×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Berk Mühürdaroğlu

Perakendenin Gümüş Yılı

06 Haziran 2026 00:30

​Perakende dünyasının nabzını tutan, sektörün pusulası kabul edilen Perakende Günleri, bu yıl tam 25. 3-4 Haziran tarihlerinde Haliç Kongre Merkezi'nin tarihi atmosferinde gerçekleşen bu buluşma, sadece bir etkinlik değil, aynı zamanda Türk perakendeciliğinin son çeyrek asırdaki evriminin de bir belgesi niteliğindeydi. Bu ikilem, aslında sektörün bugününü özetliyor: Köklerine sadık kalarak, dijitalin sunduğu sınırsız imkanlara uyum sağlamak ​İki gün boyunca süren oturumlarda;​Omnichannel (Çok kanallı) deneyimlerin artık bir tercih değil, zorunluluk olduğu,​Yapay zekâ tabanlı kişiselleştirmenin müşteri sadakatini nasıl yeniden tanımladığı,​ sürdürülebilirliğin, sadece bir "kurumsal sosyal sorumluluk" değil, artık bir varoluş mücadelesi haline geldiği vurgulandı. ​Bu yılki Perakende Günleri'nden çıkarılacak en net ders şuydu: "Ürün satmak" dönemi çoktan kapandı; artık "anlam ve deneyim satmak" dönemi başladı. ​ Perakende Günleri, 25. ​2. Sürdürülebilirlik: Bir Tercih Değil, Bir Yeterlilik Belgesi ​Yılın en çok vurgulanan konularından biri, "Yeşil Perakende" oldu. ​3. Fiziksel Mağaza: Deneyim Tapınakları ​Bir dönem "mağazalar kapanacak" korkusu hakimdi; ancak Haliç Kongre Merkezi'nde konuşulan vizyon, fiziksel mağazaların birer "deneyim merkezine" (Experience Centers) dönüştüğü yönündeydi.

Ali Demir

Esrâr-ı Gaybiye-i Kur'âniyenin Mühim Bir Miftâhı: Rumûzât-ı Semâniyede Tevafukat Bahsi -2

06 Haziran 2026 00:29

"Latif ve yüksek ve şüphesiz bir tevafuk" üst başlığı ile başlayan Yirmi Dokuzuncu Mektubun Sekizinci Kısmı olan Rumûzât-ı Semâniyenin Birinci Remzi, Üstad Hazretlerinin Birinci Cihan harbinde cephede, at üstünde Arapça telif ettiği, yaklaşık iki buçuk senelik Rus esaretinden İstanbul'a döndükten sonra 1918 yılında bastırılan ilk orijinal (Arapça) İşârâtü'l-İ'caz eserinde basım tarihinden yaklaşık 15 sene sonra "... tevafuk suretinde latif bir işaret-i i'caziyeyi gördük." dediği Elif, te, lam, mim, vav ve lam elif gibi harflerle ilgili tevafuklar, beş küçük remiz ile, izah edilmektedir. Bu Küçük Birinci Remzin sonunda, harflerin ve rakamların denk düşmesi, uygun gelmesindeki sırrı ve esas maksadın ne olduğunu şu cümle ile özetliyor: "Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyan'ın tefsiri, elbette i'cazının cilvesine ayine olur." (Rumûzât-ı Semâniye, s. 87.) Küçük İkinci ve Üçüncü Remizler: Bu kısımlarda Kur'ân ve Lafzullah kelimeleri ve harflerine ait tevafuklar anlatılır: "Matbu baskılı tefsirin diğer bir tevafuku" olarak da, kitabın tamamında 181 adet "Kur'ân" lafzı bulunduğu ve bunların 99 adedinin sayfalarda, diğer bir kısmının da başka sayfalardaki Kur'ân lafzına tevafuk ettiğini beyan eder. Küçük Dördüncü ve Beşinci Remizler: "Vav" ve Kur'ân-ı Hakîm'de Lafzullah ile yapılan yemin ekseriyetle "te" ile başladığından, "te" harflerinin tevafukatının acip bir sırrının açıklandığı bu bölümlerde, Risale-i Nur hizmetinin mazhar olduğu inayet nakledildikten sonra, keşfettiği tevafukatı bir çeşit inayet olarak anlayan Üstad sözü İşârâtü'l-İ'caz tefsirine getirmiş ve "Biz onun için İşârâtü'l-İ'caz tefsirindeki tevafukat-ı harfiyeye ehemmiyet veriyoruz."(Rumûzât-ı Semâniye, s.91) demekte ve "vav" ile "te" harflerinin tevafuklarını anlatmaktadır.

