bey' sözcüğünün soyadı gibi algılanacağını belirterek küçük yazılması gerektiğini söyledi. Hak verdim kendisine. Bilmiyorum siz ne düşünürsünüz?" Ben de öteden beri "Halit Ağabey", "Şekibe Abla", "Hafız Teyze", "Rasim Amca" diye yazmayı uygun görenlerdendim. Çünkü dil kurumları, "Hitaplar, unvanlar büyük harfle başlar" diye kural koymuştu. Sözgelimi tanıdığım Kıbrıslı bir orkestra şefinin adı "Ali Hoca" dır. Ben adını böyle yazdığımda, siz bu kişinin "hoca" ya da "öğretmen" olduğunu düşünebilirsiniz. Oysa "Hoca" sözcüğü bu sanatçının soyadıdır. Bir düzeltmen arkadaş soruyor: "Bir metin düzetmesi yapıyorum. İkilem içindeyim: ' Türk Sanat Müziği' diye mi yazılmalı yoksa 'Türk sanat müziği' diye mi? Ben ilki diye düşünüyorum ama kurallar ne diyor?" Bence de birinci yazım biçimi doğru. İsmet Hüsrevoğlu adlı okurumuz ise, "Bu tür müziğe Türk Sanat Müziği denince diğer müzik türleri sanat değilmiş gibi algılanıyor" diye yazmış... Mektubunda diyor ki, "Sayın Aşut, Silivri Haber Hattı gazetesinde 'Huyum Kurusun' başlığıyla bir yazı yazdım. Orada bağlaçlar konusuna değinirken 'Bağlaçlardan sonra virgül kullanılmaz ' dedim. Siz ne dersiniz? Saygılar..." Evet, genel kural olarak bağlaçlardan sonra virgül kullanılmaz. Ölen ya da bir yere giden kişinin ardından ancak " Uğurlar olsun" diyebiliriz. *** HABER DİLİNDEN SOKAK DİLİNE! Türkçe Sözlük, "paketleme" yi bir ya da birkaç şeyi kâğıda sararak ya da kutuya koyarak bağlamak diye açıklıyor.
06 Haziran 2026 05:00

İstanbul'dan New York'a; Bohemler Nereye Gitti?
Geçen hafta Bonnie and Clyde üzerine yazarken Arthur Penn'in New York sanat çevrelerinden söz etmiştim. Sanat yalnızca üretilen bir şey değil, yaşanan kolektif bir hayat biçimiydi. 70'lerin sonu ve 80'lerin başındaki New York bunun en sahici küresel örneklerinden biri. East Village'da ya da Lower East Side'da insanlar birkaç yüz dolara ev bulabiliyor, bugün efsane gibi anlatılan o punk sahnesi, sinemada biçimi tersyüz eden No Wave hareketi ya da Jim Jarmusch'un o ilk dönem aylak filmleri tam da bu ekonomik enkazın üzerinde filizleniyordu. 19. yüzyıldan itibaren geleneksel kalıpların dışına çıkan sanatçıların, yazarların ve düşünürlerin sığındığı o nevi şahsına münhasır mahalleler, New York'un downtown'ından çok daha eski bir hafızaya sahipti. Bu geleneğin edebiyat tarihindeki en somut anıtı, şüphesiz gazeteci ve yazar Fikret Adil'in mesken tuttuğu ve aynı adla ölümsüzleştirdiği "Asmalımescit 74" idi. Dönemin ruhunu, o duman altı Beyoğlu bohemliğini anlamak için Fikret Adil'in zamansız eseri İ ntermezzo (Bohem Hayat ı) 'ya da bakmak gerekir. İstanbul'a turneye gelen Yunan tiyatro sanatçısı Yorgos Pappas ile Matmazel Tina arasındaki o gerçek, imkansız aşkı ve Atina'ya kaçış hikayesini anlatan bu roman, yazarın bizzat şahit olduğu bir "hakikatimsi roman, romanımsı hakikat" idi. Sonraki nesilde Orhan Veli'lerin, Sait Faik'lerin Lambo'nun Meyhanesi'nde devraldığı bu bayrak, 1980'lerden itibaren dik yokuşları ve tarihi apartmanlarıyla entelektüellerin, gazetecilerin ve oyuncuların sığınağı olan Cihangir'e taşındı. Şimdilerde dijital dünyanın bize sunduğu bir illüzyon var: "Fiziksel mekâna ne gerek var, internet var. Berlin'deki müzisyenle İstanbul'daki yönetmen Discord'da buluşabilir." Oysa ekranlardan sızan şey sanatsal bir yaşam biçimi değil, sadece bitmiş ürünlerin pikselleridir. Bu yüzden artık yalnızca eski filmleri, eski plakları ya da Fikret Adil'in, Orhan Veli'nin satırlarını özlemiyoruz. Belki de sadece soylulaştırma dalgasına kapılan metropollerin emlak piyasasında, İstanbul'dan New York'a kadar, yaşayabilecekleri o özgür şehirleri kaybettiler.
06 Haziran 2026 05:00

