
Avrupa'nın milyarlarca avroluk ortak savaş uçağı projesi FCAS'ın (Geleceğin Hava Muharebe Sistemi) derin krizlerle sarsıldığı ve F-35 programına duyulan küresel güvenin yıprandığı bir dönemde, Türkiye'nin millî muharip uçağı KAAN'ın küresel pazarda "tek alternatif" olarak parlaması, tesadüfi bir başarı değildir. KAAN projesi, Türkiye'nin bölgesel bir aktör olmaktan çıkıp küresel bir oyun kurucuya dönüştüğünün tescilidir. Muhalefet, kendisini Türkiye'nin ulaştığı bu yeni küresel seviyeye göre organize edememiştir. Zihinsel dünyası, dil yapısı ve kadro derinliği; insansız hava araçlarının konsept değiştirdiği, beşinci nesil savaş uçaklarının küresel dengeleri belirlediği ve bağımsız dış politikanın bir zorunluluk olduğu 21. yüzyıl gerçeklerinin çok gerisinde kalmıştır. Daha da önemlisi, Türk milletinin tarihsel misyonu ve "gönül coğrafyası" olarak adlandırdığımız, Balkanlar'dan Kafkaslar'a, Ortadoğu'dan Afrika'ya kadar uzanan geniş havzanın Türkiye'den beklentileri hayati düzeydedir. Muhalefetin içe kapanmacı, küresel vizyondan yoksun ve "bizim orada ne işimiz var" sığlığına sıkışmış dış politika anlayışı, ne Türk milletinin büyüklük idealine ne de gönül coğrafyamızın umutlarına cevap verebilecek kapasitededir.
Kaynak: Diriliş Postası
13 Haziran 2026 17:17
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Ekrem Ve Özgür'ün Güvenirliği
Bugün demokrasinin en çok hırpalanan, üzerinde en çok fırtınalar kopan kavramı kuşkusuz ki "güven". Özellikle eski İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP'nin eski genel başkanı Özgür Özel ve onların yakın siyasi çevreleri söz konusu olduğunda, kamuoyunda giderek büyüyen soru işaretleri ve sert ithamlar dikkat çekiyor. Siyasetin finansmanına dair iddialar, mal varlığı tartışmaları ve bu isimlerin "etrafındaki kadroların" dahil olduğu öne sürülen çeşitli parasal ilişkiler, muhalefet aktörlerinin uzun süredir inşa etmeye çalıştığı "temiz siyaset" vaadini ciddi şekilde gölgeliyor. İster eski bir belediye başkanı olsun ister partinin dününe yön vermiş eski bir genel başkan; bu iddialara karşı sadece retorikle, siyasi savunma refleksleriyle ya da "bizden öncekiler de yapıyordu" kolaycılığıyla yanıt veriliyorsa, o çatlak büyür ve inandırıcılık tamamen kaybolur. Netice itibarıyla; Ekrem İmamoğlu, Özgür Özel ve etrafındaki siyasi halka, kendilerini toplum nezdinde yeniden inanılır ve güven verici bir pozisyona taşımak istiyorsa, bizzat savundukları o "şeffaflık" terazisine çıkmak zorundadır.
30 Haziran 2026 00:05


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Madalyonun Diğer Yüzü: Washington'da İsrail Tiyatrosu
Bir önceki yazımızda, Amerikan sağının ve o meşhur Evanjelik kitlenin, İsrail'i nasıl bir "kıyamet figüranı" olarak kendi ajandalarına alet ettiğini, küresel sermayenin de bu dinsel dogmayı nasıl bir koçbaşı gibi kullandığını anlatmıştık. Amerikan siyasetini sadece sağdan ibaret görenler, solun, yani Demokratların o amansız "İsrail hamiliğini" açıklamakta zorlanırlar. Mevcut ABD Başkanı Joe Biden'ın yıllar önce kurduğu ve her fırsatta tekrarladığı o meşhur cümle, bu kirli zihniyetin en çıplak itirafıdır: "Eğer bir İsrail olmasaydı, Amerika kendi çıkarlarını korumak için bölgede bir İsrail icat etmek zorunda kalırdı." Demokratlar için İsrail; Ortadoğu'nun kalbine çakılmış, petrol yollarını denetleyen, Arap dünyasını ve İran'ı baskı altında tutan nükleer silahlı bir "Amerikan ileri karakoludur." Bu karakolun düşmesi, Amerikan imparatorluğunun Ortadoğu'dan tasfiye edilmesi demektir ki, hiçbir Demokrat lider buna izin veremez. Amerika'daki Yahudi nüfusunun yaklaşık yüzde 70'i, sosyal konulardaki liberal görüşleri nedeniyle geleneksel olarak Demokrat Parti'ye oy verir. Sağcılar "İsrail'i korumak Tanrı'nın emridir" diye bağırırken, solcular "İsrail'i korumak Amerika'nın çıkarınadır" diye fısıldar.
28 Haziran 2026 06:14