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Prof. Dr. D. Murat Demiröz

İmparatorluk Kurmanın Bedeli: Fatih'in Ardından Neden Bayezid Geldi?

06 Haziran 2026 00:15

Fatih'in bir askeri ve örgütçü deha olduğu tartışılmaz. Fatih olmasaydı bugünkü Türkiye de, bugün bildiğimiz haliyle Türk – Osmanlı medeniyeti de olmazdı. Her büyük kurucu iktidar, eski düzeni yıkarak yeni bir devlet kurar; fakat bu yıkım savaş, vergi, kamulaştırma, enflasyon, hukuki baskı ve toplumsal rıza kaybı üretirse, toplum sonunda yeni bir Fatih değil fakat barışçı ve filozof bir Bayezid ister. Fatih Sultan Mehmet Han, Osmanlı tarihinin en büyük kurucu hükümdarıdır. Şimdi aynı dönemin öteki yüzüne bakmak gerekir. Çünkü Fatih dönemi yalnızca fetihlerin, medreselerin, kanunnâmelerin, topların ve imparatorluk ihtişamının dönemi değildir. Fatih'in saltanatı neredeyse kesintisiz bir seferler dönemidir. Fatih'in çağında da mesele büyük ölçüde buydu. Fatih'in en önemli tarihsel hamlelerinden biri, Osmanlı devletini gerçek anlamda merkezî bir imparatorluk haline getirmesidir. Fatih'in kurduğu merkezî imparatorluk modeli, bu alanları devlet lehine daraltmıştır. Başka bir ifadeyle, Fatih Osmanlı'yı imparatorluk yaparken, Osmanlı toplumunda kapitalistik gelişmenin muhtemel taşıyıcıları olabilecek bazı unsurları da zayıflatmış olabilir. Bu, Fatih'in ticareti önemsemediği anlamına gelmez. Fatih'in son dönemlerinde devletin birçok kesiminde bir yorgunluk, bir çekinme, hatta belki de bir "artık yeter" duygusu doğmuş olması mümkündür. Bu yüzden Fatih'in ölümünden sonra Bayezid'in tahta çıkması basit bir hanedan meselesi değildir. Devletin ve toplumun önemli bir kesimi, Fatih'in açtığı büyük tarihsel hamleden sonra daha yumuşak, daha uzlaştırıcı, daha dindar, daha diplomatik ve daha sakin bir hükümdar istemiş olabilir. Bu, Fatih'in mirasının reddi değildir. Bu açıdan Bayezid'i sadece "pasif" veya "savaşçı olmayan" bir padişah olarak görmek haksızlık olur. Bayezid, Fatih gibi büyük bir kurucunun ardından gelen dengeleyici hükümdardır. Fakat tarihin ironisi şudur: Fatih'ten sonra devlet nefes almak için Bayezid'e ihtiyaç duymuştur. Fatih Sultan Mehmet'in büyüklüğü tartışılmaz. Bu yüzden Fatih hem Osmanlı'yı imparatorluk yapan hükümdardır, hem de kendi büyüklüğünün gölgesinde derin bir toplumsal yorgunluk bırakan hükümdardır. Onun ardından Bayezid'in gelişi, Fatih'in yenilgisi değil; Fatih'in kurduğu düzenin nefes alma ihtiyacıdır. Fatih, Osmanlı'ya imparatorluk ufkunu verdi. Ne kadar "hard power", ne kadar askeri ve bürokratik güç, sahibi olsanız da önünde sonunda halkın rızasını almanız gerekir.

