×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Nuri Kayış

İşsizliğe Hazırlık Sınavı

19 Haziran 2026 00:01

Sınava girmek için 2 milyon 425 bin aday başvurdu. Bu adaylar, "Üniversiteye girip mezun olur ve kolayca iş buluruz" diye düşünerek yola çıkıyorlar ama sınavda başarıyı yakalasalar bile yıllarca sürecek eğitim hayatları sonunda onları bekleyen büyük bir hayal kırıklığı olacak. Artık eğitim fakültelerini bitirenlerin öğretmenlik, iletişim fakültelerini bitirenlerin gazetecilik, hukuk fakültelerini bitirenlerin avukatlık, ziraat fakültelerini bitirenlerin mühendislik, eczacılık fakültelerini bitirenlerin eczacılık, veteriner fakültelerini bitirenlerin veterinerlik yapamadıkları bir noktaya geldik. Özetleyecek olursam, 20-21 Haziran'da 2 milyon 425 bin genç Yüksek Öğrenim Kurumları Sınavı'na (YKS) değil İşsizliğe Hazırlık Sınavı'na (İHS) girecek. İlk bölüme oranla muhteşem bir çıkış yapan dizi, Total'de aldığı 4.55 reytingle 1., AB'de aldığı 3.96 reytingle 3. ve ABC1'de aldığı 4.75 reytingle 2. sırada yer aldı. Alperen Duymaz ile Özge Yağız'ın partnerliği, yaz sıcaklığında olmuş. Ayla Gürkan Saraçlı, Jale Saraçoğlu, Adviye Bal, Songül Canerik, Peruze Hamurcu, Yasemin Cever, Günsu Saraçoğlu, Devrim Demiral, Yiğit Uzunefe, Ahmet Oğraş, Şule Agayar, Teymur Agalioğlu, Hülya Özel Ulusoy, Işın Karahan Yıldırım ve Nihal Gürgen'in eserlerinin yer aldığı sergi, farklı kuşaklardan ve disiplinlerden sanatçıları ortak bir temada bir araya getiriyor. Çoğu devlete ait 208 üniversitede şu anda 6 milyon 715 bin öğrenci var. YÖK'ün açıklamasına göre, YKS'ye başvuran adaylardan birinin yaşı 87 imiş. Dünya Kupası'nda İran-Yeni Zelanda maçını anlatan TRT spikeri takımları karıştırmış. İran'ın atağını Yeni Zelanda atağı sanmış. Bu olay bana Milli Takımımızın 1984 yılında İngiltere'ye 8-0 yenildiğimiz maçı hatırlattı. O maçı TRT'de anlatan spiker Abidin Aydoğdu, 8'inci gol geldiğinde aynen şöyle demişti: "Vay anasını sayın seyirciler… Bir gol daha yedik." Bu ifade o günlerde sert eleştirilere yol açmıştı. Anılarını anlattığı "Bir Koltukta Kaç Karpuz" (İş Bankası Kültür Yayınları) kitabında, tüm spikerlik yaşamı boyunca yanında küçük bir ilaç çantası taşıdığını, bu çantanın içinde baş ağrısına, ishale, baş dönmesine, soğuk algınlığına, ses kısılmasına karşı ani etki gösteren ilaçlar bulundurduğunu belirtiyor. TRT yönetimi, Dünya Kupası maçlarını anlatacak spikerleri keşke biraz eğittikten sonra görevlendirseydi.

