×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Köşe Yazarı

Bu Son Viraj Ey İnsanlık! Küresel Fırtına Her Ülkeyi Vuracak!peki Biz Ne Yapacağız? Süper Türkiye, Süper Kuşak… Türkiye Nükleer Güç Olmalı! Bölgesel Savunma Kalkanı Şart! Örgütler Tasfiye Edilmeli, İsrail'in Eli Kesilmeli.

13 Ocak 2026 04:00

Neredeyse "iyi haber" yok gibi. Şili ve bütün Orta/Latin Amerika'yı ABD'ye bağlayacağını söylüyor. Yine ABD ve İsrail, günlerdir toplumsal protestolarla sarsılan İran'a askeri müdahale yapacaklarını, açıkça saldıracaklarını, İran rejimini yıkacaklarını söylüyor. Yani kimsenin İran'da, ABD-İsrail saldırıları altındaki ülkelerde demokrasi arayışı yok. Hepsinde petrole el koyma, doğalgaza el koyma, madenlere el koyma, kara ve deniz ticaret koridorlarına el koyma planı var. Kitleler sadece birer malzeme, sadece kullanılan birer silah. Bunlar olurken İngiltere, Fransa ve Almanya, Grönland'a el koyacağını açıklayan ABD'ye karşı, Danimarka'ya destek veriyor hatta bu bölgeye asker çıkaracaklarını söylüyor. Bu durumda ABD ve Avrupa, "NATO içi çatışma ya da ayrışma" ihtimali ortaya çıkıyor. Görünüşe göre bu ABD'nin umurunda değil. Fransa'da "NATO'dan çıkmak" için yasa tasarısı bile hazırlandı. Devam edelim: S. Arabistan, İsrail-BAE eksenini Yemen'den çıkardı, sildi. Sudan ve Somali'deki İsrail eli kesilirse, İsrail bu bölgede ciddi anlamda güç kaybedecek. Yakında bu iki yerde de askeri müdahaleler başlayacak. ABD ve İsrail'in bu bölgelere askeri olarak da "müdahale edeceği"ne inanılıyor. Şu an, Amerika kıtasından Ortadoğu'ya, Pasifik'ten Güney Asya'ya, Orta Asya'dan Afrika'ya, yeryüzünde her yer hareketlenmiş durumda ve bunun nerelere varacağı kestirilemiyor. Bütün insanlık, "İsrail-ABD aşırı sağı"nın kıyamet savaşlarına dönecek işgalleriyle, hırsızlıklarıyla, talanlarıyla boğuşuyor. Türkiye, S. Arabistan, Pakistan, Endonezya, Malezya, Cezayir, Mısır, Özbekistan, Pakistan, Katar, Suriye, İran arasında çok acil savunma ortaklığı kurulmalı. Hiç değilse çekirdek olarak Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan arasında nükleer ortaklığı da içine alan bir savunma ortaklığı kurulmalı. ABD ve İsrail'in silah olarak kullandığı bütün örgütleri tasfiye etmeli. İsrail adına hareket eden BAE, Bahreyn gibi ülkeleri kontrol altına almalı. Batı'nın "zaaflar stratejisi" bu korukları besleyerek uygulanıyor. Bu tehlikeyi gören bütün devletler, "nükleer kalkan oluşturma" dahil, bilinen her anlamda ortak savunmaya, coğrafya savunmasına geçmeli. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, Mısır ve İran'ı da katarak, bölge içi çatışmaları derhal durdurmalı. Sudan, Somali, Yemen, Suriye gibi, bütün kriz alanlarına askeri müdahaleler başlamalı. Pasifik'ten Atlantik kıyılarına kadar, dünyanın zenginliklerini, deniz ve kara geçitlerini kontrol eden bu kuşak, bir "acizler kuşağı" değil, bir "Süper Kuşak" olmalı ve bu mümkün. Türkiye "Süper Güç", bu coğrafya "Süper Kuşak" olacak, bunun başka hiçbir yolu yok!

Abdullah Muradoğlu

Küçük Devletlerin Trajedileri..

