×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Salih Bıyıklıoğulları

Dijital Çağda Çocukların, Kalpleri Susamış Bir Neslin Sevgi Açlığı Ve Manevî İmarı

14 Haziran 2026 11:46

Bugünün dünyasında çocuklarımız ve gençlerimiz; modern konforun, lüks yurtların, akıllı okulların ve son model cihazların ortasında, tarihin en derin "sevgi ve şefkat kışını" yaşıyor. O ışık, sadece oyuncağı kırıldığında ya da arkadaşı onu üzdüğünde değil, asıl olarak "görülmediğinde", "duyulmadığında", "değer verilmediğinde", "takdir edilmediğinde", "sevildiğini hissetmediğinde" kaybolur. Kelimelerin ve nesnelerin dünyasına boğulduğumuz bu fetret devrinde, en acımasız kıtlık "sevgi, şefkat ve merhamet kıtlığıdır". Kadim siyasetnamelerimizde devlet, tebaasına karşı bir "baba" ve "anne" şefkatiyle mükellef kılınmıştır. İslâm inancında Yüce Allah'ın en çok zikredilen iki sıfatı "Rahman" ve "Rahim"dir. Tasavvuf geleneğinde "rahmânî" olmak, yani Rahman'ın sıfatlarıyla ahlâklanmak, şefkati bir hayat biçimi haline getirmektir. İslâm eğitim paradigmasının temeli nebevî bir ikaz üzerine kuruludur: "Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir." Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), secdedeyken sırtına çıkan torunları Hasan ve Hüseyin üzülmesin ya da kalpleri kırılmasın diye secdesini uzatan, onları omuzlarında taşıyan, sokakta çocuklarla selâmlaşan ve namaz kılarken ağlayan bir bebek sesi duyduğunda annesi telaşlanmasın diye kıraati kısaltan bir şefkat abidesiydi. İslâm dünyasındaki "sevgi açlığı", maneviyatın özü olan "Vedûd" (bizi karşılıksız seven ve sevilmeye layık olan Allah (c.c.)) isminin çocukların dünyasında hakkıyla tecelli ettirilememesinden kaynaklanmaktadır. Benzer şekilde, ülkemizde yapılan gençlik araştırmaları da çarpıcı bir tabloyu önümüze koymaktadır: 15-18 yaş arası gençlerin yaklaşık %43'ü "ailesi tarafından yeterince sevilmediğini" hissetmektedir. Sevgi, sabır, fedakârlık gibi "zahmetli" duyguların yerini alışveriş, tatil ve dijital oyunlar alıyor. "Değerler eğitimi" adı altında verilen dersler ise çoğu zaman kâğıt üzerinde kalıyor. Çocuklar ise bu ihmali "ben değersizim", "ben sevilmiyorum" olarak içselleştirmektedir. Televizyon dizilerinden dijital oyunlara kadar çocukların maruz kaldığı medya içerikleri, merhameti bir "zayıflık", kaba kuvveti ve acımasızlığı ise bir "güç göstergesi" olarak sunmaktadır. Medyanın pompaladığı bu narsist kültür ve "linç kültürü", çocukların empati yeteneğini köreltmekte, onları duygusal olarak katılaştırmaktadır. Evlerde her gün en az bir saat "dijital detoks / ekransız zaman" ilan edilmeli; bu sürede göz göze gelerek, dokunarak, dinleyerek ve paylaşarak çocukların sevgi depoları doldurulmalıdır. Belediyeler, okullar ve sivil toplum kuruluşları iş birliğiyle "Telefonsuz Akşam Sofraları", "Haftada Bir Aile Oyun Saati", "Dede-Nine Ziyaret Günü" gibi kampanyalar düzenlenmelidir. Ailelere yönelik "Sevgi Dili", "Çocukla Sağlıklı İletişim" ve "Duygusal Zekâ Gelişimi" eğitimi programları yaygınlaştırılmalıdır. Aileler, çocuklarına "Seni seviyorum" demekten, onlara her gün sarılmaktan asla vazgeçmemelidir. Müfredata ilkokuldan itibaren "Duygusal Okuryazarlık", "Empati ve Merhamet", "Sevgi ve Saygı" gibi uygulamalı dersler eklenmelidir. Öğretmen yetiştirme programlarında, "sınıf yönetimi" kadar "sınıfın kalbini yönetmek" de öğretilmelidir ve etkili olabilmek için tam yetki verilmelidir. Okullarda rehberlik servisleri sadece sınav tercih dönemi çalışan bürolar olmaktan çıkarılıp, çocukların duygusal dünyasını, travmalarını ve sevgi açlıklarını haritalandıran "Duygu Danışmanlık Merkezleri"ne dönüştürülmelidir. Kredi Yurtlar Kurumu ve özel yurtlar, sadece yatak ve yemek hizmeti sunan kurumlar olmaktan çıkarılmalı; manevî rehberlik, psikolojik danışmanlık, sosyal aktivite ve sıcacık bir atmosfer sunan "ikinci evler" haline getirilmelidir. Her yurtta, gençlerin odalarına çekildiklerinde kapılarını çalıp dertlerini dinleyecek, onlara sahte dijital dünyadan daha sıcak bir aile ortamı sunacak "Gönül Mihmandarları" (manevî danışmanlar) istihdam edilmelidir. Siyaset kurumu, çocukların sadece fizikî istismardan korunmasını değil, "duygusal ihmalden" de korunmasını güvence altına alacak yasal ve kurumsal altyapıları kurmalıdır. Devlet, "Sevgi Dolu Toplum", "Merhamet Eli", "Güvenli Aile" gibi kamu spotları ve kampanyalarla toplumsal farkındalığı artırmalıdır. Aile Bakanlığı, çocukların duygusal ihtiyaçlarını izleyen bir "Ulusal Çocuk Refahı Endeksi" oluşturmalı ve bu endeksi düzenli olarak açıklamalıdır. Ayrıca "Evlilik ve Ebeveynlik Ehliyeti" programları teşvik edilmeli; çocuk sahibi olan her anne babaya ruhî ve zihnî gelişim eğitimi verilmelidir. Yerel yönetimler, mahallelerde "çocuk, genç danışma merkezleri", "aile destek noktaları" ve "gönüllü aile büyükleri projeleri" hayata geçirmelidir. Bir "seni seviyorum" diyelim. Ve diyelim ki: "Sevmek, insan olmanın ta kendisidir." Çünkü bir milletin gerçek geleceği, çocuklarının zihinlerinde değil; önce kalplerinde büyür.