Armağan Kuloğlu

Abd-israil Arasındaki Anlaşmazlık

19 Haziran 2026 00:01

ABD'nin müttefiklerinden biri de İsrail'dir. Bu nedenle İsrail, ABD'nin Ortadoğu'daki kalesi, ABD de İsrail'in güvenliğinin vazgeçilmesidir. ABD Başkan Yardımcısı bu dönemsel çıkar anlaşmazlığını, "İsrail'in ABD'nin en yakın ortaklarından biri olduğunu, ancak en yakın müttefikler arasında bile zaman zaman çıkar farklılıklarının yaşanabileceğini" belirterek açıklamaya çalışmış, devamında da "İsrail ABD'nin çok yakın bir ortağıdır. Fakat yakın ortaklar arasında bazen çıkarlar örtüşür, bazen de farklılaşır" diyerek Trump yönetiminin önceliğinin Amerikan çıkarları olduğunu söylemiştir. Ancak Netenyahu'nun " En iyi ailelerde bile zaman zaman taktik anlaşmazlıklar yaşanır. Biz her zaman bunları çözmenin bir yolunu buluruz" şeklindeki açıklamasıyla Trump yönetimiyle ciddi bir kriz yaşandığı yönündeki durumu küçümsemeye çalışması dikkat çekmiştir. İsrail halkına "tüm düşmanlarını yok etme' sözü veren Netanyahu'nun Lübnan'daki katliamlara rağmen Hizbullah'ı yok edememesi ve İsrail ordusunda artan intihar vakaları Netanyahu'nun durumunu daha da vahim bir hale getirmiş durumdadır. Trump ile görüşmesinde, en azından nihai metnin İran'ın nükleer programına yönelik ortak endişeleri gidermesi hususunda güvence talep ettiği de söylenmektedir. İsrail, anlaşmada sadece ABD çıkarlarının göz önünde tutulmasından ve İran'ın özellikle İsrail'e karşı kazanan taraf olarak algılanmasından rahatsızlık duymaktadır. Ayrıca Netanyahu, muhalifleri tarafından, İsrail'i ABD'nin barış şartlarını doğrudan kabul eden bir devlet haline getirmekle de suçlanmaktadır. Bunun üzerine İsrail Savunma Bakanı'nın, İran'ın nükleer silah edinmesini önlemek için bağımsız hareket etme yeteneğini koruduğunu ve buna göre hazırlanacaklarını ifade etmesinin, üzerlerindeki baskıyı hafifletme düşüncesinden kaynaklandığı söylenebilir. *** -Bu durumda İsrail'in; ABD'nin İran'la yaptığı anlaşmaya rağmen, işgal ettiği bölgelerden çekilmeyeceği, bir müddet için ateş kese uyacağı, sonra düşük yoğunluklu bir çatışmayı tercih edeceği, müteakiben de saldırılarını, İran olmasa da onun vekil güçlerine karşı Gazze'de, Batı Şeria'da ve özellikle Lübnan'da devam ettirerek, hem üzerlerindeki siyasi baskıyı hafifletecek hem güvenliğini pekiştirecek hem de kısmen de olsa Siyonist emellerini sağlayacak hedeflere ulaşmaya çalışacağı, Suriye'de ulaştığı durumu tahkim edecek girişimlerini de sürdüreceği beklenmelidir. -İsrail'in rahatsızlıklarından birisinin de Türkiye'nin, ABD'yle İran arasında uzlaşma sağlanması için arabuluculuk yapan ülkeler arasında yer alması ve Trump'la olan konjonktürel iyi ilişki görüntüsü olduğu düşünülmektedir. -Bir diğer önemli konu da yabancı gazetecilerin Trump'a sordukları "İsrail ile Türkiye arasında bir çatışma çıkma ihtimali var mı?" sorusuna Trump'ın "Türkiye ile böyle bir şeyin yaşanacağını sanmıyorum; en azından ben başkanken olmaz" şeklinde cevaplaması ve bunu da liderler arasındaki ilişkiye bağlamasıdır.

Köşe Yazarı

Vekâlet Kimin? Sandığın Mı, Vekilin Mi?

19 Haziran 2026 00:01

Dün "dürüst, ilkeli ve başarılı" diye anlatılan siyasetçi, bugün "fırsatçı" ya da "ihanet eden" olarak tarif ediliyor. Mesele, seçmenin oyuyla elde edilmiş bir temsil yetkisinin ne kadar kişisel, ne kadar kurumsal olduğu sorusudur. Bir parti programına, bir siyasi kimliğe, bir ideolojik çerçeveye ve bir kadroya oy veriyor. Özellikle parti disiplininin güçlü olduğu parlamenter geleneklerde seçmenin tercihi büyük ölçüde partiler üzerinden şekilleniyor. Bu nedenle seçmenin verdiği vekâletin tamamen kişisel olduğunu söylemek gerçekçi değil. Bir partinin amblemi altında seçime giriyor, o partinin teşkilatları onun için çalışıyor, o partinin lideri mitinglerde onun adına oy istiyor ve seçmen de büyük ölçüde bu siyasi aidiyet üzerinden tercihte bulunuyor. Seçmen aslında hiç oy vermediği bir partinin milletvekiliyle temsil edilmeye başlanıyor. "Seçmen iradesine ihanet", "siyasi etik eksikliği" ya da "koltuk hesabı" gibi ifadeler havada uçuşuyor. Bu kez "vicdanının sesini dinlediği", "ülke menfaatlerini düşündüğü" ya da "doğru adresi bulduğu" söyleniyor. Belki de yıllardır gözümüzün önünde duran bu soruna artık kurumsal bir çözüm üretmenin zamanı gelmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin önünde bugün birçok anayasa ve yasa değişikliği tartışması bulunuyor. Kimseyi istemediği bir siyasi yapının içinde kalmaya zorlamak demokratik olmaz. Ancak seçmenin oy vermediği başka bir siyasi partinin hanesine doğrudan yazılmamalıdır. Öncelikle siyasi transfer pazarlıklarının önemli ölçüde önüne geçilecektir. Bugün parti değiştirmelerin bir kısmı ideolojik gerekçelerden çok siyasi hesaplarla ilişkilendiriliyor. Üçüncü ve belki de en önemli sonuç ise seçmenin iradesine duyulan saygının güçlenmesidir. Sandığın anlamı ise seçmenin tercihinin mümkün olduğunca korunmasıdır. Ve o sadakat, parti değiştirmeyi yasaklamaktan değil, seçmenin emaneti olan temsil yetkisinin sınırlarını doğru tanımlamaktan geçer.