13 Ocak 2026 04:00

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan "Birleşmiş Milletler" tam da Trump'ın Venezuela'ya yaptığını yapmaması için kurallar getirmişti. ABD'nin Venezuela'ya müdahalesini Milattan önce 416'da"Atina İmparatorluğu"nun kendine boyun eğmeyi reddeden küçük bir şehir devleti olan Melos Adası'na müdahalesine benzetmiştim. Merhum Cemil Meriç bir kitabında ""Kanun, eski Yunan'dan beri büyük sineklerin yırtıp geçtiği, küçüklerin takılıp kaldığı bir örümcek ağı Avrupalı için" diyerek bu gerçeğe işaret etmişti. Şimdiki haldeyse dünya orman kanunlarına dönmenin tam eşiğinde. Cezasızlık kışkırtıcıdır. Cezasız kalmaya duyulan güven insanın en kötü özelliklerinin gelişip serpilmesine yol açıyor. İsrail'in onlarca yıldır BM kurallarını hiçe sayması ve bunun karşısında sözde uluslararası hukuk düzeninin Batı'lı hamilerinin acizliği İsrail'i soykırım yapmaya kadar götürdü. Bu "cezasızlık" duygusu Batı'nın sınırlarına gelip dayandı. Trump NATO ve G-7 üyesi Kanada ile ve Avrupa Birliği ve NATO üyesi Danimarka'nın Grönland'ını da tehdit ediyor. Oysa ABD hem Kanada ile NATO ve G-7'de, hem de Danimarka ile NATO'da ortaklar. Trump Kanada ve Danimarka'dan, ister rıza yoluyla, isterse güç yoluyla, ABD'ye boyun eğmelerini bekliyor. Yaklaşık 2500 yıl önce Melos halkının başına gelenler gibi bu modern durumlar da küçük devletlerin trajedilerinin birer örnekleri. Nobel ödüllü Amerikalı romancı William Fulkner'in "geçmiş asla ölü değildir, hatta geçmiş bile değildir" sözü bu gerçekliğin ifadesi. ABD ve Batı dünyasının ana akım medyaları Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve eşinin alenen kaçırılmasını bile farklı yansıtıyorlar. BBC'nin personelinden Maduro için "Kaçırıldı" ibaresinin kullanılmamasını istediği ortaya çıktı. "Kaçırıldı" yerine "yakalandı", "ele geçirildi" ibarelerini kullanıyorlar. İsrail'in Gazze'deki soykırımına "soykırım" diyemedikleri gibi Maduro ve eşinin kaçırılmasına "kaçırıldı" diyemiyorlar. Batı medyasının utanmazlığının bir sınırı yok. Washington Post gazetesinin yayın kurulu tarafından 3 Ocak'ta yayınlanan yazının başlığıysa "Venezuela'da adalet" idi. Yazıda Maduro'nun başına gelenlerin Latin Amerika ve dünyada küçük diktatörlere önemli bir mesaj olduğu belirtiliyordu. Yazıda ayrıca "Trump, Maduro'ya birkaç çıkış yolu sundu. Trump kısa ve şiddetli çatışmaların, ya da kısa ve şiddetli saldırıların en düşük maliyetle gerçekleştirilmesinin siyasi itibarını yükselteceğine inanıyor görünüyor.

Ayşegül Yüksel

'Anne Boleyn'e Kullanma Kılavuzu Gerek

13 Ocak 2026 04:00

2024-25 tiyatro döneminin son günlerinde Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı olarak sahneye çıkartılan, Howard Brenton'ın 2010'da yazdığı "Anne Boleyn" birkaç kez sunulduktan sonra, içinde bulunduğumuz tiyatro dönemine aktarıldı. "Anne Boleyn" böylece yeni dönemin ilk yeni oyunu oldu. "Anne Boleyn" İngiliz tarihine yaslanan bir oyun. Ancak, oyunun 2. katmanında 1603- 4 yıllarında, İngiltere tahtına I. James olarak oturan İskoç kralı James'in ve Anne Boleyn'in "hayaleti"nin yer aldığı "düşsel" sahneler izliyoruz. Oyun, bu "talihsiz kadın" imgesine karşı çıkıyor: Anne Boleyn'in, yalnız VIII. Henry'nin -uğruna ülkesini Katolik Kilisesi'nden koparttığı- aşkının kahramanı değil, aynı zamanda İngiliz Rönesansı'nın çok önemli gelişmelerinden birini, ülkede Katolik Kilisesi'nden bağımsızlaşmayı ve Protestan kökenli İngiliz Kilisesi'nin kurulmasını sağlayan güçlü bir kişilik olduğunu dile getiriyor. 2000'li yılların başlarında İngiltere'de Anne Boleyn'i gündeme alan 10 dolayında çalışmadan biri olan bu oyun Shakespeare Globe Tiyatrosu tarafından yazar Howard Brenton'a ısmarlanmış. (Yaşı yeten seyircimiz Brenton'u, David Hare ile yazdığı, 1985 En İyi Oyun Ödülü'ne değer bulunan -National Theatre'da Anthony Hopkins'in canlandırdığı başrolü bizde Erol Keskin'in oynadığı- İBBŞT yapımı "Pravda" ile tanır.) Oyun metninin başında karakterlerle ilgili olarak -büyük olasılıkla oyuncular için- yapılan açıklamalar seyircinin elinde yok ki!

