Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Türkiye İzmir Gibi Yönetilseydi
"Türkiye son 20 yıldır İzmir'i yöneten bir anlayışla yönetilseydi bugün hangi ülkeden söz ediyor olurduk?" sorusu da tam olarak böyledir. Cumartesi günü saat 14.00'te Birlik Vakfı'nda güvenlikten dış politikaya, Türkiye siyasetine uzanan bir çerçevede yaptığım konuşmada bu soruyu özellikle merkeze aldım. Türkiye'de ideolojik sertliğin, radikal tartışmaların, neredeyse kavga havasında geçen panellerin hâkim olduğu bir dönem. "Gazali'de İktisat Teorisi"ni anlatıyordu. Birlik Vakfı bir gençlik hareketi değil; 50-60 yıldır bu ülke için bedel ödemiş, memleket, siyaset ve kültür üzerine söz söyleme ehliyeti olan insanlardan oluşan bir zemin. Bu kritik aşamada Türkiye sahaya sert gücünü sürdü. Türkiye kaybettiği pozisyonu adım adım yeniden inşa etmeye başladı. Bugün Suriye iç savaşından Türkiye-Mısır-Suudi Arabistan-Pakistan yakınlaşmasına, Aden Körfezi ve Kızıldeniz havzasındaki dengelerden Sudan'ın istikrarına, Yemen meselesine kadar uzanan yaklaşık 15 yıllık bir jeopolitik yeniden konumlanmadan söz ediyoruz. Türkiye'nin bugün ulaştığı bölgesel güç kapasitesini ve küresel diplomatik etkinliğini konuşurken, alternatif ihtimalleri de düşünmek zorundayız. Bu soru öncelikle Cumhuriyet Halk Partisi için can yakıcıdır: Yaklaşık 25 yıldır neden iktidara gelemediğinin cevabı, bu zihniyet farkında gizlidir. Eğer bu ülkeyi yönetenler de zamanla Türkiye'yi İzmir gibi yönetenlere benzerlerse mesele bir parti meselesi olmaktan çıkar; doğrudan Türkiye'nin geleceği meselesine dönüşür.
13 Ocak 2026 04:00


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

"Eğlence Ciddi Bir İştir…"
Demiş ki: "Güncel veriler ve sektör araştırmaları, bir ailenin yıllık eğlence ve sosyalleşme için ayırdığı bütçenin 15 bin TL ile 40 bin TL arasında değiştiğini ortaya koyuyor" … 40 bin TL'yi bulan harcama kalemleri içinde sinema, eğlence parkları ve oyun alanları, havuz-aquapark ziyaretleri, spor ve açık hava aktiviteleri ile çeşitli etkinlik ve organizasyonların bulunduğunu altını çizen Nergis Hanım, "15-17 Ocak arasında düzenlenecek ATRAX – Uluslararası Eğlence, Park, Spor ve Rekreasyon Alanları Fuarı ile şehirlerin yalnızca barınma ve çalışma eksenli değil, sosyal yaşamı destekleyen alanlarla birlikte planlanması gerektiği vurgulanacak" demiş. Saygun'u anma gerekçesi… Türk Eğitim Vakfı (TEV), Millî Kültür ve Değerlerimizin klasik musiki alanındaki şahikası olarak gördüğüm Ahmet Adnan Saygun'u, vefatının 35. yıl dönümünde Zincirlikuyu Mezarlığı'nda düzenlenen törenle anmış. Saygun, 1928 yılında hükûmetin müziğe yetenekli gençler için açtığı sınavı tekrarlanması üzerine bu sefer kazanarak devlet bursuyla Paris'te okuma fırsatı bulmuş. Ahmet Adnan Saygun Türkiye'ye döndükten sonra 1934'te Gazi Mustafa Kemal Atatürk kendisinden, İran Şahı'nın Türkiye seyahati sırasında Türk Kültür ve Değerlerinin çağdaş yorumunun bir örneği olarak sergilenmek üzere bir opera bestelemesini istemiş. 1971'de ilk 'Devlet Sanatçısı' unvanı tevcih edilen Saygun, Yunus Emre Oratoryosu, Taş Bebek, Gılgameş, Köroğlu, Kerem, Kumru Efsanesi, Viyolonsel Konçertosu, 5. Senfoni, 2. piyano Konçertosu gibi, eserleriyle millî kültürümüze adını kazımıştır… Türkiye'nin eğitime gönül veren en köklü sivil toplum kuruluşlarından biri olan Türk Eğitim Vakfı'nın (TEV) ise, Saygun'u anması ne kadar muhteşem bir şeyse olsa da bu görevi yerine getirme gerekçesini şöyle ifade etmesi de o derece yadırganıcıdır: "TEV bağışçılarının hatırasını yaşatmaya devam ediyor. Vakfın değerli bağışçılarından biri olarak her yıl saygı ve sevgi ile anılıyor. Saygun, sanata olduğu kadar eğitime verdiği destekle de vakfın değerli bağışçıları arasında yer alıyor" …
13 Ocak 2026 04:00