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

Piyasalar Yanlış Yere Bakıyor: Fed'de Faiz İndirimi Hikâyesi Bitmedi, Piyasalar Yine Klasik Hatasını Yaptı

19 Haziran 2026 00:01

FED toplantısından çıkan birkaç şahin cümleyi gördü... Faiz artışı ihtimaline odaklandı... Ve hemen şu sonuca vardı: "Faiz indirimleri rafa kalktı." Oysa bana göre tablo tam olarak öyle değil. Çünkü Kevin Warsh'ın başkanlığındaki ilk Fed toplantısından çıkan mesajlar dikkatle incelendiğinde, ortada yeni bir faiz artırımı döngüsünden çok, gelecekteki faiz indirimlerinin altyapısını hazırlamaya çalışan bir yaklaşım görülüyor. Warsh göreve gelir gelmez piyasalara "rahat olun, faizleri indireceğiz" mesajı veremezdi. Bazı üyeler bu yıl içinde faiz artırımı öngörüyor. Yani Fed içinde ortak bir "faiz artırma zorunluluğu" görüşü oluşmuş değil. Tarih bize şunu gösteriyor: Fed faiz artırımlarını enflasyon yükseldiği için yapar. Çünkü yeni Fed Başkanı sadece bugünün rakamlarına bakmıyor. Enflasyon baskısının azalması ise Fed'in elini rahatlatır. Bir başka dikkat çekici konu da Warsh'ın kendi faiz tahminini açıklamaması oldu. Çünkü Warsh aslında şunu söylüyor: "Ben piyasaya söz vermeyeceğim. Verilere göre hareket edeceğim." Bu yaklaşım Fed'i önceden belirlenmiş bir faiz patikasına mahkûm etmiyor. Bugün Fed'in önündeki en büyük risk belki de artık enflasyon değil. Ekonomik büyümede yaşanabilecek sert bir yavaşlama. Bu nedenle ben Fed toplantısının özeti olarak şu cümleyi kuruyorum: "Faiz indirimi hikâyesi bitmedi." Sadece piyasanın beklediği kadar hızlı olmayacağı mesajı verildi. Bana göre Fed bugün faiz artırmaktan değil, yarın faiz indirebilmek için güven inşa etmekten bahsediyor.

Taha Akyol

Erdoğan Ve Avrupa

19 Haziran 2026 00:01

Tabii Gürlek ve Dışişleri Bakanlığı raporu eleştirdiler, " Türkiye'de yargı bağımsızdır " dediler. Erdoğan Başbakan olarak okuduğu ilk hükümet programında, hukuk ve özgürlükler konusunda evrensel standartları esas alacaklarını vurguluyor ve şöyle diyordu: " Hükümetimiz, Kopenhag kriterlerini tam olarak yerine getirme konusunda kararlıdır." (23 Mart 2003) Erdoğan'ın ilk on yılda böyle birçok konuşması vardır. 2011'deki hükümet programında da şöyle diyordu: " Cumhuriyetin kuruluşundan sonra en büyük modernleşme hamlesi olan Avrupa Birliğine katılım sürecini kararlılıkla yürüttük." (8 Temmuz 2011) Bu eksendeki politikalar sayesinde Türkiye'nin itibarı yükseldi, faizi ve enflasyonu düşük tutarak kişi başı gelirimiz yılda 900 dolar arttı… Türkiye'de " vesayet "in kaldırılmasında " Kopenhag Kriterleri " kavramı ve Avrupa desteği çok yararlı oldu. Avrupa Konseyi "Türkiye'nin otokrasiye doğru sürüklendiği endişesini" açıkladı. (1 Mart 2017) Venedik Komisyonu, bu sistemin " Türkiye'yi otoriter ve şahsî yönetime götürebileceğini " belirten uzun bir rapor yayınladı. (10 Mart 2017) Referandum sürecinde, Almanya ve Hollanda başta olmak üzere Avrupa ülkeleri Türk Bakanların gelip konuşma yapmasına izin vermedi. Erdoğan'ın şu sözü o dönemdedir: "Bizim artık bunların (Kopenhag) kriterlerine ihtiyacımız yok, bizim Ankara kriterlerimiz var." (27 Mart 2017) Türkiye o günden beri hukuki tanımı olmayan " Ankara kriterleri " ile yönetiliyor. Bakan Gürlek'in " Yabancı yatırımcının Türkiye'ye gelebilmesi için hukuki güvenlik zemini oluşturmak istiyoruz " sözü oluşan hukuk güvensizliğinin tescilidir.