Yusuf Dinç

Servet Nedir?

13 Ocak 2026 04:00

Servet nedir sorusuna cevap arayacağım bu yazımda. Bugün servet bahsinde neyi-neden dikkate aldığımız ve ne üzerine kimi tepkileri oluşturduğumuz böylece anlaşılır. Göçebeliğin hala esas olduğu değerlendirmemin bu ilk döneminde servet, sürü demekti. Bu servet biçimi yorucu ve yıpratıcı olduğu gibi kırılgan görülüyordu. Toprak dahil değiş-tokuşu mümkün hale geldi. Ticari malların ölçüsünü gösteren binit ve yük hayvanlarının sayısı servet göstergesi oldu. Artan ve biriken nüfusun iaşesi problemi gereği toprağın ve meyve ağaçlarının servet göstergesi niteliği hala devam ediyordu. Ama asıl servet tüccarlarınkiydi. Ve servetin göstergesi hiç anlaşılamayacak biçimde değişti. Sektörlere girme iradesi gösterenler yedi cetlerine yetecek servet edindiler. Diğer taraftan ve eş anlı olarak sanayi şehirleşmeyi destekleyince toprak değil ama apartımanlar, hanlar ve daire sayıları servet göstergesi olarak kullanıldı. Paranın biçimi değişti. Yeni servet göstergesi böylece faaliyet gösterilen alan haline geldi. Finansta patron olmak servet liginin en üstünde olmak demekti. Servetin yeni göstergesi de dijital platformların üye sayısı haline geldi. Geleceğin servet ölçüsünün sırrı da bence bu son aşamada belirdi. Yeni dünyada veri biriktirme ve işleme kabiliyeti servet göstergesi olacak. Kim bilir belki alt gelir grubuna terk edilen toprak "kirlenmezse" yeniden servet göstergesi olur bir gün.

Ömer Lekesiz

Hayal Ve Hasat

13 Ocak 2026 04:00

Yazı başlığımızdaki hayalden maksadımız, temelinde, sözlük itibariyle 1. Aslı olmadığı halde zihinde kurulan şey, düş; 2. Bir kişi, olay veya nesnenin zihinde canlanan, biçimlenen sureti; 3. Geçmişte yaşanmış bir şeyi zihinde canlandırma, hatırlama; 4. Var olmayan şeyleri varmış gibi zihinde tasarlama yeteneği, tasavvur etme gücü; 5. Bir şey veya kimsenin parlak bir yere akseden şekli, görüntü; 6. Düşünce; 7. Gerçekleşmesi imkânsız veya güç olan fikir, düş, rüyâ; 8. Hayâlet; 9. Kuruntu; 10. İyice seçilemeyen, belli belirsiz görülen şey, gölge, karaltı; 11. Resim ve şekillerin bir ışık kaynağı tarafından bir perdeye aksettirilmesi sûretiyle oynatılan gölge oyunu [Karagöz: hayal oyunu]… Diğer mertebeleri de bu vesileyle zikredecek olursak: Akıl, fikir, kıyas ve rey "İşleme ve inşa"; fehim, fıkıh ve dirayet "Anlama ve Nüfuz etme"; Hads – Bedâhat – Ferâset "Doğrudan kavrayış"; Marifet – Hikmet – Hubûr "Tahakkuk ve şuhûd"; İlmelyakîn, Aynelyakîn, Hakkalyakîn ise "Yakîn" mertebesini oluşturur. Sözü "teknik"le sınırlandırmama rağmen, bu tekniğin, Filibeli Ahmed Hilmi'nin tasavvuf ehli bir mütefekkir olmasıyla yani onda yerleşik olan İslamî tasavvurla biçimlendiğini de göz ardı etmeyelim. Tabiatta olmayan şekilleri kurar); hâllerinde değiştirerek işleyebileceğini, bunlardan en önemlisinin de "Birleştirme (terkip) ve çözümleme (tahlil) faaliyeti" olduğunu ve hatta diğerlerinin bunun çeşitlendirilmesinden ibaret bulunduğunu söyler. Hayalin hayattaki görevlerini ise, insanın yaşama sevgisine tabi olarak geleceğini düşünüşüne, hayal yoluyla geçmişten aldığı malzemeyle geleceğini tasarlayacağına bağlı olarak, "Hayal olmasaydı fakirler helâk olurdu." sözü üzerinden gelecek, gaye (hedef), vasıta (Araç) fikri olarak belirleyen Filibeli Ahmed Hilmi, onun fenlerde, sanayide (sanatta) ve maneviyatta üstlendiği görevleri de ayrıca ele alır.