Kıyametin Figüranları Ve Küresel Sermayenin Kusursuz İllüzyonu
Evanjelizm, özünde 18. ve 19. yüzyıl Hristiyan iç hesaplaşmalarından doğmuş bir teoloji. Ancak bu teolojiyi bugünkü küresel canavara dönüştüren şey, yazdıkları o meşhur "Kıyamet Reçetesi". Evanjelik teolojiye göre, Armagedon Savaşı'nın sonunda İsa Mesih gökten inecek ve Hristiyanlığı seçmeyen tüm Yahudileri katlederek cehenneme gönderecek. "Kıyamette bizim öleceğimize inanıyorlarsa inansınlar, önemli olan şu an bize verdikleri silah ve para" diyerek bu inancı tepe tepe kullandılar. Amerika'yı ve dünyayı yöneten devasa finans elitleri, silah baronları ve petrol lobileri, ABD nüfusunun yüzde 25'ini oluşturan, sorgulamayan, kilise liderinin tek lafıyla sandığa koşan bu 80 milyonluk Evanjelik kitleyi adeta bir "siyasi koçbaşı" olarak kullandı. Halkı petrol için ikna edemezsiniz ama kilise kürsülerinden "Bu savaş Mesih'in gelişini hızlandıracak, kutsal bir savaştır" derseniz, o kitleyi cepheye koşa koşa gönderirsiniz.
26 Haziran 2026 18:57

1566'dan Sonra İlk Kez: Konjonktürün Merkezindeki Türk Devleti
Şarkiyatçıların ve batılı tarihçilerin Türk devlet aklını analiz ederken sıkça başvurduğu bir kırılma noktası vardır: 1566. Kanuni Sultan Süleyman'ın Zigetvar surları önünde son nefesini vermesiyle nihayete eren o "Muhteşem Yüzyıl", Türk cihan hâkimiyeti mefkuresinin en zirve, en itibarlı noktası olarak kabul edilir. Gerçek, tüm çıplaklığıyla karşımızda duruyor: Türk devleti ve Türk milleti, 1566 yılından bu yana uluslararası arenadaki en güçlü, en kurucu ve en itibarlı dönemlerinden birini yaşıyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'da sarf ettiği şu sözler, küresel dengelerin nasıl yeniden şekillendiğinin en net vesikasıdır: "Erdoğan çok güçlü bir lider, harika bir ordusu var. Erdoğan gel dedi, gidiyorum. O olmasaydı belki de bu zirveye gitmezdim." Bu cümleler, sıradan bir diplomatik nezaketin çok ötesindedir. Dünyanın en büyük askeri paktı olan NATO'nun liderler zirvesi Ankara'da toplanıyor ve dünyanın en agresif, en "öngörülemez" lideri olarak bilinen ABD Başkanı, bu zirveye katılma gerekçesini tek bir isme, Türkiye'nin liderine ve onun askeri gücüne dayandırıyor. Yüzyıllardır Batı karşısında "hasta adam" muamelesi gören, ardından modern dünyada "müttefik" adı altında emir erliğine zorlanan bir devlet yapısından; bugün Washington'a, Moskova'ya ve Brüksel'e kendi şartlarını dikte ettiren, "Gel" dediğinde küresel güçleri Ankara'da hizalayan bir akla evrilmiş durumdayız.
25 Haziran 2026 16:42

Masumiyet Karinesi Bir Zırh Mıdır, Bir Güvence Mi?
Bir kişinin suçu kesin bir mahkeme kararıyla sabit oluncaya kadar masum sayılması, modern hukukun en büyük kazanımıdır. Masumiyet karinesi, bir insanın peşinen "suçlu" ilan edilmesini ve yargılama bitmeden mahkum muamelesi görmesini engeller. Bir insanı itham etmek, ona yöneltilen suçlamaları araştırmak ve delilleri toplamak hukukun rutin ve sağlıklı işleyişidir. Soruşturma aşaması, tam da o kişinin suçlu mu yoksa suçsuz mu olduğunu ayırt etmek için vardır. İnce Çizgi: İtham Etmek ile Mahkum Etmek Arasındaki Fark Buradaki asıl tehlike, hukukun kurallarında değil, bizim o kuralları algılayışımızda ve medyanın dilindedir. Gözaltı hukukun görevidir; o kişinin lehindeki delilleri de toplamak adaletin namusudur.
24 Haziran 2026 23:20