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Onur Özgen

Top Türkiye'deydi Ama Oyun Avustralya'daydı

14 Haziran 2026 11:25

Avustralya, Türkiye'ye karşı tam olarak bunu yaptı. Türkiye ise maçın içinde rakibin ne istediğini gördüğü hâlde kendi oyununu yeterince değiştiremedi. Top maç boyunca Türkiye'de kaldı, oyun uzun süre Avustralya yarı sahasında geçti, şut sayısı kâğıt üzerinde etkileyici göründü. Oysa topa sahip olmak, rakibin dengesini bozmadığınız sürece bir üstünlük değil, oyunun dekoru hâline gelir. Türkiye'nin Avustralya karşısındaki âali de buydu. Rakip savunma bloku geriye yaslandı, alanları kapattı, merkezde kalabalıklaştı ve Türkiye'nin ne yapacağını büyük ölçüde tahmin ederek oynadı. Bu yüzden maçın en çarpıcı tarafı Avustralya'nın Türkiye'yi durdurması değildi; Türkiye'nin kendi hücumunu kendi elleriyle daraltmasıydı. Avustralya'nın savunma profili belliydi. Türkiye ise uzun süre bu gerçeğin tersine oynadı. Bir süre sonra bu ortalar hücum girişimi olmaktan çıkıp Avustralya savunmasının ritim bulduğu tekrarlar hâline geldi. Türkiye bu iki oyunun arasında kaldı. Hakan Çalhanoğlu, İsmail Yüksek, Orkun Kökçü ve Arda Güler gibi dört orta saha oyuncusu aynı anda sahadayken topun daha kaliteli dolaşması beklenirdi. Türkiye'nin topu ayağında tutma ısrarı, Avustralya'nın savunma konsantrasyonunu azaltmadı. Türkiye'nin hücum genişliği teoride vardı; pratikte yeterince çalışmadı. Sağda Zeki Çelik'in yüksek konumu ise sorunlu kaldı. Kenan Yıldız'ın ikinci yarının başında oyuna girdikten sonra top istemesi ve oyunu kendi tarafına çağırması, Türkiye'nin maç boyunca eksik kalan unsurunu hatırlattı: bire bir tehdit. Türkiye'nin sabırsızlaştığı her an Avustralya'nın planı daha da değer kazandı. Avustralya'nın uzun ve direkt toplarla tehdit oluşturacağı belliydi. Vincenzo Montella'nın Türkiye'ye kazandırdığı önemli şeyler var. Avustralya maçında bunların hiçbiri yeterince gerçekleşmedi. Bu maçtan çıkarılacak en tehlikeli sonuç, "çok şut çektik, top bizdeydi, golü bulamadık" rahatlığı olur. Türkiye'nin sorunu bitiricilikten ibaret değildi. Türkiye de uzun süre verilen alanlarla yetindi. Ceza sahası önü Türkiye'nin pas sahnesi oldu; ceza sahası içi Avustralya'nın kalesi gibi kaldı. Oysa Avustralya'nın amacı tam da buydu. Türkiye'nin oyuncu kalitesi hâlâ yüksek. Bu takım Avustralya'ya yenildiği için kötü bir takım hâline gelmedi. Fakat bu yenilgi, Türkiye'nin iyi takım olma iddiasının kendi kendine yetmediğini gösterdi. Vancouver gecesi bunu sert biçimde öğretti.