Filtreleme Haberleri

İhsan Aktaş

Türkiye İzmir Gibi Yönetilseydi

"Türkiye son 20 yıldır İzmir'i yöneten bir anlayışla yönetilseydi bugün hangi ülkeden söz ediyor olurduk?" sorusu da tam olarak böyledir. Cumartesi günü saat 14.00'te Birlik Vakfı'nda güvenlikten dış politikaya, Türkiye siyasetine uzanan bir çerçevede yaptığım konuşmada bu soruyu özellikle merkeze aldım. Türkiye'de ideolojik sertliğin, radikal tartışmaların, neredeyse kavga havasında geçen panellerin hâkim olduğu bir dönem. "Gazali'de İktisat Teorisi"ni anlatıyordu. Birlik Vakfı bir gençlik hareketi değil; 50-60 yıldır bu ülke için bedel ödemiş, memleket, siyaset ve kültür üzerine söz söyleme ehliyeti olan insanlardan oluşan bir zemin. Bu kritik aşamada Türkiye sahaya sert gücünü sürdü. Türkiye kaybettiği pozisyonu adım adım yeniden inşa etmeye başladı. Bugün Suriye iç savaşından Türkiye-Mısır-Suudi Arabistan-Pakistan yakınlaşmasına, Aden Körfezi ve Kızıldeniz havzasındaki dengelerden Sudan'ın istikrarına, Yemen meselesine kadar uzanan yaklaşık 15 yıllık bir jeopolitik yeniden konumlanmadan söz ediyoruz. Türkiye'nin bugün ulaştığı bölgesel güç kapasitesini ve küresel diplomatik etkinliğini konuşurken, alternatif ihtimalleri de düşünmek zorundayız. Bu soru öncelikle Cumhuriyet Halk Partisi için can yakıcıdır: Yaklaşık 25 yıldır neden iktidara gelemediğinin cevabı, bu zihniyet farkında gizlidir. Eğer bu ülkeyi yönetenler de zamanla Türkiye'yi İzmir gibi yönetenlere benzerlerse mesele bir parti meselesi olmaktan çıkar; doğrudan Türkiye'nin geleceği meselesine dönüşür.

13 Ocak 2026 04:00

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Ali Saydam

"Eğlence Ciddi Bir İştir…"

Demiş ki: "Güncel veriler ve sektör araştırmaları, bir ailenin yıllık eğlence ve sosyalleşme için ayırdığı bütçenin 15 bin TL ile 40 bin TL arasında değiştiğini ortaya koyuyor" … 40 bin TL'yi bulan harcama kalemleri içinde sinema, eğlence parkları ve oyun alanları, havuz-aquapark ziyaretleri, spor ve açık hava aktiviteleri ile çeşitli etkinlik ve organizasyonların bulunduğunu altını çizen Nergis Hanım, "15-17 Ocak arasında düzenlenecek ATRAX – Uluslararası Eğlence, Park, Spor ve Rekreasyon Alanları Fuarı ile şehirlerin yalnızca barınma ve çalışma eksenli değil, sosyal yaşamı destekleyen alanlarla birlikte planlanması gerektiği vurgulanacak" demiş. Saygun'u anma gerekçesi… Türk Eğitim Vakfı (TEV), Millî Kültür ve Değerlerimizin klasik musiki alanındaki şahikası olarak gördüğüm Ahmet Adnan Saygun'u, vefatının 35. yıl dönümünde Zincirlikuyu Mezarlığı'nda düzenlenen törenle anmış. Saygun, 1928 yılında hükûmetin müziğe yetenekli gençler için açtığı sınavı tekrarlanması üzerine bu sefer kazanarak devlet bursuyla Paris'te okuma fırsatı bulmuş. Ahmet Adnan Saygun Türkiye'ye döndükten sonra 1934'te Gazi Mustafa Kemal Atatürk kendisinden, İran Şahı'nın Türkiye seyahati sırasında Türk Kültür ve Değerlerinin çağdaş yorumunun bir örneği olarak sergilenmek üzere bir opera bestelemesini istemiş. 1971'de ilk 'Devlet Sanatçısı' unvanı tevcih edilen Saygun, Yunus Emre Oratoryosu, Taş Bebek, Gılgameş, Köroğlu, Kerem, Kumru Efsanesi, Viyolonsel Konçertosu, 5. Senfoni, 2. piyano Konçertosu gibi, eserleriyle millî kültürümüze adını kazımıştır… Türkiye'nin eğitime gönül veren en köklü sivil toplum kuruluşlarından biri olan Türk Eğitim Vakfı'nın (TEV) ise, Saygun'u anması ne kadar muhteşem bir şeyse olsa da bu görevi yerine getirme gerekçesini şöyle ifade etmesi de o derece yadırganıcıdır: "TEV bağışçılarının hatırasını yaşatmaya devam ediyor. Vakfın değerli bağışçılarından biri olarak her yıl saygı ve sevgi ile anılıyor. Saygun, sanata olduğu kadar eğitime verdiği destekle de vakfın değerli bağışçıları arasında yer alıyor" …