Bir Kadın Üç Erkek Popstar'a Neden Kimse Dokunmuyor?
Fuhuşla, kumarla, kara parayla, şantajla ve "ünlüler vitriniyle" iç içe geçmiş bir düzen. Ama garip bir eşik var. Bazıları gerçekten şaşırtıyor, bazılarıysa "zaten biliniyordu" dedirtiyor. İlgisi olmadığı ortaya çıkanlar haklı olarak ayağa kalkıyor: "İtibar suikasti yapıldı." Evet, doğru. Öyle gizli saklı isimler değil. Kamuoyunda "bunu bilmeyen yok" denecek kadar bilinen dört figür. İddia değil bu. Sadece "şaşırtıcı" isimleri alıp, asıl merkezleri pas geçerseniz, kamuoyu bunu görür. Bu ülkede "herkesin bildiği ama kimsenin dokunmadığı" alanlar oldukça, bu tür karanlık düzenler kendini yeniden üretir. ////////////////////////////////////////// ÖZGÜRLÜK DİLİYLE KURULAN TUZAK TRUMP VE İRAN GENÇLİĞİ İran sokaklarında yükselen ses, inkâr edilemez biçimde gerçektir. Bunun üzerine daha "sofistike" bir yöntem devreye sokuldu: Özgürlük söylemi üzerinden içerden çözme stratejisi. Ekonomiyi boğ, para birimini çökert, gündelik hayatı zorlaştır; sonra da sokağa çıkan gencin omzuna el koyup "yanındayım" de. "İran halkının yanındayız" cümlesini kurarken, aynı anda İran ekonomisini felç eden yaptırımların altına imza atan bir isimden söz ediyoruz. Yani bir yandan ateşi harlıyor, öbür yandan "neden yanıyorsun?" diye soruyor. Trump'ın ve Washington'daki aklın derdi İran gençliğinin özgürlüğü değil. Eğer öyle olsaydı, Ortadoğu'da destekledikleri rejimlere, krallıklara, darbelere de aynı "özgürlük" hassasiyetiyle yaklaşmaları gerekirdi. Libya'da "özgürlük" dediler, devlet çöktü. Irak'ta "demokrasi" dediler, milyonlar öldü. Suriye'de "halkın yanındayız" dediler, bir ülke harabeye döndü. Şimdi aynı dil, aynı ton, aynı zamanlama İran için devrede. Ve o noktadan sonra özgürlük değil, kaos gelir. Halep'te bugün yaşananlar, ilk bakışta "temizlik operasyonu" başlığıyla okunuyor.. Halep'in bazı bölgelerinde Suriye demokratik güçleri ve özellikle YPG unsurlarına dönük operasyonlar var. Asıl zor olan, "Bu operasyon neden şimdi?", "Kim gerçekten temizleniyor?", "Boşalan alanları kim dolduracak?" sorularını sormak. Masada haritalarla konuşanlar var, vekâlet savaşlarıyla yol alanlar var, "temizlik" söylemiyle alan açanlar var. Bu yüzden YPG'nin temizlenmesi, halk nezdinde bir "kurtuluş" duygusu oluşturuyor. Bugün Halep'te "SDG çekildi" denilen bazı bölgelerde yarın farklı isimler, farklı üniformalar, farklı bayraklar görülebilir. Suriye sahası bu numaraları defalarca gördü. Dün YPG vardı, yarın "yerel meclis", öbür gün "özerk yapı" çıkabilir. Çünkü büyük güçlerin sevdiği bir oyun vardır: Bir örgüt sahadan çekilir, yerine "daha kabul edilebilir" bir yapı konur. Uluslararası kamuoyuna da "sorun çözüldü" denir.
13 Ocak 2026 03:35