Aynur Taş

Haftalık Gökyüzü Rehberi: 6-7 Haziran 2026 Hafta Sonu Yıldız Haritası

06 Haziran 2026 00:13

6-7 Haziran hafta sonu, kozmik sahnede fırtınaların dindiği, ruhumuzun geçiş evrelerini huzurla karşılayacağı, nispeten sakin ama bir o kadar da derin bir dinlenme tesisi işlevi görüyor. Cumartesi Sükûneti: Güneş ve Ay'ın Uyumu 6 Haziran Cumartesi sabahına, Güneş ile Ay arasındaki o nadide üçgen açının getirdiği altın rengi bir huzurla uyanıyoruz. Asıl büyülü geçiş ise 7 Haziran Pazar gününün ilk saatlerinde (00:43 UT) yaşanıyor. Pazar günü adeta evrensel bir "şifa" günüdür. Ancak Pazar günü Ay'ın Balık burcuna geçişiyle on ikinci eviniz aydınlanıyor. Pazar günü ise Ay'ın Balık burcundaki seyri, kalabalıklar içinde bile sezgisel bağlar kurmanızı sağlayacak. İkizler: Cumartesi günü Güneş'in de burcunuzda olmasıyla parlıyorsunuz; kendinizi ifade etmek çok kolay olacak. Gelecek planlarınızı yaparken mantığınızı bir kenara bırakıp, "Bu iş beni ruhsal olarak tatmin ediyor mu?" sorusunu sorun. Yengeç: Yönetici gezegeniniz Ay'ın diğer bir su grubu olan Balık'a geçişi, Pazar gününü sizin için adeta bir cennete çeviriyor. Ancak Pazar günü enerjiniz biraz daha içe dönük, biraz daha gizemli. Başak: İkili ilişkiler, evlilik ve ortaklıklar eviniz Pazar günü Balık burcundaki Ay ile yıkanıyor. Akrep: Pazar günü Ay'ın dostunuz Balık burcuna geçişiyle, aşk ve yaratıcılık evinizde adeta bir havai fişek gösterisi yaşanıyor! Pazar günü dünyanızın merkezine eviniz yerleşiyor. Oğlak: Zihniniz genelde çok somut ve planlı çalışır, ancak bu Pazar Ay'ın Balık burcundaki seyri zihinsel yapınızı yumuşatıyor. Pazar günü ise Ay'ın Balık burcuna geçmesiyle maddi kaynaklarınız ve öz değeriniz gündeme geliyor. Pazar günü Ay burcunuza geçiyor. Suyla vakit geçirin, uzun banyolar yapın ve içinizden gelen o güçlü "bilme" hissine güvenin.

Taha Hüseyin Karagöz

Sadettin Bey'in Ahlak Dersleri, Özgür Bey'in Tokalaşması Ve Ekrem Bey'in Mağduriyeti

