Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Kaldık Mı Yine Biz Bize Diz Dize?
"Dostum Trump" Ankara'ya gelmeden önce, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı çok mutlu edecek müjdeden söz edip durmuştu. Ankara'ya gelen NATO üyesi siyasi liderler ile görevli resmi temsilcilerinin beklentilerine dönük sınırsız çabalarından hangi ölçeklerde mutlu edilebildiklerini öngörebilme şansımız yok. Aklıma artık yaşıyor olmadıkları için "Ruhları şad olsun" diyerek en üst katlarda görevde gezilere katılmış büyüklerimizden, hanım ya da beylerimizin seçmeleri için saraylarda yaşanılan ülkelerde, şeker gibi uzatılan kıymetli taşları alırken "Bu bana, bu kızıma, bu da gelinime..." denilerek alındıkları örneklerle de yüzleşmiştik. Gerçi sonrası yetkili açıklamaları ile ikram edilmiş kıymetli taşların, alındıkları ülkelerin sultanlıklarına geri verildikleri açıklamaları da yapılmıştı. Şimdi ise güncel son yaşanmışlıklar üzerinden, sözün özü ile Ankara'daki NATO toplantısının maliyetleri üzerinden, tüm alanların uzmanlarının görevlerini yapma sorumlulukları olmalı.
11 Temmuz 2026 04:00

Militarizm Ve Faşizm
Militarizm ve faşizm genelde paralel bir biçimde gelişen ve birbirini besleyen hareketlerdir. Türkiye'de AKP iktidarı döneminde gelişen faşizm, teokratik bir faşizm, başka bir deyişle dincilik ve mezhepçilik temelli bir faşizm olarak da nitelendirilebilir. AKP-MHP iktidarının ve işbirlikçilerinin "beka meselesi", "devlet aklı" ve "derin devlet" söylemleri, faşizmi besleyen militarizmin yüzeydeki yansımalarıdır. NATO bu nedenle hem Türkiye gibi NATO üyesi olan ülkelerde hem de NATO üyesi olmayan ülkelerde demokrasinin var olup olmadığıyla ilgilenmez. NATO kendi çıkarına hizmet eden diktatörlükleri de destekleyen militarist bir örgüttür. NATO, Avrupa Birliği ülkelerini asimile etmektedir, Avrupa Birliği ülkeleri, NATO bağlamındaki çıkarlarını, Avrupa Birliği'nin kuruluş değerlerinin üzerinde tutmaktadır.
11 Temmuz 2026 04:00

Susmak-konuşmak
Oktay Akbal 1987'de çalışmaya başladığım Cem Yayınevi'nde yayımlanan kitaplardan olan Susmak mı Konuşmak mı?'daki yazılarında susmanın boyun eğmek olduğunu söylüyordu. Aziz Nesin'in "Sus, Konuşma" yazısı geldi aklıma (Nutuk Makinesi): "1915'te doğdu. Evde ağlayamazdı. Hemen annesi, ' Sus!' diye paylardı. Gülemezdi, bağıramazdı. Babası, ' Sus!...' diye azarlardı. Misafir gelince, 'Ayıptır, sus!' derlerdi. Yabancı kimse yokken de evdekiler, 'Başımı dinleyeceğim, sus!' derlerdi. Yedi yaşına kadar bu, böyle sürdü. İlkokula gitti. Derste bir şey soracak olsa öğretmeni, 'Sus!...' diye çıkışırdı. Derse kalksa, 'Ne sorulursa onu söyle, çok konuşma!...' derdi öğretmenleri. On iki yaşına kadar da böylece sürdü. Ortaokula gitti. Ağzını açacak olsa, büyükleri, 'Her lafa karışma!' dediler. Müdür, 'Söz gümüşse, sükût altındır!' vecizesini öğretti. Türkçe öğretmeni, 'İki dinle, bir söyle... Bak, iki kulak, bir ağız var!...' dedi. 