13 Ocak 2026 04:00

Köşe Yazarı

Bir Kadın Üç Erkek Popstar'a Neden Kimse Dokunmuyor?

Fuhuşla, kumarla, kara parayla, şantajla ve "ünlüler vitriniyle" iç içe geçmiş bir düzen. Ama garip bir eşik var. Bazıları gerçekten şaşırtıyor, bazılarıysa "zaten biliniyordu" dedirtiyor. İlgisi olmadığı ortaya çıkanlar haklı olarak ayağa kalkıyor: "İtibar suikasti yapıldı." Evet, doğru. Öyle gizli saklı isimler değil. Kamuoyunda "bunu bilmeyen yok" denecek kadar bilinen dört figür. İddia değil bu. Sadece "şaşırtıcı" isimleri alıp, asıl merkezleri pas geçerseniz, kamuoyu bunu görür. Bu ülkede "herkesin bildiği ama kimsenin dokunmadığı" alanlar oldukça, bu tür karanlık düzenler kendini yeniden üretir. ////////////////////////////////////////// ÖZGÜRLÜK DİLİYLE KURULAN TUZAK TRUMP VE İRAN GENÇLİĞİ İran sokaklarında yükselen ses, inkâr edilemez biçimde gerçektir. Bunun üzerine daha "sofistike" bir yöntem devreye sokuldu: Özgürlük söylemi üzerinden içerden çözme stratejisi. Ekonomiyi boğ, para birimini çökert, gündelik hayatı zorlaştır; sonra da sokağa çıkan gencin omzuna el koyup "yanındayım" de. "İran halkının yanındayız" cümlesini kurarken, aynı anda İran ekonomisini felç eden yaptırımların altına imza atan bir isimden söz ediyoruz. Yani bir yandan ateşi harlıyor, öbür yandan "neden yanıyorsun?" diye soruyor. Trump'ın ve Washington'daki aklın derdi İran gençliğinin özgürlüğü değil. Eğer öyle olsaydı, Ortadoğu'da destekledikleri rejimlere, krallıklara, darbelere de aynı "özgürlük" hassasiyetiyle yaklaşmaları gerekirdi. Libya'da "özgürlük" dediler, devlet çöktü. Irak'ta "demokrasi" dediler, milyonlar öldü. Suriye'de "halkın yanındayız" dediler, bir ülke harabeye döndü. Şimdi aynı dil, aynı ton, aynı zamanlama İran için devrede. Ve o noktadan sonra özgürlük değil, kaos gelir. Halep'te bugün yaşananlar, ilk bakışta "temizlik operasyonu" başlığıyla okunuyor.. Halep'in bazı bölgelerinde Suriye demokratik güçleri ve özellikle YPG unsurlarına dönük operasyonlar var. Asıl zor olan, "Bu operasyon neden şimdi?", "Kim gerçekten temizleniyor?", "Boşalan alanları kim dolduracak?" sorularını sormak. Masada haritalarla konuşanlar var, vekâlet savaşlarıyla yol alanlar var, "temizlik" söylemiyle alan açanlar var. Bu yüzden YPG'nin temizlenmesi, halk nezdinde bir "kurtuluş" duygusu oluşturuyor. Bugün Halep'te "SDG çekildi" denilen bazı bölgelerde yarın farklı isimler, farklı üniformalar, farklı bayraklar görülebilir. Suriye sahası bu numaraları defalarca gördü. Dün YPG vardı, yarın "yerel meclis", öbür gün "özerk yapı" çıkabilir. Çünkü büyük güçlerin sevdiği bir oyun vardır: Bir örgüt sahadan çekilir, yerine "daha kabul edilebilir" bir yapı konur. Uluslararası kamuoyuna da "sorun çözüldü" denir.