Filtreleme Haberleri

Şule Demirtaş

İran'ın Dayanma Gücü

Aradan yıllar geçer, aktörler değişir, krizlerin mahiyeti farklılaşır, fakat kurulan cümle hep aynıdır: " Bu kez İran'ın sonu geldi." Oysa son 45 yılın tarihi dikkatle okunduğunda görülen şey İran'ın çöküşünden ziyade hayatta kalma kapasitesidir. Elbette bu durum İran İslam Cumhuriyeti'nin başarılı bir yönetim modeli ortaya koyduğu anlamına gelmiyor. 1979 Devrimi'nin ardından ortaya çıkan tabloya bakıldığında bu durumun kodları da açığa çıkıyor. Kurumsal yapısı oluşmadan başlayan İran-Irak Savaşı genç cumhuriyetin karşı karşıya kaldığı ilk büyük sınav oldu. Buna rağmen İran varlığını sürdürdü. 2000'li yılların ortalarından itibaren İran'ın hikâyesi yalnızca kendi iç siyasetiyle açıklanabilecek bir hikâye olmaktan çıktı. Tahran, Irak'tan Lübnan'a, Yemen'den Suriye'ye kadar uzanan geniş bir coğrafyada etkisini artırırken Kasım Süleymani gibi isimler de bu yeni dönemin sembolleri hâline geldi. 2009 Yeşil Hareketi'nden Mahsa Amini sonrasında yaşanan gösterilere kadar uzanan süreçte İran toplumunun önemli bir bölümünün mevcut düzenden memnuniyetsizlik duyduğu uzaydan görülecek kadar açıktı. Buna rağmen hoşnutsuzluk ne Trump'ın ne de Netenyahu'nun "rejimi yıkma" çağrılarıyla birleşmedi. Bu yüzden İran'ın hikâyesi bir başarı hikâyesi olarak da okunamaz, yaklaşan bir çöküş hikâyesi olarak da. İran son kırk beş yılda ağır bedeller ödedi ve bu bedellerin önemli bir kısmını hâlâ ödemeye devam ediyor. İran aynı zamanda Hürmüz Boğazı'ndan Irak'a, Körfez'den enerji piyasalarına kadar uzanan geniş bir coğrafyada maliyet üretebilme kapasitesine sahip. İran'ın dayanıklılığı ile haklılığı aynı şey değildir.

19 Haziran 2026 00:01

Semra Alkan

Altılı Masa Hortladı

Butlan kararının 2 önemli sonucu olduğu düşüncesindeyim. Atatürk'ün kurduğu partide yaşanan bu olumsuz görüntülerle birlikte Atatürk sevgisinin ve Cumhuriyet değerlerine bağlılığın daha da arttığı söylenebilir. Hatırlayalım Altılı Masa döneminde Cumhurbaşkanı adayının kim olacağı konusunda yaşanan krizi. O süreçte bir tek Kemal Kılıçdaroğlu konuşmadı. Kazanacak aday, şöyle aday, böyle aday, % 60'la kazanabilecek aday… Altılı Masa'yla ve özellikle de Kılıçdaroğlu'yla hesaplaşılamayan duygular. Sahada butlan kararıyla birlikte Altılı Masa'nın hortladığı duygusu hâkim. Dolayısıyla sadece CHP seçmeni değil genel olarak muhalefet seçmeni Kılıçdaroğlu'nun gelmesiyle birlikte yoğun bir öfke ve diğer olumsuz duygularla boğuşuyor. Zira olumsuz duygular çok güçlü. Açıkçası Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi bir liderin yüksek ihtimal yeniden aday olması beklenir. Öte yandan Erdoğan sonrasıyla ilgili olarak son dönemde özellikle aileden isimler belirtiliyor. Birçok yazıda belirttiğim gibi sahada Erdoğan dışında aileden bir isim duyulduğunda yüzler hemen ekşiyor. Erdoğan sonrası için sadece aileden değil çoğunlukla AK Partili siyasetçileri belirttiğinizde de yüzler ekşiyor. Erdoğan gibi Fidan'ın da yönetme iradesini hissettirdiği söylenebilir. Yalnız akşamdan sabaha muhalefetteki liderleri yorumlayan iktidar yanlısı yazarların Erdoğan sonrası için sahada olumlu olarak belirtilen Fidan ile ilgili pek yorum yapmaması ilginç…