'Sus!... Sesini kes!... Çok konuşma!...' On beş yaşına kadar böylece sürdü. Liseye gidiyordu. Burada öğrendiği en güzel şey: 'Essükütü hayrün mineddırdır' sözü oldu. Yani'Susmak, dırdırdan hayırlıdır.' 'Çok konuşma!... Sus!... Kes sesini!...' On dokuz yaşına kadar böylece sürdü. Üniversiteye girdi. Evde, 'Büyüklerin yanında konuşulmaz!' diye öğretiyorlardı. Annesi, 'Söz büyüğün, sus küçüğün!' diyordu. Profesör bir gün ona, 'Dilini tut!...' demişti. Yirmi üç yaşına kadar böylece sürdü. Askere gitti. Onbaşısı, 'Sus len!...' diye bağırdı. Çavuş, 'Dırlanma!' diye azarladı. Yüzbaşı, 'Pısss!... Sısss!...' dedi. Karakola çağırdılar. Polis, 'Çok konuşma!' dedi. Komiser, 'Sus be!...' dedi. İşe girdi. Arkadaşları, işaret parmaklarını dudaklarına koyar, 'Şışşşt!' derlerdi. ' Aman şışşşt... Aman sus, aman başın derde girer. Aman haaa!...' 'Sen her şeye burnunu sokma!...' derlerdi. 'Sen anlamazsın... Sana mı kaldı... Sen sus...' Evlendi. Karısı, 'Aman sus... Sen karışma!...' derdi. Sonra çocukları oldu. Büyüdü çocukları, 'Sen sus baba!... Çakmazsın bu işlerden...' demeye başladılar. Bu adam, biraz benim, biraz sizsiniz, biraz hepimiziz. Eskiden kadınlar, kocalarına kendilerine dırdır etmesinler, çok konuşmasınlar diye eşek dili yedirirlerdi. O inanışa göre, eşek dili yiyenlerin sesi çıkmazdı. Bize de sanki eşek dili yedirmişler. Arayın bakalım, ağzınızda diliniz var mı? Dilimizi yutmuşuz. Dilimizi içimize sokmuşuz. Ağzımız var; dilimiz yok. Şimdi bu biraz bana, biraz size benzeyen adam söz hürriyeti istiyor. Konuşacak. Ama ona, 'Sus!...' diyorlar. İçimden, 'Konuş... Konuş... Konuş be!...' diye bağırmak geliyor. Ama ne konuşacağız, nasıl konuşacağız? Dilimiz nerede?" Pablo Neruda "Buğdayın Türküsü" nü yazmıştı: "Halkım ben, parmakla sayılmayan/ Sesimde pırıl pırıl bir güç var/ Karanlıkta boy atmaya/ Sessizliği aşmaya yarayan -- Ölü, yiğit, gölge ve buz, ne varsa/ Tohuma dururlar yeniden/ Ve halk, toprağa gömülü/ Tohuma durur bir yerde/ Buğday nasıl filizini sürer de/ Çıkarsa toprağın üstüne/ Güzelim kırmızı elleriyle/ Sessizliği burgu gibi deler de -- Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde." Niemüller'in "Susma, sustukça sıra sana gelecek" sözünün sloganlaşması boşuna değildi.