Adil Bir Dünya Mümkün
Sizlere Thomas Piketty ve kendisi gibi küresel gelir ve servet adaletsizliklerinin çözümüne odaklanan çalışma arkadaşlarının hazırladığı, ufku 2100 yılına kadar uzanan Küresel Adalet Raporu'ndan söz ediyorum. İnsanlığın yoksul yarısının küresel servetten aldığı pay %2'den %30'a yükseliyor; öyle bir dünya ki herkes yeterince tüketebiliyor, hiç kimse aşırı tüketmiyor. (Thomas Piketty ve diğerleri, A good life for the 99% isn't a pipe dream, The Guardian 4 Haziran 2026). Piketty 4 Haziran 2026 tarihli The Guardian gazetesindeki yazısında raporu böyle tanıtıyor. Daha az çalışma daha fazla özgürlük: Daha kısa çalışma süresine işaret eden tarihsel sürece uygun olarak, 2100'de yıllık çalışma süresi 2100 saatten 1000 saate gerileyecek. Toplam çalışma saatlerinin eğitim ve sağlık için harcanan bölümü bugünkü %11'den 2100'de %43'e çıkacak. Eşitsizliğin geriletilmesi: Gelir ölçeği 1'den 5'e, servet ölçeği 1'den 10'a değişen bir şekilde daralacak. 2 derecenin altında küresel ısınma: Şimdiki eşitsizlik ve yavaş karbonsuzlaşma temposuyla 4 dereceye doğru giden küresel ısınma, hızlı bir karbonsuzlaşma ve sürdürebilirlik önlemleri altında 1.8 dereceye geriletilecek. Servetin yeniden dağıtımı: En yoksul %50'nin küresel servet içindeki payı 15 kat artışla bugünkü %2'den %30'a sıçrayacak. Buna karşı milyarderler sınıfının serveti bugün 100 ise 1'e kadar düşerek, toplamda %6 oranından %0.05'e inecek.
06 Haziran 2026 05:00

Yoksulluk Nafakasına Müdahale: Kadın Haklarında Yeni Eşik
Anayasa Mahkemesi'nin Medeni Yasa'nın 175. maddesinde yer alan, yoksulluğa düşen tarafa süresiz nafaka bağlanmasına ilişkin hükmü iptal etmesi, gerekçesi henüz açıklanmamış olsa da, Türkiye'de Medeni Yasa'daki haklara ilişkin uzun süredir devam eden, kadınlar aleyhine sonuçlar doğuran siyasal yaklaşımın yeni bir aşaması olarak karşımızda duruyor. Oysa kamuoyunda yıllardır dolaşan "süresiz nafaka" ifadesi, hukuki bir kavram değil; ideolojik bir yönlendirmedir. Hukuken tartışılan kurum yoksulluk nafakasıdır ve bu kurum tek başına Medeni Yasa'nın 175. maddesiyle değil, 176. maddesiyle birlikte okunmak zorundadır. Medeni Yasa'nın 175. maddesinde yer alan " boşanma nedeniyle yoksulluğa düşen tarafa süresiz nafaka bağlanır" düzenlemesi, senelerdir kamuoyunda ısrarla yaratılmaya çalışılan algının aksine, yoksulluk nafakasının her koşulda süresiz olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle 175. madde, 176. maddeyle birlikte değerlendirilmelidir. Ayrıca 1992 yılına kadar ülkemizde evli kadınların çalışması, kanun gereği (eski M.Y. 159 md) eşinin iznine tabiydi. Anayasa Mahkemesi bu hükmü iptal etmiş olsa da, bu "izin ilişkisi" bugün biçim değiştirerek toplumsal baskı olarak varlığını sürdürmektedir. Özetle Türkiye, 1992'ye kadar çalışmasının bile eşin muvafakatine bağlandığı bir toplumsal zeminden, bugün hâlâ tam anlamıyla eşit yurttaşlığa geçmiş değildir.
06 Haziran 2026 05:00