Türk Milletinin Yüksek Ferasetine: Sandık Namustur, Ya Sonrası?
Türk milletinin bugün yüreğinde taşıdığı asıl büyük kaygı, sandıktan kimin çıkacağı değil; sandığın ve hukukun iradesine kimin, nasıl direneceğidir. Eski yönetim, hukukun kararını tanımak yerine il başkanlığını adeta işgal ediyor. CHP'nin 38. Olağan Kurultayı'nda delege satın alındığı, delege iradesinin sakatlandığı gerekçesiyle "mutlak butlan" kararı veriliyor. Özgür Özel ve ekibi görevden alınarak, Kemal Kılıçdaroğlu ve eski ekibi hukuken göreve iade ediliyor. Normal şartlarda, "hukukun üstünlüğü" dilinden düşmeyenlerin ceketini ilikleyip bu karara boyun eğmesi gerekirdi. Ama ne yazık ki, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu'nun unsurları CHP Genel Merkezi'ni istila ediyor. Milletimiz, kimin kaostan, kimin ise hukuktan ve devletin bekasından yana olduğunu çok iyi görmektedir.
22 Haziran 2026 14:03

Avrupa'nın Geç Gelen İtirafı: Türkiye'nin Kurtuluş Reçetesi
Alman milletvekili Tomasz Froelich'in şu sözleri aslında son yılların en önemli siyasi tespitlerinden biridir: "Türkiye'nin artık Avrupa Birliği'ne ihtiyacı yok. Bunun sorumlusu da Avrupa." Ve ardından gelen ikinci cümle: "Türkiye'nin sizin ahlak derslerinize ihtiyacı yok." Bazı sözler vardır; uzun analizlerin, kalın raporların ve yıllarca süren tartışmaların özeti gibidir. Türkiye, yaklaşık yarım asır boyunca Avrupa Birliği kapısında bekletildi. Mesele, güçlü ve bağımsız bir Türkiye'nin Avrupa'nın bazı çevrelerinde oluşturduğu rahatsızlıktı. Artık eski Türkiye yoktur. Daha önemlisi, Avrupa Birliği de eski Avrupa Birliği değildir. Asıl dikkat çekici olan ise ikinci cümledir: "Türkiye'nin sizin ahlak derslerinize ihtiyacı yok." Yıllardır Türkiye'ye demokrasi, hukuk ve insan hakları dersi vermeye çalışan bazı Avrupa çevreleri; kendi ülkelerinde yükselen yabancı düşmanlığını, İslam karşıtlığını, çifte standartlarını ve sömürge geçmişlerini görmezden geldi. Kendi ayakları üzerinde duran, kendi kararlarını veren, kendi geleceğini kendi iradesiyle inşa eden güçlü Türkiye.
22 Haziran 2026 00:18

Coğrafya Kaderdir, Peki Ya Bu Körlük Kimin Kaderi?
Sultan II. Abdülhamid'in vizyonu olan tarihi Hicaz Demiryolu'nun modern şartlarla yeniden canlandırılması projesi, sadece iki ülkeyi birbirine bağlamıyor; Körfez'i Türkiye üzerinden doğrudan Avrupa'ya bağlıyor. 1781702622553.jpeg isimli görselde de net bir şekilde gördüğümüz üzere, İsrail basını günlerdir bu konuyu manşetlerden düşürmüyor. "Yeni ticaret imparatorluğu kuruluyor" çığlıklarıyla projeyi analiz eden İsrail medyasında büyük bir endişe hakim. Çünkü bu hat, İsrail'in de içinde bulunduğu Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru'nu (IMEC) doğrudan baypas ediyor, İsrail'i adeta saf dışı bırakıyor. İsrail'in "Türkiye büyük bir ticaret imparatorluğu kuruyor" diyerek yakından takip ettiği, Türkiye lehine, İsrail aleyhine olan bir projeyi görmezden gelmek, en hafif tabirle siyasi bir körlüktür. Dış dünyada Türkiye'nin "mutlak gücünün en somut kanıtı" olarak yorumlanan bu adımı içeride karalamaya çalışmak veya sessizlikle geçiştirmek, aslında bu aziz milletin geleceğine muhalefet etmektir.
19 Haziran 2026 11:35

Modernleşme Mi, Köklerinden Utanmak Mı?
Zaman zaman bazı kişiler çıkıp büyük bir keşif yapmış gibi, "İslam eskimiştir", "Dine artık gerek kalmamıştır", "Cennet, cehennem, melek, zebani gibi kavramlara kim inanır?" diyebiliyor. Aslında burada tartışılan mesele sadece din değildir. Oysa bir inancı eleştirmek başka, milyonlarca insanın kutsal kabul ettiği değerlere alaycı bir dille saldırmak bambaşka bir şeydir. Çünkü dinin cevap vermeye çalıştığı sorularla bilimin cevap vermeye çalıştığı sorular aynı değildir. Bilim "nasıl" sorusuna cevap arar. Din ise "niçin" sorusuna. Kaldı ki bugün "artık kim inanır?" diye küçümsenen birçok metafizik konu, tarihin her döneminde benzer şekilde tartışılmıştır. Bir insan İslam'a inanmayabilir.
17 Haziran 2026 13:35