Yeni Dönemin Estetik Yatırımı: Kolajen Bankacılığı

14 Haziran 2026 10:01

Son yıllarda dermatoloji ve estetik tıpta en çok konuşulan kavramlardan biri de "kolajen bankacılığı." Yani cildin gençlik rezervini yıllar öncesinden koruma altına almak. Bir dönem estetik dünyasının en popüler yaklaşımı şuydu: "Kırışıklık oluştuysa dolduralım." Şimdi ise başka bir çağ başladı. Eskiden 40'lı yaşlarda gördüğümüz cilt yorgunluğunu artık 20'li yaşların sonunda bile görmeye başladık. Özellikle son dönemde hızlı kilo kaybı sonrası kişiler "Bir anda yaşlandım gibi hissediyorum" şikâyetiyle başvuruyor. Kolajen, cildin taşıyıcı iskelesi gibi çalışan temel proteinlerden biri. İnce kırışıklıklar, göz altı çökmesi, boyun gevşemesi, mat görünüm... Bu nedenle yeni nesil dermatoloji artık yalnızca "eksik olanı doldurmaya" değil, cildi yeniden kolajen üretmeye teşvik etmeye odaklanıyor. Şimdi ise tam tersine insanlar; daha sağlıklı, daha doğal görünmek istiyor. Kolajen bankacılığı yalnızca tek bir işlem anlamına gelmiyor. Bu tedaviler cildi şişirmek yerine cildin kendi kolajen üretimini desteklemeyi hedefliyor. Doğru hasta seçimiyle uygulanan lazer sistemleri: ◊ Kolajen üretimini destekleyebiliyor. Uzun ekran saatleri, stres, dolaşım problemleri ve uykusuzluk nedeniyle kişiler daha genç yaşta: ◊ Yorgun ifade şikâyetiyle başvuruyor. Kolajen yalnızca estetik işlemlerle korunmuyor.

Filtreleme Haberleri

Sina Koloğlu

Rtük Sezonu Açtı... Reality Tv'de Karanlık Yüz: Seks Bir Ödül Gibi Sunuluyor

RTÜK'ün "politik" cezaları yine aynı şekilde devam etti. PLATFORMLARDA İYİ DİZİ, İYİ FİLM ORANI DÜŞTÜ Geçen hafta dijital platformlarda "kilo ile" üretildiğini, buna karşılık gerçekten ses getiren yapım oranının oldukça düşük kaldığını yazmıştım. Yapımların Sadece Yüzde 4'ü Başarı Eşiğini Aşıyor Hollywood senaristlerinin 2023 grevi sonrasında imzalanan toplu sözleşmeye göre, bir dizi veya filmin "başarılı" sayılması için yayınlandığı ilk 90 gün içinde platformun ABD abonelerinin en az yüzde 20'si tarafından izlenmesi gerekiyor. Başka bir ifadeyle, yayın platformlarında üretilen içeriklerin yalnızca yüzde 4'ü gerçek anlamda "hit" olarak kabul edildi. Platformda 26 yapım başarı eşiğini geçti. REALİTY TV'DE KARANLIK YÜZ; EVLİLİK BASKISI VE NORMALLEŞEN SINIR İHLALLERİ Birbirini tanımayan insanların ilk kez nikah masasında tanıştığı, evlendiği ve evlilik hayatını, balayılarını ve bağlılık törenlerini deneyimlediği popüler bir reality televizyon programı Married at First Sight UK hakkında ortaya atılan cinsel saldırı ve şiddet iddiaları, reality TV dünyasındaki "yakınlık baskısı" tartışmasını yeniden gündeme taşıdı. İngiliz The i Paper'da denk geldiğim bir makale sorunun sadece tek bir program değil; reality şovların yıllardır ilişkileri ve cinselliği "ödül" ya da "hikâye motoru" gibi sunmasında yattığını söylüyor. Yarışmayı Gerçek Zannettiler Cinsel İlişki İstediler İddialara göre bazı erkek yarışmacılar, programdaki "eş" kavramını gerçek bir evlilik gibi yorumlayarak bunun kendilerine cinsel hak verdiğini düşündü. "Sorun sistemin kendisi" Yazıya göre reality TV artık izleyicilere "yakınlığın hızlandırıldığı yapay ilişkileri" normal gösteriyor. "Seks bir ödül gibi sunuluyor" Makaleye göre sorun, programların cinselliği bir "ödül", "başarı" veya dramatik hikâye unsuru olarak işlemesi. "Rıza kavramı bulanıklaşıyor" Yazının en sert eleştirilerinden biri ise "rıza" meselesine yönelik. Çünkü programın yapısı, yakınlığı "beklenen şey" haline getiriyor. "Reality TV artık daha tehlikeli bir yere gidiyor" Yazı, modern reality programlarının artık yalnızca yarışma değil; insan ilişkilerini aşırı hızlandırılmış, yoğun baskı altında yaşanan sosyal deneylere dönüştüğü görüşüyle bitiyor. Senaryoların hayatı bize böyle algılamamız konusunda "yardımcı olması" gibi bir durum var. VATAN HAİNLİĞİ Yakın dönem siyasi tarihimizin vazgeçilmezi, "Vatan Haini". Orada özetliyor kitabı; "Koloğlu, kitabında Sezar'dan Napolyon'a, Mareşal Pettain'den Nazım Hikmet'e, yaşadıkları dönemde 'hain' olarak yaftalanmış birçok ismin hikayesini sunuyor" diyor. Çoşkun Başbuğ "Vatan haini" dedi Kavala için. "Her önüne gelene vatan haini demek olur mu?" diye sordu. "Ne olursa olsun 18 yıl casusluk iddiası var mı? Bendeki vicdanen kanaat kesin" diyordu. Sözer; "Herkes bulunduğu taraftan birbirine vatan haini derse. Ekranda kanaatim diyerek vatan haini denir mi?" diye karşı çıktı. AKLIMA TAKILANLAR HABERDE YAYA KARŞIYA NASIL GEÇTİ Now'da "Yaya Geçitlerinde Kameralı Denetim" diye bir haber. 46'ncı dakikada) https://www.youtube.com/watch?v=SrOjncY12v8 YİNE BOL BİP, YİNE RECEP İVEDİK Kaçıncı defa oldu izleyeli ekranda Recep İvedik 3'ü saymadık. Her izlediğimizde artan "bip"li sahneleri ile bir başka cazip hale geliyor film. "Şu Nezahat ablayı dinledim. Dedim mahalledeki tüm pislik, şişman, gergedan kadınları eve toplayan kadın derdimize çare bulur ya" mesela. "Bu kadın görmüş kadın, bu kadına geçirmişler dedim" yine. EFELER OYNUYOR, REKLAMLARDA SULTANLAR 2026 FIVB Voleybol Milletler Ligi'nde Türkiye Erkek Voleybol Takımı ilk maçını ABD ile oynadı. Erkeklere de "pozitif ayrımcılık" yapılsın.