19 Haziran 2026 00:01

Mehmet Ocaktan

Erken Ya Da Öne Alınmış Seçim Tiyatrosu

Doğal olarak AK Parti iktidarı da erken seçim yapmak niyetinde değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hukuk danışmanı Mehmet Uçum sahneye çıkıyor ve 'öne alınmış' seçim fitilini şu sözlerle ateşleyiveriyor: "Önümüzdeki genel seçimlerin 16 Nisan 2028 Pazar günü yapılması için TBMM'nin… normal seçim günü olan 7 Mayıs 2028'den önce uygun bir zamanda seçimlerin yenilenmesi kararı alması yeterlidir." Abartılı komplo teorileri üretmeye hiç gerek yok, Seçim kararı gibi kritik bir konuda, sıradan bir danışmanın cumhurbaşkanına danışmadan, en azından bilgi vermeden böyle bir açıklama yapması mümkün olmayacağına göre, demek ki bir yerlerde "öne alınmış" seçim meselesi pişiriliyor… Açıkçası partisinin grup toplantısında konuşan Bahçeli'nin, Uçum'un açıklamalarını değerlendirirken söylediği şu ifadeler hayli kafa karıştırıcı: "Seçimlerin zamanında yapılmasıyla Cumhurbaşkanımızın danışmanının verdiği tarih arasında saat farkı bile yoktur. Önemli olan seçimlerin zamanında yapılmasıdır. Millet seçimden önce seçime getirilmiş gibi gösteriliyor. Bu doğru değildir. Cumhurbaşkanımız görevdedir, biz de arkasındayız." Genellikle şifreli ve gizemli konuşmalar yapmayı seven Bahçeli'nin, "Millet seçimden önce seçime getirilmiş gibi gösteriliyor. Bu doğru değildir" şeklindeki ifadesi, gerçekten seçimin zamanında yapılması gerektiğine mi işaret ediyor, yoksa AK Parti'ye bir mesaj niteliği mi taşıyor, doğrusu orası biraz karışık… Genellikle AK Parti'nin yönetim çevrelerinde kabul gören yaklaşıma göre, seçimin 2027'nin kasım ayında olacağı biliniyor. Bir başka ihtimal de CHP'nin üzerine çöken "butlan kabusu" henüz bitmeden, seçimin 2027'nin Nisan-Mayıs aylarına çekilebileceği yönünde. Her ne kadar normal tarihinden bir ay önce seçim yapmak çok absürtmüş gibi görünse de bazı yüksek yerlerde böyle çılgın hazırlıklar yapılıyor olabilir. Ama AK Parti iktidarının çok daha büyük sorunları var. Ama şu anda yapılan anketler, hiç de AK Parti'yi mutlu edecek gibi görünmüyor.

19 Haziran 2026 00:01

İskender Öksüz

Buna Tavuklar Güler

Halk pahalı mal almasın diye emrederler: "Fiyat düşürüleceeek… Düşür!" Veya zavallı üretici sıkıntı çekmesin diye emrederler: "Fiyat yükseltileceeek… Yükselt!" Hâlbuki fiyat, iktisat biliminin asıl konusudur. Piyasada bir üretici ve bir tüketici yok. Bu daha fazla üretici sayesinde de daha fazla mal ve hizmet üretilir. Bu fiyat yükseldikçe ürünün artmasına, fiyat azaldıkça da ürünün piyasadan çekilmesine bir ad veriyorlar: Arz eğrisi. Bir de işin talep tarafı var. Bu da talep eğrisi. Ürünün fiyatı, iktidarın öngördüğü fiyat da değildir. O iki eğrinin, arz eğrisiyle talep eğrisinin kesiştiği yerdir. Piyasanın, yani "görünmez el"in tayin ettiği kadar liradır. Bir taraftan talep artarken diğer taraftan arz düşmektedir. Süte daha düşük fiyat verdik. Şimdi Et ve Süt Kurumu, Et İthalat Kurumu ve o sevgili halkımız pek az kırmızı et yiyebiliyor. Beyaz et üreticilerine sabaha karşı baskın yapacağız. Kim bilir, belki bir Yumurta ve Tavuk Kurumu kurarız. Aklıma başka bir Nobelli iktisatçının, Milton Friedman'ın sözü geliyor: " Bizim hükümete Büyük Sahra'nın yönetimini verseler, beş yıla kalmaz kum kıtlığı başlar. " Aklınıza bir soru takılmış olabilir. 13 Nisan 2025 tarihli, "Fiyatları kim arttırıyor?" yazımda Sargent'in kıtlık ve fazlalık özdeyişini 2011 Nobel nutkunda sarf ettiğini yazmıştım. O cümle, 2013 Princeton konferansında söylenmiş.

19 Haziran 2026 00:01

Gökhan Aktürk

İsmail Kartal Doğru Karar Mı?