Çanlar Çalarken İsmail Arı…
52 gün sonra kabul edilen iddianamede, " yanıltıcı bilgiyi yayma " ve " gizliliğin ihlali " suçlamalarıyla 2 yıl 3 aydan 8 yıl 3 aya kadar ceza istendi. Tam 6 yıl önce, burada " Çanlar çalarken gazetecilik " diye yazmış ve " Bizim mesleğin ölümünün 7'si, 40'ı, 52'si çıkalı çok oldu! " demiştim. Bizim neslin " rol modelleri "nin başında Uğur Mumcu geliyordu. Gencecik yaşlarında " rol modeli " oldular. 2020'de kaybettiğimiz uluslararası gazeteciliğin rol modellerinden Robert Fisk, " Gazetecilik tarafsız ve önyargısız olmayı gerektirir, ama acı çekenlerin safında! " demişti. İsmail için " O bizim sesimiz oldu. Gazeteci İsmail Arı serbest bırakılana kadar her gün ona dua edeceğim " dedi. Siz bu soruları düşünürken, ben 6 yıl önce bu köşede yazdığım " Çanlar kimin için çalıyor? "un hikâyesini anımsatayım: " Kralı da hâkimi-hukuku da olan bir ülkede, çan ölümü haber vermek için çalınırmış. Kentin merkezindeki dev çan, sıradan bir vatandaş öldüğünde 1; esnaftan biri öldüğünde 2; önemli bir devlet adamı öldüğünde 3; kral öldüğünde de 4 kez çalarmış. Bir gün, masumiyeti herkes tarafından bilinen bir vatandaş, beraat etmesi gereken bir davada ceza alınca da çan sesleri duyulmuş. 1, 2, 3, 4… 5'inci çan sesi duyulduğunda, kraldan daha büyük birinin öldüğünü anlamış ve 'Eyvah' demişler, 'Adalet öldü!' " İsmail 'in duruşmasına gidiyorum ama çanlar sadece o ve gazeteciler için değil; madenciler, işsizler, yoksullar, söz hakkı verilmeyenler için, senin için, hepimiz için, kısacası acı çekenler için çalıyor!
06 Haziran 2026 05:00

Gannuşi'yi Cezalandırmaya Doyamamak!
Geçtiğimiz günlerde Tunus'tan gelen bir mahkeme kararı, Tunus'ta 5 yıldır yaşanmakta olan bir hikayenin yeni bir halkası gibi. 5 yıldır bugün 84 yaşına varmış olan Raşid Gannuşi'nin zindanda üzerine bir kilit daha vurulmasından ibaret. "Nahda'nın gizli yapısı" olarak sunulan davada aralarında eski Meclis Başkanı, Nahda Hareketi lideri ve İslam dünyasının en tanınmış düşünür-siyasetçilerinden biri olan Raşid Gannuşi'nin de bulunduğu çok sayıda isim hakkında ağır cezalar verildi. Çünkü burada yargılanan sadece bir siyasi hareket değil; aynı zamanda Arap dünyasında demokrasi ile İslam arasında kurulmaya çalışılan en önemli uzlaşma tecrübelerinden biridir. Davanın hukuki yönünden ziyade 2021 Temmuz'unda yaşanmış darbenin talepleriyle ilgili olduğunu bilmeyen yok. Suikastlar Tunus'u derin bir siyasi krize sürükledi. Buna rağmen dosya kapanmadı; aksine Tunus'taki siyasi kutuplaşmanın en önemli sembollerinden biri haline geldi. Fakat bu gelişmeleri anlamak için asıl olarak 25 Temmuz 2021'e dönmek gerekiyor. Tam tersine bütün süreç "halkın iradesi", "anayasal meşruiyet" ve "demokrasiyi kurtarma" söylemleriyle yürütüldü. Tunus'un bugün yaşadığı trajedinin merkezinde bu bizim "postmodern darbe" vasfıyla aşina olduğumuz paradoks bulunmaktadır. Siyaset biliminin uzun zamandır üzerinde durduğu "seçimli otoriterlik" veya "anayasal darbe" kavramları tam da bu tür durumları açıklamak için geliştirilmiştir. Ancak bu hikâyede asıl dikkat çekici olan şey Raşid Gannuşi'nin şahsıdır. Çünkü Gannuşi herhangi bir İslamcı lider değildir. 2011 sonrasında Nahda iktidara geldiğinde birçok gözlemci Tunus'un İran veya Sudan benzeri bir yola gireceğini düşünüyordu. Bugün Tunus'ta asıl mesele Raşid Gannuşi'nin suçlu olup olmadığı değildir. Asıl mesele, 2011 yılında özgürlük ve onur talebiyle başlayan Tunus hikâyesinin nasıl olup da yeniden siyasal dışlama ve yargı mücadeleleri eksenine geri döndüğüdür. Çünkü bu süreçte Tunus'ta gerçekten yargılanan Raşid Gannuşi değil, Arap Baharı'nın geriye kalan son demokratik umudu oluyor.
06 Haziran 2026 04:00