Pekin Konsensüsü Ve Çin Komünist Partisi (Çkp)
Washington Uzlaşısı, 1944'te temelleri atılan ve günümüze kadar Batı dünyasının finansal hegemonyasını temsil eden bir olgu. IMF, Dünya Bankası, SWIFT Sistemi ve Dünya Ticaret Örgütü gibi yapıların kurumsal hale gelmesinin üst yapı taslağı olan Washington Uzlaşısı global ekonomiyi 75 yıldan daha uzun süredir domine ediyor. Sovyetler Birliği global ticaret ve ödeme sistemlerinde bir alternatif yaratmada başarısız olurken iktisadi olarak dağıldı. Çin Halk Cumhuriyeti'nin 1978-2025 tarihleri arasında başardığı ekonomik gelişim ABD başta olmak üzere bütün Batılı aktörleri tedirgin ediyor. Yeni Kalkınma Bankası, Asya Altyapı Yatırım Bankası, BRICS, Şanghay İşbirliği Örgütü ve Yeni İpek Yolu Projesi Batı dünyasının hegemon olduğu iktisadi, siyasi ve askeri alanlara meydan okumalar. 2020-2025 tarihleri arasında neredeyse bütün ülkeler iktisadi krizlerle mücadele ederken Çin 5 trilyon doların üzerinde ticari fazla verdi. Askeri ve ekonomik olarak global bir aktör olmaya çalışan Çin Sovyetler Birliğini örneğinde olduğu gibi ABD ile rekabet etmeye başladı. Sonuç olarak ABD'nin iktisadi olarak ilk global meydana okuması Sovyetler Birliği'nin aksine Çin Halk Cumhuriyeti oldu.
13 Ocak 2026 03:34

Sdg Zamanın Neresinde?
Esat da öyle yapmıştı. 8 Aralık 2024, Suriye'de, sadece bir rejimin yıkılmasının değil, durdurulan zamanın kendi mekaniği içinde yeniden işlemeye başlamasının tarihidir. Bu açıdan bakıldığında, Suriye'de zamanı en geriden takip eden SDG. Örgütün başında diktatör anlayışında komutanlar var. Halep, Suriye'de Esat'ın yıkılışı ile sonuçlanan devrim yürüyüşünün önemli bir kırılma noktası idi. Terör artıklarını dışarı attı Halep. Teröristler, sadece Şam hükümetinin silahlı gücüne değil, Halep halkına yenildiler. SDG, Halep'te bütün kurnazlıklarıyla ve küçük hesaplarıyla açığa çıktı. Oysa bölgede müzakereye, görüşmeye en çok ihtiyacı olan SDG. Silahı odağından çıkarması beklenirken, hem silaha yaslanıyor, hem de yaslandığı silahın gücünü abartıyor. Suriye'de şimdi, silahın yerini siyasetin, tehdidin yerini teklifin, çatışmanın yerini temasın, sloganın yerini diyalogun almasının zamanı.
13 Ocak 2026 03:33

Türkiye Kaosu Netliğe Dönüştüren Güç
İttifaklar bir gecede değişiyor, kırmızı çizgiler aynı hafta içinde çiziliyor ve siliniyor, çıkarlar her koordinatta çatışıyor ve her aktör farklı bir güç lehçesi konuşuyor gibi görünüyor. Ve sonra Türkiye denkleme giriyor. Değişkenler kontrolden çıktığında, herkes diğerlerinin önce hareket etmesini beklediğinde, durum o kadar karmaşık hale geldiğinde ki felç tek rasyonel sonuç gibi göründüğünde, Ankara çok sık radikal bir şekilde basit bir şey yapıyor. Ve son birkaç yılda kristal berraklığında netleşen bir şey varsa, o da şu: Her şey imkansız derecede karmaşık göründüğünde, Türkiye genellikle devreye giriyor ve işleri basitleştiriyor. 2025, tarihçilerin zaman çizelgelerinde işaretleyeceği yıllardan biriydi. Esad rejimi 2024 yılının sonunda çöktü ve Suriye'de sonsuz bir kaosa dönüşebilecek bir boşluk oluştu. Bunun yerine Türkiye, sessizce ama kararlı bir şekilde perde arkasında çalıştı. 2026 yılının başlarında sonuçlarını görüyoruz. Dostlar, Türkiye'nin arkalarında olduğunu bilerek rahat bir nefes alıyorlar. Türkiye'nin ordusu dünyanın en büyük ordusu değil—Global Firepower'a göre 2025 yılında küresel olarak 9. sırada—ancak bölgede erişim ve hazırlık açısından eşsiz. Türkiye hala diğer tüm ülkelerden daha fazla mülteciye ev sahipliği yapıyor—Suriye ve ötesinden milyonlarca insan, zor zamanlarda mümkün olduğunca topluma entegre ediliyor. Doğu Akdeniz'de gerilimlerin kaynadığı, Gazze'deki belirsizliklerin ve enerji ve güvenlik hakkındaki büyük soruların olduğu 2026'ya doğru ilerlerken, bir şey kesin gibi görünüyor: bölgenin, yok etmeden durumu basitleştirebilecek aktörlere ihtiyacı var. Türkiye bunu yapabileceğini gösterdi - kararlı, insancıl ve etkili bir şekilde.
13 Ocak 2026 03:32