11 Temmuz 2026 04:00

'Özgürlük Tam Olmalıdır, Her Alanda Ve Herkes İçin' - Cevat Bayrak
Felsefeci, dilbilimci, eleştirmen, şair ve sanat tarihçisi Doç. Dr. Mustafa Bedrettin Cömert bundan 48 yıl önce, 11 Temmuz 1978'de Ankara'da sabah saatlerinde alçakça düzenlenen silahlı saldırı sonucu öldürülmüş; eşi Maria ise ağır yaralanmıştı. "Bir yazarı, bir sorunu açarak; anlayışımıza, beğenimize ışık tutan, yazı ve yapıtlarıyla bilgilerimize yeni şeyler ekleyen değerli eleştirmenlerimiz var. Ama hemen hepsinde çok önemli bir de eksik görülüyor: Eleştiri sorunları bakımından çağdışı kalmış olmaları... Evet, eleştiri gerçekçi olmalıdır ama kaba ve kolaycı bir gerçekçilik, toplumcu eleştiriye ancak zarar verir. Toplumcu eleştiri, hiçbir güçlükten kaçmayan, önüne çıkan her sorunu, her ayrıntıyı ciddi bir sorun kabul edip onu çözecek en sağlam ve gelişmiş araştırma yollarını arayan, amacına ulaşmak için hiçbir yolu ve aracı küçümsemeyen eleştiridir... Eleştirinin geleceğinin gerçekçi ve diyalektik görüş ve uygulamada olduğu kesindir artık. Bir yapıtı anlamak için tek başına araştırma yeter mi acaba? Öyle olsaydı, iyi eleştirmen olmak için akademik olmak yeterdi. Eleştirmenin, eleştirmen olmadan önce iddiasız, alçakgönüllü, sevgi ve coşku dolu bir okur olmasını bilmesi gerekir... Çağdışılık, hepimizi yutmak için pusuda bekliyor. Kişisel kurtuluş yok bunda." (s.223-228) Cömert, devrimci sözcüğünün kapsamının kolayca belirlenememesi, her yana çekilebilen bir etiket olma durumu, eylemin gerçek içeriğini ve bu eylemin kaçınılmaz tabanını sınıfsallıktan uzaklaştırma ve sanatın kendisinin unutulmasına yol açma tehlikesi nedeniyle "devrimci sanat" nitelemesine katılmadığını belirtir: "Bu nedenle, daha köklü bir ayrımdan yola çıkarak devrimci sözcüğünü başka bir nitelemeyle değiştirmenin zorunluluğuna inanıyorum. Böyle bir değiştirme hem sanatın özgüllüğüne hem de sınıfsallığına daha uygun düşecek." Cömert'e göre sanatçılık bilgi ve bilinçten önce bir yetenek (işçilik) sorunudur ve şöyle der: "Yaşadığımız sınıflı toplumlarda ancak şu iki sanatsal ayrımı yapabiliriz: 1- Kentsoylu gerçekçi sanat görüşü (kapitalist azınlığın görüşü). 2- Toplumcu gerçekçi sanat görüşü (toplumcu ideolojinin sanatı). Toplumculuk, toplumsal nitelikli sorunların yapıta sokulması değildir, bireysel sorunların işlenmemesi de değildir. Gerçek toplumcu sanat insanı, birey-toplum bütünlüğü içinde görüp yansıtabilen sanattır. Toplumculuğun özü içerik değil yöntemdir. Toplumcu gerçekçi sanat ilericidir, iyimserdir, iç açıcıdır, umutlandırıcıdır, atılgandır, araştırıcıdır. Ama her şeyden önce kolay değildir." (s.351,353) Özellikle plastik sanatlar ve edebiyat eserleri üzerine yaptığı nesnel değerlendirmeleriyle toplumcu gerçekçi eleştiri geleneğimizin (bazı konularda farklı değerlendirmeler yapsalar da yakın arkadaşı Asım Bezirci ile birlikte) önemli temsilcilerinden birisi olan Bedrettin Cömert'e göre sanat ve düşünce tek başına devrim yapamaz, devrime ortam hazırlar. KAYNAKÇA: 1- Bedrettin Cömert, Eleştiriye Beş Kala, Deki Yay., 2007. 2- Bedrettin Cömert, Kalmasın Ellerim Sizlerden Uzak, Deki Yay., 2007.
11 Temmuz 2026 04:00

İki Olay Ve Biz...