06 Haziran 2026 00:05

Evinin bahçesinde "arıları kaçırmak için" yaktığı o meşhur otlar, saçından çıkan etken maddeler, devletin laboratuvarına itiraz edip kendi laboratuvarını kurma sevdaları falan... Sicil dosyası epey kabarık. Türkiye'nin geri kalmışlığının ihalesini İmam Hatiplilere yıkmaya kalkan da kendisi. "Siz kendinizi ne zannediyorsunuz da bu ülkenin mütedeyyin insanlarını geri kalmışlığın sebebi olarak gösteriyorsunuz? O beğenmediğiniz İmam Hatiplilerin iktidarında bu ülke İHA'lar, SİHA'lar, çipler, solunum cihazları üretti" demiştim. Belli ki onun o çok "modern", çok "çağdaş" dünyasında, İmam Hatiplilere fırça kaymak serbest ama kendisine "Siz önce kendi sicilinize bakın" demek hapislik suç. *** Bakın, İzmir Karşıyaka Belediyesi'nde işçiler 7 aydır maaş alamıyor. Buca Belediyesi'nde 3 yıllık 42 bin lira promosyon için grevler, krizler yaşandı. Maaşları tıkır tıkır ödediği yetmiyormuş gibi, işçisine tek seferde tam 85 bin lira promosyon yatırıyor. Sonra da birileri çıkıp kameralar karşısında "Halkçı belediyecilik biziz, emekçinin yanındayız" diye nutuk atıyor. Ekrem Bey de hemen faturayı kesmiş: "Bu bilinçli bir psikolojik işkencedir!" Yahu yapmayın Allah aşkına. Hava muhalefetinden uçağı rötar yapsa "Bana operasyon çekiyorlar" diyecek kıvama geldi. Hemen birileri çıkıp "Kadın haklarına bir darbe daha" diye feveran etmeye başladı. *** Sancaktepe'nin yeni belediye başkanı Alper Yeğin, Selçuklu motifleri ve hilal taşıyan o anıtı yıktığında, "Yerine 36 metrelik Türk bayrağı dikeceğiz" demişti. Ben de buradan kendisine, "Senin iş birliği yaptığın siyasi akımlar o bayrağı oraya diktirmez, yapamazsın" demiştim. Boyu 36 metre olmasa da, 10 metre civarında olsa da dikmişler. Dün hastane kuyruklarında, IMF kapılarında bekleyen Türkiye'den, bugün "Avrupa'ya tatile gidemiyoruz" diye isyan eden bir Türkiye'ye geldik. Ama dürüst olalım: Ülke "mahvoldu, bitti" diye tweet atanların en büyük derdinin "Paris'te kahve içememek" olması, geldiğimiz refah seviyesinin en net göstergesidir.

Filtreleme Haberleri

Çağın Arslan

Yapay Zekâ Çağında Fabrikalar Artık Veriyle Kuruluyor

Ancak yazılım dünyasının ve sistem mimarilerinin içinde geçen çeyrek asırlık tecrübem bana çok net bir şey gösteriyor: "Üretim" kavramının tanımı, sessiz sedasız ama kökünden değişti. Bugün veri merkezlerinin soğuk koridorlarında, algoritmaların karmaşık labirentlerinde ve işlemcilerin o sessiz ritminde yepyeni bir sanayi inşa ediliyor. Tam da bu yüzden, Avrupa Birliği'nin 3 Haziran 2026 tarihinde açıkladığı teknoloji egemenliği paketi sıradan bir bürokratik vizyon belgesi değil. Buna sadece "pazar payını koruma" çabası demek, meselenin derinliğini anlamamak olur. Akademide genç beyinlerle çalışırken veya sektörde karmaşık projelerin mimarisini kurarken hep aynı handikabı gözlemliyorum: Yeni bir teknoloji çıktığında müthiş bir heves ve adaptasyon hızıyla onu "kullanmaya" başlıyoruz. Aksine, "açık kaynağın" (open-source) o devasa gücünü arkana alarak, küresel bilgi birikiminin üzerine kendi özgün katmanını inşa edebilmektir. Açık kaynak yalnızca "bedava yazılım" demek değildir; kodun şeffaflığıdır, içinde arka kapı (backdoor) barındırmadığından emin olmaktır.

06 Haziran 2026 00:01

Mehmet Şahincileroğlu

'Şanslı Pasaport'un Yolculuğu Başlıyor

Sunuculuğunu Gizem Hatipoğlu ve Onur Büyüktopçu'nun üstlendiği eğlence ve yarışma ' Şanslı Pasaport', bugün başlıyor. Gizem Hatipoğlu da TV8'de yeniden geri döndü. Farklı etapları ve sürprizleriyle izleyici karşısına çıkacak olan ' Şanslı Pasaport', her Cumartesi ve Pazar günü saat 15.30'da TV8'de yayınlanacak. Geleneksel rap kalıplarını yıkan ve dinleyiciyle dertleşen, kendine has melodik tarzı ve dijital platformlardaki milyonlarca dinlenmesiyle müzik dünyasına adını altın harflerle yazdıran Blok3, kariyerinin 3. stüdyo albümü ' Kayıp Persona'yı yayınladı. Filmin oyuncu kadrosunda Engin Günaydın, Demet Evgar, Erdal Özyağcılar, Devrim Yakut, Ayta Sözeri, Fatih Artman, Gülse Birsel, Derya Karadaş, Şevket Çoruh, Devin Özgür Çınar, Deniz Hamzaoğlu, Su Kutlu, Erdal Cindoruk, Ünal Yeter, Batuhan Bozkurt Yüzgüleç, Kadir Çermik ve Yavuz Günal yer alıyor.