14 Haziran 2026 09:41

İbrahim Güneş

"Erdogan's New Ottoman Trade Empire"

Yediot Ahronot Gazetesi'nin analiz haberinden... "Erdoğan'ın yeni Osmanlı ticaret İmparatorluğu" manşetli analiz haberde İsrail'in nasıl denklem dışında kaldığı anlatılıyor... İsrail'i bypass eden bu hat Tel Aviv medyasının da gündeminde zira "Biz savaşırken, Erdoğan yeni denklemler kuruyor, krizi fırsata çeviriyor" diye sızlanıyorlar... Tüm bu gelişmeleri üst üste koyduğumuzda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın AK Parti Grup toplantısında yaptığı konuşma daha bir derinlikli okuma istiyor... Erdoğan, "Şam ve Beyrut, İstanbul'un iki kardeş şehridir. Türkiye'nin güvenliği sadece Hatay'dan değil Halep'ten başlar, Şam'dan başlar, Türkiye'nin güvenliği Beyrut'tan başlar. Kardeşlerimizin ülkelerinde hiçbir emrivakiye müsamaha göstermeyiz, kardeşlerimize yönelik hiçbir saldırıya göz yummayız" diye net bir mesaj verdi... Prof. Duran, "Bölgesel krizlerin ortaya çıkardığı yeni ihtiyaçlar doğrultusunda geliştirilen alternatif ulaşım güzergâhları; yalnızca iki ülke arasındaki iş birliğini değil, aynı zamanda bölgesel istikrarı ve ekonomik sürekliliği de güçlendirmektedir" ifadesini kullandı. Erdoğan, son konuşmasında "Biz kendimizle yarışmaya devam edeceğiz. Millete hizmet tek gündemimiz olacak" mesajları verirken muhalefetin içine düştüğü çıkmaza da atıf yapıyordu... Özgür Özel, kendisine yönelik "Dış politikada suskunsunuz" eleştirilerine cevap verirken, Namık Tan gibi bir akıl hocası olduğunu söylemiş. Hani şu Türkiye'nin Mavi Vatan mücadelesine "Masal" Somali'deki mücadelesine "Deniz aşırı macera" diyen Namık Tan'dan söz ediyoruz. Hani Gazze'nin Kuvayi Milliye'si Hamas'a "terör örgütü" diyen kendisi ve İmamoğlu değilmiş. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Özgür Özel'e yakın 9 ismi kesin ihraç istemiyle disiplin kuruluna sevk etti. İlk "arınma" hamlesini yaptı. Özgür Özel, CHP PM'deki 28 isme istifa edin talimatı verdi. Üstelik Özel'e yakın bu isimlerin dokunulmazlıklarının kaldırılması ihtimali de Özel'i uykusuz bırakmış gibi görünüyor. Kılıçdaroğlu ise durumundan memnun gibi görünüyor. Zira ikisi de Özel-İmamoğlu ikilisinin aksine mücadelenin CHP içinde verilmesi gerektiğini söylüyor. CHP "128 milyar dolar nerede?" diye 5 yıl önce bir kampanya başlatmıştı. Hemen söyleyelim bugünlerde Özgür Özel'i destekliyorlar. Yani demem o ki Kılıçdaroğlu'nu vurmak için attıkları taş, Özel'i de yaralıyor. Şimdi bunu yok biz objektif yayıncılık gereği vs diye anlatmaya çalışmasınlar zira 22 kanal Kılıçdaroğlu'nu yayınlarken onlar Özgür Özel haberi giriyordu.