13 Ocak 2026 03:35

Köşe Yazarı

Pekin Konsensüsü Ve Çin Komünist Partisi (Çkp)

Washington Uzlaşısı, 1944'te temelleri atılan ve günümüze kadar Batı dünyasının finansal hegemonyasını temsil eden bir olgu. IMF, Dünya Bankası, SWIFT Sistemi ve Dünya Ticaret Örgütü gibi yapıların kurumsal hale gelmesinin üst yapı taslağı olan Washington Uzlaşısı global ekonomiyi 75 yıldan daha uzun süredir domine ediyor. Sovyetler Birliği global ticaret ve ödeme sistemlerinde bir alternatif yaratmada başarısız olurken iktisadi olarak dağıldı. Çin Halk Cumhuriyeti'nin 1978-2025 tarihleri arasında başardığı ekonomik gelişim ABD başta olmak üzere bütün Batılı aktörleri tedirgin ediyor. Yeni Kalkınma Bankası, Asya Altyapı Yatırım Bankası, BRICS, Şanghay İşbirliği Örgütü ve Yeni İpek Yolu Projesi Batı dünyasının hegemon olduğu iktisadi, siyasi ve askeri alanlara meydan okumalar. 2020-2025 tarihleri arasında neredeyse bütün ülkeler iktisadi krizlerle mücadele ederken Çin 5 trilyon doların üzerinde ticari fazla verdi. Askeri ve ekonomik olarak global bir aktör olmaya çalışan Çin Sovyetler Birliğini örneğinde olduğu gibi ABD ile rekabet etmeye başladı. Sonuç olarak ABD'nin iktisadi olarak ilk global meydana okuması Sovyetler Birliği'nin aksine Çin Halk Cumhuriyeti oldu.

13 Ocak 2026 03:34

Köşe Yazarı

Sdg Zamanın Neresinde?

Esat da öyle yapmıştı. 8 Aralık 2024, Suriye'de, sadece bir rejimin yıkılmasının değil, durdurulan zamanın kendi mekaniği içinde yeniden işlemeye başlamasının tarihidir. Bu açıdan bakıldığında, Suriye'de zamanı en geriden takip eden SDG. Örgütün başında diktatör anlayışında komutanlar var. Halep, Suriye'de Esat'ın yıkılışı ile sonuçlanan devrim yürüyüşünün önemli bir kırılma noktası idi. Terör artıklarını dışarı attı Halep. Teröristler, sadece Şam hükümetinin silahlı gücüne değil, Halep halkına yenildiler. SDG, Halep'te bütün kurnazlıklarıyla ve küçük hesaplarıyla açığa çıktı. Oysa bölgede müzakereye, görüşmeye en çok ihtiyacı olan SDG. Silahı odağından çıkarması beklenirken, hem silaha yaslanıyor, hem de yaslandığı silahın gücünü abartıyor. Suriye'de şimdi, silahın yerini siyasetin, tehdidin yerini teklifin, çatışmanın yerini temasın, sloganın yerini diyalogun almasının zamanı.