06 Haziran 2026 00:01

Salih Cenap Baydar

Küçük Hesaplara Dalıp Tsunamiyi Unutmak

Eski Kültür ve Turizm Bakanı Tınaz Titiz, 31 Mayıs 2026 günü Serdar Akinan'la yaptığı söyleşide çarpıcı bir benzetme yaptı: Baş döndürücü bir hızla dönen dünyanın üzerinde kaynayan bir okyanus düşünün. İklim krizi, küresel güç mücadeleleri, demografik baskılar, ekonomik çalkantılar, teknolojik devrimler... Liderlik elbette önemli ama liderleri dalgaların sebebi sanmakla, onları dalgalar karşısında doğru manevraları planlayıp uygulayan kaptanlar olarak görmek arasında fark var. *** "Çark-ı felek" her zaman şans getirmez! Âl-i İmrân suresinin 140. ayeti toplumsal hayatın döngüsel karakterine işaret eder: Güç ve zaaf, yükseliş ve çöküş, bolluk ve darlık sürekli yer değiştirir. İnsanın akıl, öngörü ve stratejik düşünme becerileriyle başına geleceklere karşı tedbir alma imkânı her zaman vardır. Yusuf Suresi'ndeki kıssa, bunun güzel bir örneğidir: Yedi bolluk yılının ardından yedi kıtlık yılının geleceğini haber veren rüyayı yorumlayan Hz. Yusuf, bolluk yıllarında elde edilen ürünlerin önemli bir kısmının korunmasını sağlayacak bir yöntem bulur. Elbette Hz. Yusuf'a bildirilen gelecek bilgisi ilahî bir lütuftur. Krizler her zaman fırsatlarla birlikte gelecektir.

06 Haziran 2026 00:01

Ramazan Akgün

Muvafıkların Çatışması

Demokratik sistemlerde siyasal rekabet, iktidar ile muhalefet arasındaki mücadele üzerinden şekillenir. Muhalefet yalnızca iktidara alternatif üreten bir siyasi aktör değildir; aynı zamanda iktidarın kendi içindeki gerilimleri dengeleyen, enerjisini dışa yönelten bir unsur olarak da işlev görür. Muhalefetin etkisizleştiği noktada siyasal mücadele sona ermez; yalnızca yön değiştirir. İktidarın dışındaki rakipler tasfiye edildiğinde, rekabet bu kez iktidarın içindeki gruplar arasında başlar. Bu durum "Muvafıkların Çatışması Doktrini" olarak tanımlanabilir; "bir siyasal sistemde muhalefetin etkisizleştirilmesi ölçüsünde, iktidar içindeki güç odaklarının çatışma ihtimali artar. Muhalefetin yokluğu istikrar değil, iktidar içi rekabetin derinleşmesini doğurur." Bu olgunun örnekleri tarihte çoktur. Robert Michels'in "Oligarşinin Tunç Yasası" da her örgütün zamanla kendi içinde ayrıcalıklı yönetici gruplar oluşturduğunu ve bu grupların çıkar mücadelesine girdiğini gösterir. Muhalefetin varlığı iktidar için tehdit değil, aynı zamanda koruyucu bir emniyet sübabıdır. Dış rekabetin sona erdiği yerde iç rekabet başlar. Bu nedenle siyasal tarihin öğrettiği temel ders şudur; Muhaliflerin tasfiyesi, siyasal mücadelenin sonu değildir.

06 Haziran 2026 00:01

Osman Sert

İçeride Olan Bitene Dışarısı Neden Sessiz?