14 Haziran 2026 09:24

Sibel Eraslan

Yeryüzünün En Eski Kur'an Mushafı Niçin Bir İngiltere Kütüphanesinde?

Tayyar Altıkulaç'ın IRCICA tarafından yayımlanan "Hz. Ali'ye Nispet Edilen Mushaflar" adlı çalışması Batılı oryantalistlere ciddi bir cevap anlamı taşıyor... IRCICA'nın Dr. Altıkulaç aracılığıyla, 1968 yılında Yemen'de bulunan ve Hz. Ali'ye isnat edilen nüshalar üzerinden yaptığı karşılaştırmalı tetkik, bahsettiğimiz şüphelere verilmiş bilimsel bir cevap...' 2015'te Birmingham Üniversitesi'ndeki Cadbury Araştırma Kütüphanesi'nde bir doktora öğrencisinin tesadüfen rastladığı nüshalar ise, uzun tetkiklerden sonra, bilinen en eski Kur'an mushafı olarak ilan edilmişti... 200 binden fazla nadir kitap ve dört milyondan fazla el yazması eser barındırır. Birmingham'daki Mingana Koleksiyonu ise, ağırlıklı olarak Arapça, Süryanice, Farsça, Türkçe, Ermenice, Yunanca, İbranice el yazmalarını barındırmaktadır. 1920'ler boyunca 3000 civarında el yazma eser, Alphonse Mingana tarafından adeta bir adanmışlık tutkusuyla toplanmıştır. Alphonse (Hürmüz) Mingana (1878-1937) yılları arasında yaşamıştır. Birmingham Üniversitesi Hristiyanlık ve İslamiyet kürsüsünden Profesör David Thomas, "Bu el yazmaları, İslamiyet'in kurulduğu ilk yıllara aittir. Kur'an-ı Kerim, 610 ve 632 yılları arasında indirildi. Bu el yazmalarını yazan kişinin, Hz. Muhammed'le aynı dönemde yaşadığını, hatta peygamberi tanıdığını düşünüyoruz " demiş. İstanbul'da da Türk ve İslam Eserleri Müzesinde bazı tarihi mushaflar bulunmaktadır: Hz. Osman'ın imzasını taşıyan ve hicri 30 senesinde yazıldığı belirlenmiş mushaf... Yine Hz. Ali'nin imzasını taşıyan iki ayrı nüsha da mevcuttur.

14 Haziran 2026 09:18

Vahdettin İnce

İslam İle Cahiliye Arasında Yolların Ayrılış Noktası

Savaş ise koşulları gereği aklın değil, duyguların, özellikle öfke menşeli duyguların öne çıktığı bir ortamdır. Stratejik akıl (Devlet), savaş için bir hedef ve bir çerçeve çizer, normal hayatta hoş karşılanmayan duyguları bu çerçeve içinde, bu hedef doğrultusunda salıverir. Çünkü başka bir mekanizma devrededir savaş ortamında. Bir savaşta ünlü sahabi Ebu Dücane'nin, elindeki kılıcı sallayarak, çalım satarak, böbürlenerek düşman üzerine yürüdüğünü gören Peygamberimiz (s.a.v) "Allah bu yürüyüşü yalnız bu durumlarda sever" buyurarak savaş ortamında insanların sergiledikleri davranışların normal hayattan farklı olduğuna işaret etmiştir. İslam'da savaşın gerçekten bir hukuku var. Farklı ortamlarda devreye giren duyguların bir hukuka tabi olup olmaması. Ancak akıl da çoğu zaman duyguların etkisinde kalabilir. Cahiliye şairlerinden biri şöyle tanımlıyor cahiliye ortamını: "Başkalarını ısırmayan ısırılır, kılıcıyla etrafına korku salmayan parçalanır". Cahiliyede duyguları frenleyen mekanizma, İslam'daki gibi hukuk değil, güçtür. Sonra bir siyasetçi de önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde "ana dili Kürtçe olan bir adayı desteklemem" diyebildi. İslam kültürüyle harmanlanmış toplumlarda eğlendirirken düşündüren fıkralar, nükteler "zekanın zekatı" olarak görülmüştür.

14 Haziran 2026 09:15

Selahaddin E. Çakırgil

'En Sefil Hayat, Başkalarının İstediği Şekilde Yaşanan Hayattır'