İkincisi "NATO zirvesi" isimli toplantıya katılmak üzere bazıları NATO'yla uzaktan bile ilgisi olmayan 32 ülkenin cumhurbaşkanı veya başbakanını Ankara'da ağırlamamıza imkân veren iki günlük toplantılardı. Bunu da görünür kılan sorun, NATO üyesi ülkelerin NATO'nun savunma sorunlarını ABD'nin sırtına yükleme kolaycılığından vazgeçmek için her yıl milli gelirlerinin artık yüzde 2.5'ini değil, yüzde 5'ini savunma giderlerini karşılamak için ayırmaya söz vermeleriydi. Örneğin, Türkiye'ye aziz dostu "Tayyip Erdoğan'ı mutlu edecek kadar eli dolu gideceğini" söylemişti. Bu sözler başta iktidar çevreleri olmak üzere bazı kesimleri çok heyecanlandırmış, "Trump F-35 savaş uçaklarının Türkiye'ye satılmasını engelleyen kararı kaldıracak" yorumlarına yol açmıştı. Trump Türkiye'ye geldikten sonra da aynı sözleri Erdoğan'a da söylemiş olmalı ki Erdoğan beş adet F-35 alacağımızı söyledikten bir gün sonra Trump bu konuyu soran gazetecilere "Düşüneceğiz" dedi. Bir de Ankara halkına yaklaşık bir haftalık acımasızca sıkıntılı bir "açık hapishane" hayatı yaşattı.
11 Temmuz 2026 04:00

Yeni Bir Heyecan!
Bugün CHP'nin seçilmiş genel başkanı Özgür Özel 'le hareket eden delegelerin olağanüstü kurultay istemiyle topladıkları 833 imzayı toplamak üzere harekete geçmelerinin üzerinden bir ay geçti. Buna yargının vereceği yanıt büyük olasılıkla şu olacak: "Bölge adliye mahkemesi bir karar vermiştir. Bu kararın Yargıtay aşaması sonuçlanmadan bir karar verilemez!" Bu eşik de aşıldıktan sonra adli tatilin başlayacağı 20 Temmuz son aşama olarak görünüyor. Öteki 7 ilde başkanlar belirlenmiş görünüyor. Eskişehir'den Zonguldak'a Özel'in gittiği illerde belediye başkanlarının çoğu il başkanı ile birlikte karşılama heyetindeydi. Şöyle: Özel'i destekleyenler: 90 (yüzde 67.2) Kararsızlar: 15 (yüzde 11.2) Üçüncü yol diyenler: 5 (3.7) Kılıçdaroğlu'nu destekleyenler: 24 (yüzde 17.9) Önceki gece itibarıyla Özel ekibinin saptaması böyleydi! İl başkanlarının WhatsApp grubunda her ilin milletvekili için yapılan değerlendirmede Özel'e destek tahmini 99 milletvekili çıkmış! *** Bazen büyük krizler büyük fırsatlar doğurabilir.
11 Temmuz 2026 04:00

Ortadoğu Nato'su 2.0
Ankara'da toplanan 36. NATO Liderler Zirvesi'ne büyük anlamlar yüklenmişti. İddialı olsun diye de bu toplantı, gayrıresmi olarak "NATO 3.0" diye adlandırılmıştı. Bu fırçanın etkisiyle Avrupalı müttefikler, "Savunma harcamalarımızı emrettiğiniz üzere artırıyoruz efendim" demek dışında gıkını bile çıkaramadı. F-35 içinse "Allah kerim" mealinde bir şeyler söyledi. Tabii ki İran'a karşı. II. Dünya Savaşı'ndan sonra, İngiltere'nin Ortadoğu ülkeleriyle kurduğu ittifaklar ve üs anlaşmaları artan Arap milliyetçiliğinin tehdidi altınaydı. İngiltere, Ortadoğu'da içinde Türkiye'nin de olacağı bazı Arap devletleriyle birlikte bölgesel bir savunma örgütü kurmak istiyordu. Ama İngiltere tarafından başlatılan iki Ortadoğu savunma önerisi Arap ülkeleri tarafından reddedildi. Bu kez Eisenhower Doktrini adı altında ABD tarafından desteklenen "Kuzey Kuşağı" savunma konseptini geliştirdi. Türkiye ve Pakistan ile Arap ülkelerinin katılacağı savunma işbirliği sağlayan bir anlaşma ile Ortadoğu'da Sovyetler'in bölgede güç kazanmasının önüne geçilmek istendi.