13 Ocak 2026 03:33

Köşe Yazarı

Türkiye Kaosu Netliğe Dönüştüren Güç

İttifaklar bir gecede değişiyor, kırmızı çizgiler aynı hafta içinde çiziliyor ve siliniyor, çıkarlar her koordinatta çatışıyor ve her aktör farklı bir güç lehçesi konuşuyor gibi görünüyor. Ve sonra Türkiye denkleme giriyor. Değişkenler kontrolden çıktığında, herkes diğerlerinin önce hareket etmesini beklediğinde, durum o kadar karmaşık hale geldiğinde ki felç tek rasyonel sonuç gibi göründüğünde, Ankara çok sık radikal bir şekilde basit bir şey yapıyor. Ve son birkaç yılda kristal berraklığında netleşen bir şey varsa, o da şu: Her şey imkansız derecede karmaşık göründüğünde, Türkiye genellikle devreye giriyor ve işleri basitleştiriyor. 2025, tarihçilerin zaman çizelgelerinde işaretleyeceği yıllardan biriydi. Esad rejimi 2024 yılının sonunda çöktü ve Suriye'de sonsuz bir kaosa dönüşebilecek bir boşluk oluştu. Bunun yerine Türkiye, sessizce ama kararlı bir şekilde perde arkasında çalıştı. 2026 yılının başlarında sonuçlarını görüyoruz. Dostlar, Türkiye'nin arkalarında olduğunu bilerek rahat bir nefes alıyorlar. Türkiye'nin ordusu dünyanın en büyük ordusu değil—Global Firepower'a göre 2025 yılında küresel olarak 9. sırada—ancak bölgede erişim ve hazırlık açısından eşsiz. Türkiye hala diğer tüm ülkelerden daha fazla mülteciye ev sahipliği yapıyor—Suriye ve ötesinden milyonlarca insan, zor zamanlarda mümkün olduğunca topluma entegre ediliyor. Doğu Akdeniz'de gerilimlerin kaynadığı, Gazze'deki belirsizliklerin ve enerji ve güvenlik hakkındaki büyük soruların olduğu 2026'ya doğru ilerlerken, bir şey kesin gibi görünüyor: bölgenin, yok etmeden durumu basitleştirebilecek aktörlere ihtiyacı var. Türkiye bunu yapabileceğini gösterdi - kararlı, insancıl ve etkili bir şekilde.

13 Ocak 2026 03:32

Köşe Yazarı

Türkiye'nin En Büyük Problemi Nüfus Artış Hızı

Cumhurbaşkanı Erdoğan İstanbul'da katıldığı bir programda üç çocuk vurgusu yaptı: "Biliyorsunuz devamlı söylediğim bir söz var; 'en az üç çocuk' diyorum. Bu tabii güçlü bir ailenin olmazsa olmazı. Neslimizi çoğaltmamız lazım. Bu neslin artması lazım. Bu tabii bizim arzumuz değil, Rabbimizin emri. Sevgili Habibinin bizlere sürekli olarak tavsiyesi. 'Diğer toplumlara karşı ümmetimin çokluğuyla iftihar ederim' diyor Peygamberimiz. Öyleyse bunun yerine gelmesi lazım. Bunun için de biz 'aile' derken buradan hareket ederek geçtiğimiz yılı 'Aile Yılı' olarak ilan ettik. Ve Aile Yılı olarak bu adımı atmamızın da esbab-ı mucibesi; özellikle bir halkı Müslüman olan topluluk olarak bunu hiç tereddütsüz, bu nesli ülkemizde çoğaltalım istiyoruz." Üç çocuk meselesi Erdoğan'ın ilk iktidara geldiğinden beri sürekli dillendirdiği bir konu. Kendisini aradım, özetle; "nüfus artış hızını artırmak için orta sınıfı güçlendirmek, köy yaşamını cazip hale getirmek gerekir. Sorunun görünümündeki yansımalara odaklanırsanız meselenin esasını kaybedersiniz. Trafik kazaları fazla diye trafik cezalarını artırmak trafik kazalarını azaltmaz. Kadının eğitim hayatının artması, istihdamının artması doğurganlık oranını dünyanın her yerinde düşürür. İsrail hariç, orada ciddi teşvikler uygulanıyor. Bizim anaokulu ile ilgili projemiz vardı, nitekim zorunlu olmadığı halde ciddi artışlar kaydettik." şeklinde Prof. Dr. Mahmut Özer Hoca'nın görüşlerini de almış oldum. Erhan Hoca özetle; "bizim kısa bir süre içerisinde nüfus artış hızını artırmamız mümkün değil. Orta Asya'da Türk soylulardan getirerek nüfusumuzu artıralım." şeklinde görüşü de var. Bir ülkenin de "düzensiz göç" alması problem. Bir ülkenin mevcut nüfusunu koruması için kadın başına 2,1 doğum oranına — buna nüfusun yenilenme oranı da deniyor — ihtiyaç var. Bizde bu oran 1,51'e düşmüş durumda. Terörsüz Türkiye kapsamında 27 Şubat'taki PKK terör örgütünün kurucusunun tüm gruplara fesih konusunda çağrısı vardı. Bazıları "bu çağrı YPG/SDG'yi kapsamıyor." şeklinde olayı sabote etmeye çalıştılar. Suriye'deki SDG, 10 Mart mutabakatına imza attı. 100 kişilik silahlı grup söylemi, olsa olsa ABD'den para koparmak için kullandıkları bir argüman olabilir ama saha gerçekleri böyle değil.

13 Ocak 2026 03:31

Risale-i Nur'dan

Mi'racın Sırr-ı Lüzumu Nedir?