Pazar Günleri, okuyucuların eleştiri, soru ve görüşlerine tahsis ettiğimiz bu sütunda bir diğer 'Hasbihal'e daha, muhterem okuyucularımızı selâmlayarak ve hayırlı çalışmalar içinde olmalarını temenni ederek başlayalım: * - Melih Tırpancı isimli okuyucu diyor ki: ' Doğrusu, 'en azından son 100 yılı iyi bilmeden bugünü de anlayamayız' şeklindeki görüşleri kabul ediyorum, ama, ben şahsen güya biraz bildiğimi sanıyordum.. * *İstanbul'dan Muzaffer Ergin diyor ki kısa notunda: 'Ağabey, sizinle geçen hafta sohbet ederken, sizin hatırlatmanız üzerine ben de, Tunus'ta İslami Mücadele'nin yıllarca öncülüğünü yapmış olan Râşid el-Gannûşi 85 yaşlarındayken, yıllardır hâlâ da zindanda olduğu konusunu öğrenince, konuyu, işi gereği, birkaç yıldır Tunus'ta olan bir yakın arkadaşıma sordum ve gördüm ki, durum aynen söylediğiniz gibi.. Onun bu hassasiyeti tebrike değer.. Bu konu, Tunus dışından bazı Müslüman şahsiyetlerce Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said'e hatırlatılmış, ama, ' Bunlar bizim iç meselemiz..' gerekçesiyle kapatmış konuyu.. Râşid el-Gannuşî, bu yaşta zindanda terk-i hayat eylese, bu, Gannuşî için bir şeref; Kays Said için de daha bir büyük utanç vesilesi olur.. -Şenel Mutlu isimli okuyucumuz; 11 Haziran tarihli mesajında: 'Selamünaleyküm, Selahaddin Ağabey, makalelerinizi, konuşmalarınızı titizlikle takip ediyorum.. Ancak 8 Haziran'daki yazınızda, insanlıktan nasipsiz bir kapitalistin fıkra diye anlattığı o çirkinliği keşke yazınızda açık olarak yazmasaydınız diye düşünüyorum..' diyor. Elleri-dilleri kurusun, servetleri kendilerine yâr olmasın.' diyor. * K. Kasımoğlu isimli okuyucu da 12 Haziran tarihli notunda, ' Türkiye'de ABD üsleri yoktur, NATO üsleri vardır' diyor. * Abdullah Kul isimli okuyucumuz da, 22 Mayıs tarihli notunda, 'Müslüman halklara hâkim olan sistem " zer ve zor 'dan, servet ve zorbalıktan başkası değildir. Emperyalist güçler tarafından 'halkı Müslüman olan ülkelere birer 'deli gömleği' giydirilmiş, sun'î sınırlar çizilmiş, sun'î anayasalar kabul ettirilmiş; maalesef realitemiz bu.. Ee, nasıl kurtulacağız bu durumdan, nasıl bir değişim dönüşüm olacak? Bu da, Müslüman halkların ferdî ve sosyal planda uzun soluklu bir bilinçlenmesiyle alâkalıdır. Evet, kanun bu, (Ra'd Sûresi,11. âyette çok net olarak belirtildiği üzere, mealen), " Bir halk, kendi halini değiştirmediği sürece Allah onların halini değiştirmez!" * Bu okuyucu kardeşimiz, 8 Haziran tarihli mesajında da, ' modern Cahiliye' de, sermaye ve güç sahipleri, zamane Nemrut, Karun ve Hâman'ları, klasik üçlü olarak, söz ve davranışlarını böylece günlük hayatın normalleri olarak görüyorlar.. Söz konusu ahlâksızlık ve çirkinliklere seyirci kalanlar ve onları tebessümleriyle teyit edenler hepsi de aynı kefededirler.. Mümin olmak kolay değildir. Nurullah Genç'in yazdığı birkaç şiirle onun dünyasına şekil veren inanç, düşünce ve duygularının neler olduğunu yansıtan 5 Haziran tarihli makalenizden memnuniyetle öğrenmiş oldum ve sevdim; teşekkürler.. ' diyor.. *Faik Kaynak isimli okuyucumuz da, 'Kurban bilinci ve insanın teslimiyetinin bir semeresi olarak Müslümanlara'hediye/ ödül' olarak Rabbimiz tarafından verilmesi yönünde, 26 Mayıs günü bu sütunda 26 Mayıs yayınlanan yazı için teşekkürlerini bildirmiş.. Bu okuyucumuz bir diğer mesajında da, ' Biz Müslümanların siyaset sahnesinde var olma sürecinde, bir takım yol kazalarına değinirken, Müslüman halkın dünyasına nasıl baktıkları bilinen sistemle entegre oluştan dolayı, teslimiyetçi/ vesayetçi anlayışlara hassasiyetle bakışımızda, 'hak - hukuk - adalet - hakkaniyet - liyakat vs. ahlâkî norm ve formlardan uzak olduğumuz gerçeğini görmemiz ve bu hususta geniş mutabakatlı bir iç muhasebe yapmamız lâzım..' diyor.. * Hakan Pakdil isimli okuyucumuz da, 28 Mayıs tarihli notunda, yanlışları, iktidarın sürdürülmesi adına normal görme hastalığına düşmek ihtimalini ciddîye alıp, ' tuz'un kokması' karşısında, aklın ve inancın gerektirdiği tedbirlerin mutlaka alınması gerekiyor. * Ahmet Taşdemir isimli okuyucu da 25 Mayıs tarihli yorumunda, ' Müslümanlar olarak siyasetten; insanları Allah korkusu ile adalet ve liyakate dayalı bir yönetimi anlamamız lâzım diye düşünüyorum.