Türkiye'nin En Büyük Problemi Nüfus Artış Hızı
Cumhurbaşkanı Erdoğan İstanbul'da katıldığı bir programda üç çocuk vurgusu yaptı: "Biliyorsunuz devamlı söylediğim bir söz var; 'en az üç çocuk' diyorum. Bu tabii güçlü bir ailenin olmazsa olmazı. Neslimizi çoğaltmamız lazım. Bu neslin artması lazım. Bu tabii bizim arzumuz değil, Rabbimizin emri. Sevgili Habibinin bizlere sürekli olarak tavsiyesi. 'Diğer toplumlara karşı ümmetimin çokluğuyla iftihar ederim' diyor Peygamberimiz. Öyleyse bunun yerine gelmesi lazım. Bunun için de biz 'aile' derken buradan hareket ederek geçtiğimiz yılı 'Aile Yılı' olarak ilan ettik. Ve Aile Yılı olarak bu adımı atmamızın da esbab-ı mucibesi; özellikle bir halkı Müslüman olan topluluk olarak bunu hiç tereddütsüz, bu nesli ülkemizde çoğaltalım istiyoruz." Üç çocuk meselesi Erdoğan'ın ilk iktidara geldiğinden beri sürekli dillendirdiği bir konu. Kendisini aradım, özetle; "nüfus artış hızını artırmak için orta sınıfı güçlendirmek, köy yaşamını cazip hale getirmek gerekir. Sorunun görünümündeki yansımalara odaklanırsanız meselenin esasını kaybedersiniz. Trafik kazaları fazla diye trafik cezalarını artırmak trafik kazalarını azaltmaz. Kadının eğitim hayatının artması, istihdamının artması doğurganlık oranını dünyanın her yerinde düşürür. İsrail hariç, orada ciddi teşvikler uygulanıyor. Bizim anaokulu ile ilgili projemiz vardı, nitekim zorunlu olmadığı halde ciddi artışlar kaydettik." şeklinde Prof. Dr. Mahmut Özer Hoca'nın görüşlerini de almış oldum. Erhan Hoca özetle; "bizim kısa bir süre içerisinde nüfus artış hızını artırmamız mümkün değil. Orta Asya'da Türk soylulardan getirerek nüfusumuzu artıralım." şeklinde görüşü de var. Bir ülkenin de "düzensiz göç" alması problem. Bir ülkenin mevcut nüfusunu koruması için kadın başına 2,1 doğum oranına — buna nüfusun yenilenme oranı da deniyor — ihtiyaç var. Bizde bu oran 1,51'e düşmüş durumda. Terörsüz Türkiye kapsamında 27 Şubat'taki PKK terör örgütünün kurucusunun tüm gruplara fesih konusunda çağrısı vardı. Bazıları "bu çağrı YPG/SDG'yi kapsamıyor." şeklinde olayı sabote etmeye çalıştılar. Suriye'deki SDG, 10 Mart mutabakatına imza attı. 100 kişilik silahlı grup söylemi, olsa olsa ABD'den para koparmak için kullandıkları bir argüman olabilir ama saha gerçekleri böyle değil.
13 Ocak 2026 03:31