Ancak bugüne kadar büyük ölçüde süreçler içerideki "yerli" dinamikler ile gerçekleşti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 10 Aralık 2002'de daha seçime bile girmeden Beyaz Saray fotoğrafıyla içeri verdiği mesajı bu çerçeveye oturtmak mümkün. Şimdi Türkiye'de en az 2002'deki kadar ağır bir vesayet dönemi yaşanıyor. Üstelik 2002'de askeri, bürokratik ve sınıfsal vesayet ile mücadele eden AK Parti'nin elinde olan sivil toplum ve basın desteği de büyük oranda anlamsızlaştırılmış durumda. Özellikle komşu ülkelerde olan bitenlere, değişen iktidarlara dair fikri olan, mümkünse "yükselen güç ve bölgenin abisi" Türkiye'nin diğer ülkelerdeki yönetimler üzerinde etkisi olmasını meşru, makbul ve hatta kimi zaman mecburi görenlerin mesele Türkiye'deki siyasi gelişmeler olunca dair dışarıdan yapıl(m)ayan açıklamaları yadırgaması en azından tutarsız. Diğer aktörler Türkiye'nin bu yaklaşımını ne kadar benimsiyor tartışılıyor. Üçüncüsü ise aslında cumhuriyetin kuruluşundaki "Yurtta sulh, cihanda sulh" söylemine benziyor. "Ben kimsenin işine karışmıyorum, siz de bana karışmayın. Böylece içeriyi dizayn ederken bir de dışarısı ile uğraşmayayım" motivasyonu. İç politikadaki antidemokratik uygulamalar ile jeopolitik denklemdeki Türkiye arasındaki makası yönetmek gerektiğinde dış aktörlerin tercihi doğal olarak güvenlik ihtiyaçları oluyor. Temmuz ayındaki NATO zirvesi öncesi Avrupalı aktörler Erdoğan'ın Trump'la olan ilişkisine ve ittifakın sürdürülebilirliği için Türkiye'nin konumuna önem atfediyor. ABD Başkanı'nın anti-demokratik uygulamaları makbul gördüğü, Avrupa'nın demokratik değerleri savunmak konusunda önce Arap Baharı'nda sonra İsrail'in Gazze ve İran'daki katliamlarında defalarca sınıfta kaldığı bir ortamda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tabiri ile herkesin kendi göbeğini kendisi kesmesi gerekiyor.

06 Haziran 2026 00:01

Ömer Erdem

Pek Çok Şeyin Hiçliği Üstüne...

Sesi ve görüntüyü çoğaltabilen her cihaz insanın başına gelmiş en büyük afet niteliğinde artık. Geçen günlerde dünyanın önde gelen bilim insanları diğer canlılarla gelecekte kurulacak iletişim dili üzerine oldukça detaylı bir araştırma yaptıklarını duyurdular. Belli ki bu modellemeler denizlerin dibine kadar inecek. Çöl, dağ, kutup demeden her yeri gezecek. Oysa gökte bir başına ve sebepsiz yere rüzgar bile esmez bulut desen geçmez. Büyük oluştaki yüksek hiçlik bir makamdır fakat hergün türlü oldu bittiyle önümüze konulan cilalanıp parlatılan geçici şeyler yokluğun elementleridir. Gün doğumundan gün batımına her gün birbirine benzemeden doğup gelişen eşsizlikler insan denilen varlığın maharetleriyle gölgelenir. Dünyanın bir yeşil erik gibi bütün tazeliğiyle kütür kütür hayat vermesinin şiiri biliyoruz kimseyi tatmin etmiyor nicedir. Benzer halk yığınları benzer politik kahramanlar benzer yaşama biçimleri. Bir kaçınılmazlıktan dem vuran akıl tutulması. Meselâ, hareketleri, görüntüleri, yolları, hava alanlarını, plaj kenarlarını, marketleri hatta mezarlıkları gösterip dururlar dili açıklar. Onların çenesi olmaya çoktan teşne görünür ve görünmez nice akıl edici, cümle kurucu, dil dökücü, çenebaz, kalemşör, yoldaş, omuzdaş, paydaş ve ülküdaş vardır. Pek çok şeyin hiçliği üstüne düşünmek, tekrar ve tekrar dil dökmek borçtur.