14 Haziran 2026 09:09

Resul Tosun

Emanet Ata Binen Tez İner!

Fakat batımızdaki Yunanistan ve güneyimizdeki Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) hâlâ batının ve İsrail'in etkisi altında Türkiye karşıtı politikalar geliştirmeye çalışıyorlar. AB, Türkiye'ye karşı GKRY'ni himayesine almıştır! Evet, İsrail işlediği onca savaş suçunun örtebilmek/öteleyebilmek için Yunanistan ve GKRY ile anlaşma yaparak; aynı şekilde ABD, Yunanistan ve GKRY ile Houston'daki 3+1 Enerji Diyaloğu'nda Doğu Akdeniz Enerji Merkezi'nin (EMEC) kurulması için iyi niyet belgesi imzalayarak Türkiye'ye karşı ittifaklarını derinleştirdiğini zannediyor. Karabağ' da gerçekleri gördükten sonra doğru istikametin Türkiye ile barış içinde yaşamaktan geçtiğini gördü. İnşallah Yunanistan, GKRY ve İsrail benzer bir gerçekle karşılaşmadan Türkiye ile dostane ilişkilere yönelirler, yoksa Başkan Erdoğan'ın, "Türkiye'nin güvenliği Hatay'da değil Şam'da Beyrut'ta başlıyor" ikazı çok nettir! Ayrıca hatırlatmakta fayda var 6 Temmuz'daki NATO konferansından sonra Türkiye Mavi Vatan doktrini ile ilgili olarak Karasuları Kanunu' nu dünyaya duyuracaktır. Bu kanun gereği Türkiye karasularının Adalar Denizi'nde (Ege'de) 6 mil, Akdeniz'de 12 mil olduğu ilan edilecektir. Ondan sonra Atina'nın Adalar Denizi'nde (Ege'de) karasularını 12 mil ilan etmesi savaş sebebi sayılacaktır!

14 Haziran 2026 09:06

Cengiz Özdemir

"Beğ"

Yakın çalışma arkadaşları " Beğ " diye hitap ediyor, gıyabında onu anlatmak için sadece " Beğ " deniyor ve bu da yeterli oluyordu. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin dağılmasından altı ay sonra, 7 Haziran 1992'de artık bağımsız olan Azerbaycan'da cumhurbaşkanlığı seçimleri yapıldı. Nitekim bu tarihten sadece beş ay sonra, Kasım 1992'de Azerbaycan Cumhurbaşkanı olarak Anıtkabir'i ziyaret edecek ve Anıtkabir Özel Defteri'ne şu cümleleri yazacaktı: "Ey böyük Türk'ün böyük komutanı! Sizi ziyaret etmekle özüm ve bütün milletim adına şeref duydum. Senin Esgerin. " Hasbilik, sahicilik, samimilik... " Beğ " dili kalbinde bir adamdı. " Beğ " bağımsızlık sırasının Türkistan'a geldiğini coşkuyla söylüyordu. " Beğ " ve yol arkadaşları 1989 yılında kurdukları Azerbaycan Halk Cephesi ile 1990 yılında Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Yüksek Sovyeti'ne 45 milletvekili sokmayı başarmışlardı. 15 Mayıs 1992'de halk yönetime el koymuş ve İsa Gamber geçici cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmişti. " Beğ " görevden aldığı cephe komutanı Suret Hüseyinov'un devlete karşı ayaklanmasını, siyasetin ve iktidar olmanın gerektirdiği biçimde bastırmak yerine, iç savaşı önlemek için 17 Haziran 1993'te gece yarısı başkent Bakü'den ayrılarak Nahçıvan'a, memleketi Ordubad'ın Keleki köyüne gitti. Kendini " Atatürk'ün Askeri " gören bir Cumhurbaşkanı olarak, sadece Azerbaycan'ın değil, Türkiye ve Güney Azerbaycan başta olmak üzere farklı ülkelerdeki Türklerin özellikle bağımsızlık davalarına sahip çıkmayı bir namus borcu olarak görüyordu. " Beğ " de 2000 yılında, çok sevdiği Türkiye'de, Ankara'da, prostat kanseri tedavisi görürken rahmete gitti. " Beğ " tanımaktan şeref duyduğum büyük bir şahsiyetti. Mustafa Kemal Atatürk'ün manevi huzurunda, Cumhurbaşkanı iken bile kendisini onun " Askeri " olarak nitelendiren " Beğ " yani Ebulfez Elçibey, Türk tarihinde mümtaz bir yere sahiptir.