Sana İsmail Kartal İle çalışmak yakışmaz. Sana Mourinho ve Jürgen Klopp gibi isimlerle çalışmak yakışır." diyen Aziz başkan, gecikmeli de olsa takımının teknik direktörünü dün öğle saatlerinde açıkladı. Beklenen Aykut Kocaman yerine, İsmail Kartal dördüncü kez göreve getirildi. Fenerbahçe'nin, beklendiği gibi, yeni futbol direktörü Oğuz Çetin oldu. O da doğru bir tercih mi, tartışılacaktır. Teknik Direktörün birinci yardımcısı ise taraftarın sevgilisi Dirk Kuyt. Aziz Yıldırım, göreve getirdiği teknik direktör hakkında, "Başarıyı bir seneyle yorumlamayın. Yirmi sene başkanlık yaptım, herkesi iyi tanıyorum." dedikten bir ay sonra İsmail Kartal ile anlaştı. Hatta kızı Yaz Yıldırım, başkanın kurul üyeleriyle yaptığı sohbette, " İsmail Kartal ile görüştünüz mü?" sorusuna mimikleriyle "Olmaz." cevabını vermişti. Tekrar yuvaya dönmek beni çok mutlu etti. Sayın başkanımızın dün beni arayıp, 'Oğlum İsmail, nasılsın?' demesi bile beni çok mutlu etti. Başkanımızla çok özel anılarımız var. 3 Temmuz süreci, kurşunlanmamız…" Hoca ayrıca, "Dünya futbolunda beş trend takım var: PSG, Bayern Münih, Barcelona, Arsenal ve Manchester City. Taraftarlarımız bu takımları izlerse, biz de o günlerde bu futbolun benzerini oynattık. O günkü futbolun üzerine eklentilerimiz olacak." diyerek girişi iyi yaptı ve taraftarın beklentisini zirveye çıkardı. Allah'ın izniyle bunu başaracağız." Oğuz Çetin ise, "Göreve geldiğim için çok mutluyum. Fenerbahçe ruhunu tekrar hatırlatmak adına ben ve arkadaşlarım, hep birlikte bu göreve hazırız." Dirk Kuyt "Ben şampiyon olarak gittim şampiyon yapmak için geri dönüyorum." ifadelerini kullandı. Cihan Kamer; Fenerbahçe taraftarının oyun beklentisini biliyoruz. 103 gollü sezondaki gibi, taraftarın sevdiği, çok gol atan bir takım oluşturmak için çalışmalar yapıyoruz. Samandıra'nın enerjisini yükselteceğiz." Ters köşe yapan açıklamanın ardından gelen eleştiriler de birbirinin devamı niteliğinde. Aykut Kocaman'a yakın bir ekibin yaptığı açıklama dikkat çekici: "Topuk Yaylası'na götürülmek üzere iki gün önce malzeme listesi hazırladık. City Group'tan üç antrenörle anlaştık. Bu antrenörlerin ikisi atletik performans alanında, biri ise Fener Lab'da görev yapacaktı. Yeni sezon için çalışmalar yaptık ve hazırlıklarımızı tamamladık. Teknik heyete bağlı bir scout ekibi kurduk. 22 Haziran'ı belirledik ve raporu sunduk. Şaşkınız. Fenerbahçe için hayırlısı neyse o olsun." "Ben göreve gelirsem her şey hazır." diyen başkanın planı, sanki Samandıra'da kendisine yer yaptırmak olmuş gibi görünüyor.

19 Haziran 2026 00:01

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Figen Çalıkuşu

Tavuk Sektöründe Hukuksuzluk Kasırgası

Ben bu gelişmenin "soruşturma usulüne" hukuksal açıdan bakmayı tercih ediyorum. Bir tanesi 237. maddedeki "fiyatları etkileme" suçu. Bir diğeri de olsa olsa 240. maddedeki "satıştan kaçınma" suçu. Gelelim ikinci başlığa, denetim kayyımlığına: "Milletimizin temel gıda tedarik zincirinin kesintiye uğramaması ve ticari faaliyetlerin hukuka uygun, şeffaf ve denetlenebilir şekilde sürdürülebilmesi amacıyla soruşturma kapsamındaki 13 şirkete denetim kayyımı atanmıştır. " Aynı gün İstanbul Başsavcılığı da bir açıklama yaptı ve denetim kayyımlığının CMK 133. maddesine göre uygulandığını bildirdi. CMK 133. maddesinde denetim kayyımı tedbirinin hangi suçlarda uygulanacağı tek tek yazılı da ondan. Bu suçlar arasında ne Bakan Gürlek'in tarif ettiği "suç" ne de "fiyatları etkileme" ve "satıştan kaçınma" suçları var. Nitekim günler sonra bu hukuksuz, dayanaksız denetim kayyım kararına yapılan itiraz üzerine " denetim kayyımlığı tedbirinin durdurulduğu" haberlerini gördük. Yasada karşılığı olmayan denetim kayyımı uygulamasının "iptal" edilmesi gerekir. Ve diğer önemli üçüncü başlık, gözaltı kararı: "Yürütülen soruşturma kapsamında; serbest rekabet ortamını ihlal ederek fiyatları tüketici aleyhine yönlendirdiği değerlendirilen 29 şüpheli hakkında gözaltı, arama ve el koyma işlemleri uygulanmıştır. " Gördük ki 3 gün sonra gözaltına alınan 29 şüpheli 'Yurt dışı çıkış yasağı' şartıyla serbest bırakıldı.