Bu sırr-ı azîmin Dört Esası var: Meselâ, deniliyor ki: "Cenab-ı Hak [Ona şah damarından daha yakın (Kaf Suresi: 16)]'dır, her şeye her şeyden daha yakındır, cisimden, mekândan münezzehtir. Her velî, kalbi içinde Onunla görüşebilir. Neden dolayı velâyet-i Ahmediye (asm), Mi'rac gibi uzun bir seyahatin neticesinden sonra, her velînin kendi kalbinde muvaffak olduğu münâcâta muvaffak oluyor?" Elcevap: Şu sırr-ı gàmızı iki temsil ile fehme takrîb ediyoruz. On İkinci Söz'ün sırr-ı i'câz-ı Kur'ân ve sırr-ı Mi'rac hakkında olan şu iki temsili dinle: - Birinci Temsil: Bir sultanın iki çeşit mükâlemesi, sohbeti, görüşmesi vardır; iki tarzda hitabı, iltifatı vardır. Sözler, 31. Söz, s. 633 evâmir: emirler, kanunlar. Hâlık: yaratıcı, Allah. Mâlikü'l-Mülk-ü Ve'l-Melekût: görünen ve görünmeyen her şeyin tek sahibi olan Allah.

13 Ocak 2026 01:11

Ahmet Özdemir

"Refet Bey"le Geçen Günlerimiz

Merhum Refet Bey çok mütevazı bir kişiliğe sahipti. İhlâs Risalesi'nde "Mesleğimizin esası uhuvvettir. Peder ile evlat, şeyh ile mürid arasındaki vasıta değildir" der ve hakikî kardeşlik vasıtalarına vurgu yapar. Refet Ağabey kendisini ziyarete gelen küçük çocuklara "Küçük Sözler"i hediye etmeyi ihmal etmezdi. Bana da: "Kardeşim! Bu kardeşlere benim namıma birer Küçük Sözler hediye et" derdi. Ben de yanımda Küçük Sözler'i hazır bulundururdum. Çocuklara Küçük Sözler'i hediye ettikten sonra da: "Kardeşim, bu kitabın fiyatı, on beş kişiye okutmaktır" derdi. O tarihlerde 12 Mart 1971 muhtıra dönemi olduğundan ülkede sıkıyönetim idaresi vardı. Refet Ağabeyi evine ziyarete gittiğimde bana Hastalar Risalesi'nden okumamı isterdi. Her gidişimde bir "deva" okurdum. Dinledikten sonra, "Elhamdülillah, şimdi iyi oldum, şifa buldum" derdi. Ziyaret sırasında kalabalık içinde bana: "Ahmet kardeş! Hastalar Risalesi'ni getirdin mi?" diye sordu. Merhum Refet Bey, uzun yıllar İstanbul'da bir camide imamlık yapmış ve pek çok kişiye Kur'ân okumayı öğretmiş.

13 Ocak 2026 01:08

Süleyman Kösmene

Kötülükler İçin Şikâyete Neden Hakkımız Yoktur?

İstanbul'dan Hasan Doğan: " 'Gazze'de insanlık ölüyor. Allah dünyada bu kadar zulüm ve katliamlara niçin izin veriyor?' gibi sorular var. Felsefe de kötülükleri tartışıyor. Nasıl cevap vereceğiz?" Eğer o az şer de gelmesin diye o çok hayırdan vazgeçilirse, o zaman çok şer ve kötülük seçilmiş olur. Oysa parmak kesilmezse el kesilir, kol kesilir, nihayet hayat elden gider; daha büyük şer ve kötülük olur. Çalışması ve mücadele vermesi için de insan bir "kötülerle ve kötülüklerle yarışma meydanında" yaratılmış bulunuyor. Fakat diğer tarafa da kötülükleri koymuştur ki insan mücadele verme görevini unutmasın, durmasın, tembelleşmesin, çalışsın ve bu kötülüklerden uzaklaşarak hayra ve iyiliklere ulaşsın, dünyada başarıyı yakalasın, âhirette Allah'ın rızasına ve Cennete erişsin. Değişik ıztırap hallerinde Allah'a değişik isimleriyle sığınan ve Allah'tan yardım isteyen insan ne kadar sıkıntı çekiyor gibi gözükse de, Allah'ın özel yardım ve şefkatiyle kucaklanmıştır. 2 1- Age., s. 48. 2- Lem'alar, Y.A. Neşr., Germany, 1994, s. 16; Mektubat, s. 48, 49.

13 Ocak 2026 01:02

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.