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Gannûşî'nin Suçu Ne?
Yaklaşık 3 yıl önce, 2023'ün nisan ayında, bir iftar vakti tutuklanan Tunus Nahda Hareketi lideri Râşid Gannûşî (84), ömür boyu hapse ve ilaveten 30 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Siyasî yaşamı boyunca 1987'de, 1992'de ve 1998'de müebbet hapse mahkûm edilen Gannûşî, böylece dördüncü kez müebbet hapis cezası almış oldu. Önce, bugünlere nasıl gelindiğini hatırlayalım: Arap Baharı'nın doğum yeri ve başlangıç noktası olan Tunus'ta, ülkeyi 1987'den beri bilfiil yönetmekte olan Zeynelâbidin Bin Ali, protesto gösterilerinin yoğunlaşmasıyla 2011'in ocak ayında siyasî mülteci sıfatıyla Suudi Arabistan'a gitmişti. Dahası, 2016'da yapılan parti kongresinde, Gannûşî, "Müslüman demokrat" olduklarını dünyaya ilân ederek, "Siyasal İslâm" kılıfı altında İslâmî hareketlerin tamamına açılan savaştan kendi partisini kurtarmak da istedi. 2019'da, kamuoyunda yaygın biçimde tanınmayan bir anayasa hukuku profesörü, Kays Saîd, Râşid Gannûşî ve arkadaşlarının yoğun desteğiyle ve yüzde 72 oy oranıyla cumhurbaşkanı seçildi. Gannûşî, Saîd'in "hukukçu" kimliğine güveniyor ve ülkenin yönetimi için kendisinin en ideal aday olduğunu savunuyordu. (Bu süreç, Türkiye'de Ahmet Necdet Sezer'in cumhurbaşkanı seçilmesi süreciyle neredeyse tamamen aynıydı.) Hukuka saygılı bir profil çizen, fasih Arapça konuşma takıntısıyla dikkat çeken ve devlet ciddiyeti takınıyor görünen Kays Saîd, 2021'de birdenbire masayı devirdi; parlamentoyu kapattı, Nahda Hareketi'nin kapısına kilit vurdu ve 2023'te Râşid Gannûşî'yi de tutuklatarak hapse attırdı.
06 Haziran 2026 04:00

Zam-para
Yılbaşında 2026 yılı geneli için öngörülen %16'lık enflasyon hedefi, henüz ilk beş ay tamamlandığında gerçekleşen %16,61'lik kümülatif artışla birlikte tamamen aşılmış ve ocak ayında yapılan ücret zamları enflasyon karşısında fiilen erimiş durumda. Mayıs enflasyonuna göre gıda fiyatlarındaki mevsimsel gerileme manşet enflasyonu bir nebze frenlese de halkın en temel yaşam maliyetlerini oluşturan konut (%45,59) ve ulaştırma (%34,29) gruplarındaki yüksek yıllık artışlar, vatandaş üzerindeki baskının ana kaynağı olmaya devam ediyor. TÜİK'in yayımladığı 2025 yılı Hanehalkı Bütçe Araştırması sonuçları, Türkiye'deki toplumsal sözleşmenin nasıl yeniden yazıldığına ve paranın esasında nereye gittiğine dair bir kesit sunuyor. Aylık ortalama tüketim harcamasının 45.344 TL'den 64.104 TL'ye, yani %41,4 oranında artmış olması ilk bakışta refah artışı izlenimi oluştursa da işin aslı başka. Konut ve kira kaleminin tek başına %59,1 artarak toplam harcamanın %29,3'üne ulaşması, büyümenin kapasiteden ziyade vatandaşın içine girdiği kıskacı büyüttüğünün en kaba göstergesi. En düşük gelir grubunda (ilk %20) aylık ortalama harcama 24.848 TL iken, en yüksek grupta (son %20) bu rakam 123.155 TL'di. Nihayetinde, Mayıs 2026 enflasyon rakamları ile hanehalkı bütçe araştırmalarının kesiştiği nokta, Türkiye'nin önündeki en büyük riskin bir fiyat istikrarsızlığı meselesinin çok ötesinde, yapısal bir toplumsal çözülme olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Yıl başındaki hedeflerin daha ilk yarıyıl dolmadan kâğıt üzerinde kalması, ücretlere yapılan zamların daha vatandaşın cebine girmeden konut ve ulaştırma koridorlarında kamulaştırılması, kronikleşen bu "zam-para" düzeninin yapısal bir sonucu.
06 Haziran 2026 04:00