06 Haziran 2026 00:01

Mustafa Karaalioğlu

Çözüm Sürecinin Ne Getirmeyeceği Belli Olsa Da

En temel meselemizin, temel meseleleri çözememek olduğunu bir kez daha hatırlayalım. Yılları, on yılları kuşatan ve birlikte yaşanması zor ve maliyetli problemlerimizi çözemiyoruz. Sırtımızdaki ağır yükleri taşıyoruz, bedelini ödüyoruz, yılları kaybediyoruz ama çözemiyoruz. Şüphesiz insanlık için stratejik alanlardan birisi ve Türkiye'nin de bu istikamette imkanları geniş. Eğitim sorununu da çözemiyoruz. "Ev genci" diye bir kavram icat edildi bu ülkede. Tek bir teknoloji sektöründe dünya liginde olmayan ülke burası. Cumhurbaşkanı adayı da sadece "aday" olduğu için hapiste. Çözümsüz meseleler listesinde elde bir umut, çözüm süreci kaldı. Bu büyük meseleyi çözmek için mesai başlamışken muhalefeti hedefe koymak, muhalif liderleri hapse atmak gibi akıl almaz işler gösteriyor ki çözüm süreci asla tam bir çözüm getirmeyecek. Şu kadar senedir tek bir temel mesele çözülememişken, çeyrek asırlık kesintisiz iktidar da bu fırsatı heba etmişken hiç olmazsa Kürt meselesinde çözüm imkanını kaybetmeyelim.

06 Haziran 2026 00:01

İsmet Berkan

İşsizlik Bu Seviyedeyken Seçim Kazanmak Mümkün Mü?

Yanılgı, bir konuşmasında bir türlü "heterodoks" kelimesini söyleyemeyen dönemim Hazine Bakanı Nurettin Nebati'yi küçümsemekten kaynaklanıyor. Oysa, çelişki gibi gelebilir ama Tayyip Erdoğan'a 2023 seçimini kazandıran isim Nurettin Nebati'den başkası değil. Bunu ekonomiyi çok iyi yönettiği, refahımızı arttırdığı için başarmadı Nebati ama "Düzeliyoruz, kurtuluyoruz" algısını yarattı. O yılın sonunda Nurettin Nebati kasada döviz kalmadığını görünce Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı ikna etti ve "kur korumalı mevduat" adı verilen korkunç uygulamaya geçilmek zorunda kalındı. Nisan 2022'de yüzde 70 seviyesinde olan enflasyon yüzde 80'lere kadar tırmandı ama Kasım ve Aralık 2022'den itibaren hızla düşmeye başladı. Mayıs 2023'e, seçim ayına ulaştığımızda enflasyon yüzde 40'a inmişti. Esas önemli rakam geliyor: 2022 yılı sonunda Türkiye'de istihdam edilen, yani iyi veya kötü her ay maaş alabilen, düzenli bir geliri olanların sayısı 30 milyon 752 bin kişiydi. Hayır, 2023 seçiminde Türkler Nurettin Nebati refaha kavuştukları için Tayyip Erdoğan'a koşa koşa oy vermediler. Nurettin Nebati'nin ekonomiye verdiği hasarı 3 yıldır gidermeye çalışıyor Merkez Bankası da, Hazine Bakanı Mehmet Şimşek de. Oysa 2025 yılı biterken istihdam edilen insan sayısı 32 milyon 566 bin kişiydi. Az önce söyledim, 2022 sonunda Türkiye'de 30 milyon 752 bin kişi istihdam ediliyordu.