11 Temmuz 2026 04:00

Abd'nin Saadet Zinciri
Oysa 2021'de Brüksel'de 79, 2022 Madrid'de 22, 2023 Vilnius'ta 90 ve 2024'te Washington'da 38 maddeydi. Kısa sonuç bildirisindeki "50 milyar dolarlık silah anlaşması" odur. Anlaşmaya göre Güney Kore, "NATO ortak savunma tedarik pazarına" erişebilecek ve 10 milyar dolarlık silah alabilecek. ABD hem bu ülkelere silah satarak onları Çin'e karşı üs haline getiriyor hem de bu ülkelere silah satışında "parça üretimi" ile pay alan NATO üyelerini "Asya NATO'su" konusunda adım adım ikna etmeye başlamış oluyor. Emekli ABD Deniz Kuvvetleri Subayı Gary Tabach'ın F-35 ile ilgili İsrail basınına söyledikleri açıklayıcıdır: "İsrail olmadan F-35 uçmaz. F-35'in elektronik sistemlerinde, kaskında ve kanatlarında İsrail'de üretilen önemli parçalar var. Eğer F-35 bir gün Türkiye'ye satılırsa, Türkiye İsrail'e iyi davranmak zorunda kalır. Aksi halde uçakları uçmaz." (i24 news, 8.7.2026) "Türkiye F-35 alır ve uçurmak isterse, İsrail'le anlaşmak zorunda kalır" cümlesi eksik bir doğrudur. Çünkü daha doğrusu şudur: "Türkiye F-35 alırsa, ABD'nin belirlediği sınırlar içinde uçurabilir." Çünkü silahlar artık yazılımdır ve F-35 Amerikalı pilotuyla birlikte gelmektedir. "NATO silah pazarına erişim" tuzağı üzerinden NATO üyelerini ABD silahlarına bağlamak, Washington açısından çok değerli bir kazanımdır. "NATO silah pazarına erişim" tuzağı, bir ülkenin ulusal silahlanma ve savunma bağımsızlığını sınırlamanın tuzağıdır.
11 Temmuz 2026 04:00


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Fatih'in Cenazesini Unutan Hırs
ABD başkanından "Güçlü lider, her istediğimi yapıyor" sözlerini bir kez daha duyabilmek, övgüler alabilmek, Saray'daki iktidarlarını kayıtsız koşulsuz sürdürebilmek için verilmeyecek ödün bırakmıyorlar. Değerli tarihçimiz İsmail Hakkı Uzunçarşılı, 1975'te Türk Tarih Kurumu'nun Belleten'inde yayımlanan "Fatih Sultan Mehmed'in Ölümü" adlı makalesinde böyle bir örnekten söz eder: Fatih Sultan Mehmet, Memlük Devleti üzerine yürümek için yola çıktığı Gebze'de Mayıs 1481'de ölür. Baltacılar Kethüdası Kasım'ın, Sultan Bayezid'e sunduğu belgede, Fatih Sultan Mehmed'in cesedinden yükselen koku nedeniyle kimsenin yanına yaklaşamadığı kaydedilir. Tarihsel gerçeklerle ilgili titiz kitap çalışmaları ile tanınan gazetemizin imtiyaz sahibi Dr. Alev Coşkun, CHP'nin kuruluşunun 4 Eylül 1919'da başlayan Sivas Kongresi olduğunu belirlemiştir. Sivas Kongresi'nde, AKP'nin milli eğitim bakanının "neyin kurtuluşu" olduğunu bilmediği bağımsızlık savaşının yürütme organı olan Heyet-i Temsiliye, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin üst kurulu haline gelmişti. O "Heyet-i Temsiliye Kasası" makbuzunun üstünde "İstiklal İrade-i Milliyenin Hâkimiyetiyle Kaimdir" yazısı yer alır. Yani, günümüz Türkçesiyle "Bağımsızlık ulus istencinin egemenliğiyle var olur" vurgusu yapılan tarihsel belgeyi, bugün CHP'nin başına Saray tarafından atanan butlancılar görsün diye yayımlıyoruz.