19 Haziran 2026 00:01

Köşe Yazarı

Chp'de Yaşanan, Marka Üzerine Kavga

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)… İki yıl önce 100. yılını kutladığımız Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu sağlayanların oluşturduğu bir parti CHP… Darbeler ülkesi olduğumuz için CHP dışındaki hiçbir partinin ömrü yarım yüzyılı bulmuyor… Tek başına iktidar olma başarısı göstermiş Adalet ve Anavatan partileri ışıltılı günlerini geride bıraktılar; buna karşılık CHP 12 Eylül (1980) müdahalesi sonrasında bir müddet kapalı kalsa bile, gölgesine sığınan, Halkçı Parti, SHP ve DSP gibi partilerde varlığını sürdürmüştü. Siyasette en önemli markalardan biri bugün de CHP… Atatürk, İnönü ve Ecevit gibi tarihi figürlerin partisi CHP, Adalet, Anavatan, DYP, DSP ile aynı kaderi paylaşır hale pekala gelebilir. Turgut Özal, 1980 darbesi sonrasında siyaset alanı yeniden açıldığında iktidara taşıdığı partinin geleceğinden o kadar emindi ki, değişik kaygılarla hiçbir parti kalıcı mülk edinmezken, ANAP'ı görkemli bir genel merkez binasına kavuşturmuştu. Böyle giderse, ülkenin zaten çok az olan '100 yıllık markaları' arasından biri daha -CHP- tarihe karışabilir.

19 Haziran 2026 00:01

Eyüp Sabri Demirci

Alt İşverenlerin Nace Kodlarına Dikkat!

Hastane işyerinde temizlik faaliyetlerini alt işveren olarak yürütüyoruz. Alt işverenlerin tescil işlemleri asıl işverenlerin e-Bildirge kullanıcıları tarafından e-Devlet uygulamalarında yer alan İşyeri Bildirgesi seçeneğindeki Tescillerim menüsü vasıtasıyla yapılmakta olup, alt işverenlerin NACE kodları da asıl işverenlerin e-Bildirge kullanıcıları tarafından sisteme girilmektedir. Temizlik faaliyetlerine ilişkin NACE REV.2.1 tablosuna bakıldığında, temizlik sektöründe faaliyet gösteren işyerleri yönünden yapılan işin niteliğine göre az tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta farklı NACE kodları olduğu görülecektir. Örneğin, "81.21.01 Binaların genel temizliği (uzmanlaşmış temizlik faaliyetleri hariç)" NACE kodunda tescil edilmiş işyerleri az tehlikeli sınıfta yer alsalar da "81.22.03 Nesne veya binaların (ameliyathaneler vb.) sterilizasyonu faaliyetleri" NACE kodunda tescil edilmiş işyerleri çok tehlikeli sınıfta yer almaktadırlar. Bu bağlamda hastane işyerinde temizlik faaliyetlerini yürüten alt işveren çalışanlarının kullanılmış bir şırınganın eline batması veya temizlik faaliyetleri sırasında mikrop kapma risklerinin bulunduğu dikkate alındığında, hastane işyerinde faaliyet gösteren ve temizlik faaliyetini yürüten alt işverenlerin 81.22.03 NACE kodunda yer alması gerektiğinden alt işveren tescil işlemeleri sırasında NACE kodu 81.22.03 olarak sisteme girilmelidir. Okurumuz Figen Hanımın sorusuna geldiğimizde hastane işyerinde temizlik faaliyeti yürütmesine rağmen az tehlikeli sınıfta tescil edilmiş alt işverenlik dosyasındaki NACE kodunun 81.22.03 olarak çok tehlikeli sınıfta güncellenmesi amacıyla bir dilekçe ile işyerinin bağlı bulunduğu sosyal güvenlik merkezindeki işyeri tescil servisine müracaat ederek NACE kodunu güncellemesi gerekecektir.

19 Haziran 2026 00:01

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Elif Çakır

Anahtar Parti'ye Oy Veren Yüzde 5 Kim?