14 Haziran 2026 09:03

Zeynep Kakınç

Piknik Sepetindeki Mutluluk

18 Haziran Dünya Piknik Günü yaklaşırken bunları düşündüm. Çocukluğumuzda kimse Dünya Piknik Günü kutlamıyordu. Ama bahar gelir gelmez aileler, piknik sepetlerini hazırlar, arabaların bagajlarına katlanan masalar konur, hafta sonları açık havada kurulan sofralarda keyifli zaman geçirilirdi. Hatta bazı yaşam trendi araştırmacıları pikniği, "modern hayatın en lüks kaçamağı" olarak tanımlıyor. Ülkemizde piknik yalnızca doğaya çıkmak değil, paylaşmak demek. Piknik sofraları en demokratik sofralarımızdır. Modern hayat bize her şeyi hızlandırırken, piknik yavaşlamayı hatırlatıyor. Ama işin güzel tarafı şu: İyi bir piknik için rezervasyon gerekmiyor. Piknik sepetiniz için tarifimiz başarılı pasta şefi Merve Burcu Akbulut'a ait. Galette hamuru için: Keçi peyniri kreması için: Üzeri için: Yapılışı: Un, şeker ve tuzu karıştırın. 150 derecedeki fırında 10 dakika daha pişirin. Piknik kelimesinin kökeni 17'nci yüzyıl Fransa'sına uzanıyor. "Pique-nique" sözcüğü, herkesin sofraya bir katkıda bulunduğu açık hava buluşmalarını tanımlamak için kullanılıyordu. Önceden ısıtılmış 200 derece fırında yaklaşık 20-25 dakika pişirin.

14 Haziran 2026 08:23

Zeynep İşman

Çocukların En İyi Tatil Arkadaşı

Dijitalin artmasıyla azalan okuma alışkanlıklarına inat, bence en değerli karne hediyesi kitaplar. 2007-2008 eğitim-öğretim yılı sonunda ilk ve ortaokul öğrencilerine yönelik olarak başlatılan kampanyayla okuma alışkanlığının küçük yaşlarda kazanılması, özellikle de dijital bir dünyaya doğmuş çocuklarımız için zihinsel kapasitenin gelişmesi, eleştirel düşünme, odaklanma becerilerinin artırılması amaçlanıyor. Bugüne kadar 18 milyonu aşkın kitabın çocuklara ulaşmasına vesile olan kampanyada bu yıl Jules Verne'in "Dünyanın Ucundaki Fener" eseri ve ilgi çekici bilimsel soruların yer aldığı "Hangi Gezegen Yüzebilir?" kitapları hediye ediliyor. İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, bugüne kadar milyonlarca çocuğun karne sevincine ortak olmaktan duydukları mutluluğu ifade ediyor: "Düşünen, sorgulayan, öğrenmeye açık nesillerin yetişmesinde kitabın en güvenilir rehberlerden biri olduğuna inanıyoruz. Bazen tek bir kitap bir çocuğun aklına bir soru düşürür. Bazen bir karakteri rol model alır. Bazen başka bakış açılarının mümkün olduğunu fark eder. Bir bilim insanı, öğretmen, girişimci, sanatçı ya da ülkesine ve yaşadığı dünyaya değer katan, ilgi alanı neyse o alanda yürüyen bir yetişkin olma yolunda ilhamı buradan alır. Bize düşenin çocuklarımıza zihinsel kapasitelerini geliştirecek, kişisel gelişimlerini destekleyecek bu yolculukta eşlik etmek olduğu inancıyla onları kitaplarla buluşturmaya devam edeceğiz." Darüşşafaka ve çevre okullardan öğrencilerin katılımıyla düzenlenen etkinlikte İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, yönetim kurulu üyeleri, genel müdür yardımcıları ile yazar Sunay Akın, çocuklara Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkan kitapları armağan etti.

14 Haziran 2026 08:23

Zeynep Aktaş

Para Sanayiden Çıktı Banka Kasaları Doldu

BIST 100 Endeksi, haftayı yüzde 1.42 yükselişle 13.938 puandan kapatırken para sektörler arasında hareket ediyor. BIST Finansal Kiralama ve Faktoring'in yüzde 11.5, BIST Banka'nın yüzde 10'luk yükselişleri yönelimin en belirgin göstergesi. Brent petroldeki düşüşü doğrudan bir maliyet kaldıracı olarak kullanan TAV Havalimanları'nın haftalık yüzde 6.80 ve Türk Hava Yolları'nın yüzde 3.62'lik çıkışları havacılık sektöründe büyüme potansiyelini işaret ediyor. Öte yandan haftalık bazda BIST Spor yüzde 8.07, metal eşya ve makine yüzde 5.95, KOBİ sanayi ise yüzde 5.76 oranında kayıp yaşadı. Haftalık bazda dolar yüzde 0.62 ve euro yüzde 0.56 oranında sınırlı artış kaydederken, altın yüzde 2.62 değer kaybetti. Emtia tarafında gümüş, aylık bazda yüzde 21.35 geri çekilmesine rağmen son bir yıldaki yüzde 87.14'lük getirisi ile gücünü koruyor. Yılbaşından bu yana bakıldığında ise yüzde 23.77 yükseliş kaydeden borsa ile yüzde 18.19 kazandıran mevduat; aynı dönemdeki yüzde 16.61 oranındaki enflasyonunun üzerinde kalmayı başaran iki yatırım enstrümanı olarak öne çıkıyor. 4- MHR Gayrimenkul, Çekmeköy'deki anlaşmayı revize ederek payını yüzde 52.09'a yükseltti.

14 Haziran 2026 08:23

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.