06 Haziran 2026 00:01

İbrahim Kiras

Bugünkü Manzaramız

Atatürk, 1930'da İsmet İnönü ve Fethi Okyar ile kontrollü bir muhalefet partisi (Serbest Fırka) kurma fikrini tartışırken şunları söyler: "Bugünkü manzaramız aşağı yukarı bir diktatörlük manzarasıdır. Vakıa bir meclis vardır. Fakat dahilde ve hariçte bize diktatör nazarıyla bakıyorlar. (…) Halbuki ben cumhuriyeti şahsî menfaatim için yapmadım. Hepimiz fâniyiz. Ben öldükten sonra arkamda kalacak müessese bir istibdat müessesesidir. Ben ise millete miras olarak bir istibdat müessesesi bırakmak ve tarihe o suretle geçmek istemiyorum." (Osman Okyar-Mehmet Seyitdanlıoğlu, "Atatürk, Okyar ve Çok Partili Türkiye -Fethi Okyar'ın Anıları", İş Bankası Kültür Y., 2007, sh. 103-104) Serbest Fırka'nın akıbeti ayrı bir tartışma konusu ama Atatürk'ün gördüğü "manzara" karşısındaki hoşnutsuzluğu ve "Tarihe o suretle geçmek istemiyorum" demesi dikkate değer olmalı. Devamında şunu söylüyorlar mıdır: "Vardır ama Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçerek meclisin yürütmeyi denetleme yetkisini kaldırdık." Şunu da diyorlar mıdır: "Vakıa bir bağımsız yargı vardır ama bağımsız olduğuna da tarafsız olduğuna da hiç kimseyi inandıramıyoruz…" Sonra şunu da ekliyorlar mıdır: "Vakıa bir seçimli demokrasi var ama bu sahada da cumhuriyetin kuruluşundaki manzaradan ileri seviyede sayılmayız." Atatürk'ün bir muhalefet partisine ihtiyaç duyduğunda arkadaşı Fethi Bey'e ricada bulunup Serbest Fırka'yı kurdurması gibi bugün de ana muhalefet partisinin genel başkanı mahkeme tarafından tayin ediliyor. Dünyada benzeri olmadığı için "Türk tipi" dinilen yeni yönetim modeli çerçevesinde kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, meclis denetimi ortadan kaldırıldı. "Güçlü iktidar, zayıf devlet" sonucunu doğuran bu modelin zaaflarının temel kaynağının kurumsallık başta olmak üzere demokrasi ve hukuk eksikliği olduğu ortada. Gelgelelim bugün "dahilde ve hariçte" görülen manzara, gelecek nesillere miras olarak bırakılmak istenebilecek bir hatıra değil.

06 Haziran 2026 00:01

Gökhan Aktürk

Fenerbahçe'nin Kurtarıcı Arayışı

​Bu konuyu Fenerbahçe'ye getirdiğimizde bu tartışma sadece bir nostalji ögesi olmaktan çıkıp, kulübün genetiğine işleyen bir formüle dönüşüyor: "Yıldız oyuncu getir, şampiyonluk gelsin; başarı gelsin, özgüven gelsin."Sarı-lacivertli camianın geçmişi bu formülün tuttuğu şaşalı dönemlerle dolu. 7 Haziran'daki başkanlık seçimine gün sayan Fenerbahçe, tam da bu "yıldız" formülünün ve vadettiği büyünün içerisine sıkışıp kalmış durumda. Aday kanadından Hakan Safi'nin "Luis Suarez ve Merih Demiral ile anlaştık" çıkışının ardından sözde kulüplerinden gelen peş peşe yalanlamalar geldi. Aziz Yıldırım geleneksel, güçlü, "büyük başkan" figürünü ve camianın genetiğini iyi bilen isimleri arkasına alarak rüzgarı estirmeye çalışıyor. Sosyal medya tarafı, "Mason Greenwood, Merih Demiral, başkan adayını takip etmeye başladı". Sporting CP Başkanı Frederico Varandas'ın, "Luis Suárez'in bonservis bedeli 80 milyon avro. Hakan Safi seçimi kazanır ve bu bedeli öderse oyuncuyu doğrudan alabilir. Bizimle görüşmesine bile gerek yok." sözleri de dikkat çekici bir çıkış olarak kayda geçti. Hedef açıklama ​"Bugün 350 milyon euro olan geliri 1 milyar euroya çıkaracağız. Real Madrid'in üstüne çıkaracağız." ​Bu hedef, Fenerbahçe'yi küresel bir dev haline getirme arzusudur ancak Türkiye Süper Lig gerçekleri (yayın gelirleri, kur farkı, ülke puanı) göz önüne alındığında, Real Madrid gibi küresel bir markanın gelir seviyesini aşmak kısa ve orta vadede ekonomik bir mucize gerektirir.

06 Haziran 2026 00:01

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.