Gelme sebebim; henüz iktidar imkânı, belediye gücü, medya desteği ya da köklü bir teşkilat hafızası olmayan, kuruluşunun üzerinden yalnızca bir buçuk yıl geçmiş olmasına rağmen anketlerde yüzde 5'leri gören Anahtar Parti'nin Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu'nun İzmir programını izlemekti. Genel seçim barajının yüzde 7 olduğu bir ülkemizde, üstelik vitrininde öyle çok tanınmış, popüler, şöhretli isimlerin bulunmadığı yeni bir partinin yüzde 5'leri görmesi hafife alınacak bir gelişme değildir. Yavuz Ağıralioğlu'nun ifadesiyle bu oran " önemli bir siyasi çıkış yakaladığını" gösterir. Ağıralioğlu kendisine yaklaşan kim varsa " Bana ne nasihat buyurursunuz, nasihatiniz nedir?" diye sordu. Kimi, "Konuşanı, yazanı, söyleyeni cezaevine atan bu iktidarı artık değiştirin, sandığı getirin" dedi. Kimi de bir paket makarnanın 40 liraya çıkmasından yakındı, "Makarna yoksul yiyeceğiydi, artık makarnayı bile alamaz hale geldik" diyerek yakındı. Ama istisnasız hepsi şu iki şeyi söyledi, ilki: "Sakın Ümit Özdağ, Sinan Ogan olmayın, bize hayal kırıklığı yaşatmayın, partiniz ayrı kalsın ittifak yapmayın, sizi seviyoruz bizi üzmeyin." İkincisi " Bunlar bu ülkeyi yönetemiyorlar, korkuyoruz, geçinemiyoruz, konuşamıyoruz artık değişim istiyoruz, bunlar gitsinler artık ve iyi insanlar gelsinler bu ülkeyi yönetmeye." Karşıyaka Çarşısı'nda Anahtar Parti liderini özellikle bekleyen bir grup da çıktı karşımıza. Ege Üniversitesi'nde yaşanan gerginlikler sırasında 20 Şubat 2015'te hayatını kaybeden Ülkü Ocakları Ege Üniversitesi sorumlusu Fırat Yılmaz Çakıroğlu'nun arkadaşlarıydı. "Başka arkadaşlarımız ölmesin, Fıratlar ölmesin, oyumuz size" diyerek Ağıralioğlu'na sarıldılar ve 'oylarını Anahtar Parti'ye vereceklerini ama Cumhur İttifakı'na katılmamasını istediklerini' söylediler. Sanırım en az oy aldığı kesim CHP. Ağıralioğlu'na "oyumuz size" diyenlerin büyük çoğunluğunun MHP, AK Parti ve Zafer Partisi seçmeni olduğunu görünce, PanoramaTR'nin Mayıs ayı araştırmasındaki " parti tercihine göre Yavuz Ağıralioğlu'nun performansı " bölümüne yeniden baktım. Anahtar Parti İzmir İl Başkanı Hüseyin Çakır, Ağıralioğlu'nun "yapmayın dolmaz o salon" konuşmasını yayınladı ve salonu gösterdi. Seçmenden "Onlar yoruldu, artık evlerine dönsünler. Biz varız, bu ülkeyi daha iyi yönetiriz. Mukaddesat biliriz, yerliyiz, milliyiz. Onlara'siz yönetin' dedik ama yapamıyorlar. Biz bu iktidarı onlardan teslim alacağız; daha iyi yöneteceğiz. Ama bunu yapabilmek için sizin oyunuz lazım" diyerek salondaki muhafazakar ve milliyetçi seçmenin oyunu istedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yıllarca "biz gidersek kaos olur", "biz gidersek ülke bölünür", "biz gidersek kazanımlar kaybedilir", "biz gidersek eski Türkiye geri gelir" diyerek hatta tutmaya çalıştığı seçmene "biz varız ve biz onlardan daha iyi yönetecek kabiliyete sahibiz" diyerek ısrarla, altını çize çize kendisini adres gösterdi. Daha net bir ifadeyle AK Parti için sorun sadece CHP değil.

19 Haziran 2026 00:01

Akif Beki

İktidarın Ab'ye Vermediği Vize Tavizine Bakın

Avrupa Parlamentosu, son Türkiye Raporu'nu büyük çoğunluğun onayıyla kabul etti. AP Türkiye Raportörü Amor, yeni raporunda AB'yle vize krizinin daha da kötüleştiğini anlatmış. Raportöre göre; AB'ye vizesiz seyahat Ankara'nın elinde, dilerse kalan 6 kriteri karşılayarak hemen çözebilir. Davutoğlu'nun Başbakanlığında AB'yle vize serbestisi anlaşması yapmışız, 2016'da. Vizesiz seyahatin o yıl başlayacağı müjdelenmiş, 72 kriterden 6'sı kalmış, 10 yıldır bekletiliyor. Gerekirse herkese yeşil, gri pasaport verme pahasına AB'ye verilmeyen tavizler şunlar: Terör suçu tanımının yasa değişikliğiyle netleştirilmesi, bir. Raportör Amor, bir önceki Türkiye Raporu'nda AB'nin beklentisini yazmıştı, 6 kriter karşılanırsa vize serbestisini hemen devreye sokmak istiyorlardı. Bakalım, terör suçu tanımın netleştirilmesi, yolsuzlukla etkin mücadele gibi 6 kriteri yerine getirmeye, hak hukuk eksikliklerimizle ilgili uyarı ve tavsiyelere kulak vermeye daha ne kadar direnecek iktidar.

19 Haziran 2026 00:01

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.