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Sanat Maskeli Siyaset: Çürümenin Ve İrtifa Kaybının Resmi
Toplumların aydınlanma öncüsü olması beklenen sanat camiasının bir kısmı, ne yazık ki bu topraklarda uzunca bir süre "belli bir zihniyetin" algı operasyonlarında aparat olarak görev yaptı. Doğrudan küresel şer odaklarının (Epstein ve türevleri gibi) uzantısı olmasalar bile, o odakların parlatma, cilalama ve paketleme yöntemleriyle bu topluma "büyük sanatçı", "aydın" diye yutturulan bir 'sanat-sepet' takımımız var, malumunuz. Bu kitle, yıllarca fildişi kulelerinden topluma nizamat vermeye, kendi dar ideolojik kalıplarını "çağdaşlık" diye dayatmaya çalıştı. Bu tablo bize net bir gerçeği gösteriyor: Karşımızda ne bir sanatçı var ne de bir aydın. Karşımızda yalnızca çıkarı neredeyse oraya savrulan siyasi yandaşlar ve muhtemelen fonlanan "fondaşlar" var.
15 Haziran 2026 12:45

Ortadoğu'da Liderlik Vizyonu Ve İstikrarın Jeopolitik Kodu
Gazetenin satır aralarından okunan itiraf niteliğindeki tespit netti: "Orta Doğu'ya liderlik etmek isteyen Erdoğan, İsrail'i bir numaralı düşman olarak konumlandırıyor. Suriye ile Lübnan'ı birbirine bağlamayı ve bölge ülkelerinin ABD'ye olan bağımlılığını azaltma hedefini ilerletmeyi amaçlıyor." Bu analiz, sadece dışarıdan bir gözün tespiti değil; Türkiye'nin bölgesel bir oyun kurucudan, küresel ölçekte nizam belirleyici bir aktöre dönüşme iradesinin somut bir yansımasıdır. Ankara bugün sadece kendi sınırlarını korumakla kalmıyor; İsrail-Lübnan müzakerelerinde ağırlığını hissettirerek, Suriye-Lübnan hattında bölgesel entegrasyonu savunarak Washington eksenli tek kutuplu ezberleri bozuyor. Bölgesel aktörlerin ve küresel güçlerin her adımı hesapladığı bu dönemde, Türkiye'nin "deneyimli ve kararlı liderlik" avantajını kaybetme lüksü yoktur. Ankara'nın Washington'dan veya Tel Aviv'den icazet almayan bu dik duruşunun tahkim edilmesi, 2032 vizyonuna kadar uzanan kesintisiz bir istikrar dönemini zorunlu kılmaktadır.
15 Haziran 2026 03:16

Devlet-i Ebed Müddet: Söğüt'ten Cumhuriyet'e Kesintisiz Büyük Yürüyüş
Erdoğan, Söğüt'ün bağrından çıkan ve 3 kıtada, 7 iklimde adaletle hüküm süren Osmanlı Çınarı'ndan bahsederken, aslında bir geçmiş muhasebesi yapmıyor; tam aksine, Türkiye Cumhuriyeti'nin bugünkü ve gelecekteki küresel konumunun kodlarını veriyordu. Değişen İsimler, Baki Kalan Ruh: Devlet-i Ebed Müddet Erdoğan'ın şu vurgusu, Türk devlet felsefesinin en temel omurgasını oluşturuyor: "Türkiye Cumhuriyeti bizim bu topraklarda kurduğumuz ilk değil, en son devletimizdir. Kurduğumuz devletlerin adları ve yöneticileri zamanla değişmekle birlikte ebed müddet vasfı her zaman baki kalmıştır." Bu cümle, bin yıllık devlet aklının kesintisiz devamlılığına yapılan bir vurgudur. İsimler değişir, rejimler değişir, yöneticiler değişir; fakat o kadim devlet şuuru, yani "Devlet-i Ebed Müddet" fikri her zaman baki kalır. İçeride Birlik, Dünyada "Dirlik" Yazının ve konuşmanın satır aralarındaki en önemli şifre ise o meşhur düstura getirilen yeni ve proaktif yorumda gizli. Cumhurbaşkanı, yurtta birlik ve dirlik mesajı verirken, bunu küresel ölçekte yeni bir boyuta taşıyor: Dünyada DİRLİK. Buradaki "dirlik", sadece edilgen bir barış arayışı veya statükoya boyun eğme hâli değildir.
10 Haziran 2026 12:11