11 Temmuz 2026 04:00


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Affedersin Yoldaş... Ne Olur Diren!
"Asmin, üç bin metre doruklarda açan bir dağ çiçeğidir" diyor Ahmet Abi. "Bir de Çetin Öner 'in annesinin adı..." Kocaman bir gülümseme dudaklarımda... "Bu şiir Çerkes kardeşliği için mi yazıldı?" diye soruyorum. (Bilenler bilir Ahmet abi Çerkestir. Yine de 12 Eylül'ün uzun süren kışı artçılarıyla sürüyor. Ahmet abi, "Su çürüdü" demiş, "Adımdan gayrısını bilmiyorum" u da ekleyerek... Bu yüzden belki de şiirimizin hayatı savunan en güçlü şiirlerinden biridir, büyük bir itirazdır yaşamın sesini yok edenlere, "Su çürüdü". *** Bu şiirin yazıldığı tarihten neredeyse on yıl kadar sonrasında bir zaman dilimi söz açtığım... "Kumrular Sokağı hüzzamdı bir zamanlar/ Kale'ye rast vaktinde çıkılırdı/ Gariptir, Sezenler'deki hanende/ Çekip gitti Sargut'tan bir ay önce" dizelerindeki gibi, gözlerde o bir daha dönülemeyecek hazin günlere ait hüzün var. Benjamin'in, "Umut dediğimiz şey umutsuzlar adına bir beklentidir aslında" sözüne özenle yaslanmışız. Ahmet abi de 1402'lik olduğu için atıldığı işine dönmüş, emekli olmuş. O da Ulus Baker' le yaptığı "Vicdan: Romantizmin Ruhu" söyleşisidir. *** Ahmet abiyi düşününce önce aklıma Elsa Triolet' in çok sevdiğim romanı "Beyaz At" ta Michel Vigaud'un öyküsü gelir. Böyle durumlarda hep şöyle der: "Füme et haline gelmek istemiyorum ben." Oysa gizliden gizliye bir kahraman kişiliği taşımaktadır içinde. Ama bunun nasıl olacağını bir türlü bilemez: "Ne biçim dünya bu! Ne kurtaracak şehir kaldı ne öldürülecek bir ejderha! Allah'tan ki yollar var, bir de onlar olmasa..." Bir kez çıkar o fırsat önüne. Kurtardığı asker daha sonra şöyle anlatacaktır olayı: "Tam o sırada, birisinin, bana yardım için koştuğunu gördüm: Michel Vigaud'ydu bu... Bana yardım etmek için koşuyordu ve aynı zamanda patlayan bir bombayla üzerime yıkıldı kaldı. O durmadan kan kaybediyordu, beni suluyordu kanıyla ve ben, can çekişmekteydim. 'Affedersin!' diyordu arada bir. 'Affedersin yoldaş'" *** Bu söz anlatır Ahmet abiyi: "Affedersin yoldaş!" Geçtiğimiz yıl Ankara'da Bilim Sanat Edebiyat Derneği oluşumunda Ahmet Aydın'a; "Yeni dernek kuracağımızı haber vermek için Eren'i sen ara. Ben ararsam kendini zorunlu hisseder" deme inceliğini göstermiştir yine. "Korkudan midem yandı sanki" diyorum. Yıllar önce "Bakışın Senin" kitabını elime aldığımda tek dizeye takılıp kaldığımı söylüyorum: "ve, ülkem beni terk etti." "Öyle mi gerçekten?" diyorum. Üstelik bir başka dize, "ölüm de kaybediyor haysiyetini" İçinde kıvranıp kalmış, her şeyin anlamsızlaştığı günler içinde hemhal olmuşken... *** Ahmet abi yaşam için direniyor.
11 Temmuz 2026 04:00