Mi'racın Sırr-ı Lüzumu Nedir?
Bu sırr-ı azîmin Dört Esası var: Meselâ, deniliyor ki: "Cenab-ı Hak [Ona şah damarından daha yakın (Kaf Suresi: 16)]'dır, her şeye her şeyden daha yakındır, cisimden, mekândan münezzehtir. Her velî, kalbi içinde Onunla görüşebilir. Neden dolayı velâyet-i Ahmediye (asm), Mi'rac gibi uzun bir seyahatin neticesinden sonra, her velînin kendi kalbinde muvaffak olduğu münâcâta muvaffak oluyor?" Elcevap: Şu sırr-ı gàmızı iki temsil ile fehme takrîb ediyoruz. On İkinci Söz'ün sırr-ı i'câz-ı Kur'ân ve sırr-ı Mi'rac hakkında olan şu iki temsili dinle: - Birinci Temsil: Bir sultanın iki çeşit mükâlemesi, sohbeti, görüşmesi vardır; iki tarzda hitabı, iltifatı vardır. Sözler, 31. Söz, s. 633 evâmir: emirler, kanunlar. Hâlık: yaratıcı, Allah. Mâlikü'l-Mülk-ü Ve'l-Melekût: görünen ve görünmeyen her şeyin tek sahibi olan Allah.
13 Ocak 2026 01:11

"Refet Bey"le Geçen Günlerimiz
Merhum Refet Bey çok mütevazı bir kişiliğe sahipti. İhlâs Risalesi'nde "Mesleğimizin esası uhuvvettir. Peder ile evlat, şeyh ile mürid arasındaki vasıta değildir" der ve hakikî kardeşlik vasıtalarına vurgu yapar. Refet Ağabey kendisini ziyarete gelen küçük çocuklara "Küçük Sözler"i hediye etmeyi ihmal etmezdi. Bana da: "Kardeşim! Bu kardeşlere benim namıma birer Küçük Sözler hediye et" derdi. Ben de yanımda Küçük Sözler'i hazır bulundururdum. Çocuklara Küçük Sözler'i hediye ettikten sonra da: "Kardeşim, bu kitabın fiyatı, on beş kişiye okutmaktır" derdi. O tarihlerde 12 Mart 1971 muhtıra dönemi olduğundan ülkede sıkıyönetim idaresi vardı. Refet Ağabeyi evine ziyarete gittiğimde bana Hastalar Risalesi'nden okumamı isterdi. Her gidişimde bir "deva" okurdum. Dinledikten sonra, "Elhamdülillah, şimdi iyi oldum, şifa buldum" derdi. Ziyaret sırasında kalabalık içinde bana: "Ahmet kardeş! Hastalar Risalesi'ni getirdin mi?" diye sordu. Merhum Refet Bey, uzun yıllar İstanbul'da bir camide imamlık yapmış ve pek çok kişiye Kur'ân okumayı öğretmiş.
13 Ocak 2026 01:08

Kötülükler İçin Şikâyete Neden Hakkımız Yoktur?
İstanbul'dan Hasan Doğan: " 'Gazze'de insanlık ölüyor. Allah dünyada bu kadar zulüm ve katliamlara niçin izin veriyor?' gibi sorular var. Felsefe de kötülükleri tartışıyor. Nasıl cevap vereceğiz?" Eğer o az şer de gelmesin diye o çok hayırdan vazgeçilirse, o zaman çok şer ve kötülük seçilmiş olur. Oysa parmak kesilmezse el kesilir, kol kesilir, nihayet hayat elden gider; daha büyük şer ve kötülük olur. Çalışması ve mücadele vermesi için de insan bir "kötülerle ve kötülüklerle yarışma meydanında" yaratılmış bulunuyor. Fakat diğer tarafa da kötülükleri koymuştur ki insan mücadele verme görevini unutmasın, durmasın, tembelleşmesin, çalışsın ve bu kötülüklerden uzaklaşarak hayra ve iyiliklere ulaşsın, dünyada başarıyı yakalasın, âhirette Allah'ın rızasına ve Cennete erişsin. Değişik ıztırap hallerinde Allah'a değişik isimleriyle sığınan ve Allah'tan yardım isteyen insan ne kadar sıkıntı çekiyor gibi gözükse de, Allah'ın özel yardım ve şefkatiyle kucaklanmıştır. 2 1- Age., s. 48. 2- Lem'alar, Y.A. Neşr., Germany, 1994, s. 16; Mektubat, s. 48, 49.
13 Ocak 2026 01:02