×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Köşe Yazarı

Yapay Zekâ Kullanmanın Bilişsel Maliyeti

12 Ocak 2026 07:33

Bu kapsamda yeni bir çalışma öğrenme sırasında bilgi toplamak amacıyla büyük dil modellerinin (LLM'ler) kullanılması ile geleneksel arama motorlarının kullanılmasının bilişsel yük ve öğrenme çıktıları üzerindeki etkilerine odaklanıyor (Matthias Stadler, Maria Bannert, Michael Sailer, Cognitive ease at a cost: LLMs reduce mental effort but compromise depth in student scientific inquiry, Computers in Human Behavior, 2024). Bir başka deyişle, arama motoru ile araştırmada arayan içeriğe daha aktif bir şekilde dâhil olurken LLM'lerde nispeten daha pasif bir konumdadır. Çalışmanın bulguları LLM kullanan öğrencilerin bilişsel yükün üç boyutunda da (dışsal, içsel ve yapıcı bilişsel yük) geleneksel arama motoru kullanan öğrencilere göre daha düşük bilişsel yük deneyimlediklerine işaret etmektedir. Dolayısıyla, geleneksel arama motoru kullanan öğrenciler LLM kullanan öğrencilere göre daha fazla derin işlem yapmakta ve gerekçeli metnin oluşturulmasında daha fazla yapıcı bilişsel yük kullanmaktadır. LLM'ler bilişsel yükleri azaltarak insan katkısını en düşük düzeye çektiği için gerekçe çeşitliliği de düşmektedir. Bu bulgular LLM'ler öğrencilere bilgi sunmakta etkili olsa da, öğrencilerin bunu eleştirel biçimde işleyip yapılandırılmış gerekçelere dönüştürme kapasitelerinin düştüğüne işaret etmektedir. Özetle, LLM'leri kullanan ChatGPT gibi üretken yapay zekâ uygulamalarının sağladıkları avantajların insanların bilişsel yükleri üzerinden önemli maliyetleri olduğu görülmektedir. Dolayısıyla, hem LLM kullanımı hem de üretilen gerekçelerin geleneksel yöntemlere göre daha çeşitli ve daha nitelikli olabilmesini sağlayan yaklaşımlar geliştirilmelidir.

Levent Köprülü

2026 Hareketli Olacak

12 Ocak 2026 07:33

2026'nın bir yandan Renault, Hyundai ile Tofaş'ın üretimine başlayacağı yeni modeller diğer yandan da Çinli markaların Türkiye yatırımlarıyla ilgili gelişme ve muhtemel kararlar açısından hayli hareketli geçmesi bekleniyor... Şubat ayından itibaren otomobilin Türkiye'de satışa sunulmasıyla birlikte ciddi bir hareketlilik yaşayacak olan Oyak Renault, yine bu yıl içinde "Boreal" adlı SUV'un üretimine de başlayacak. Avrupa'da elektrikli araç konusunda ciddi iddiası bulunan ve bu konuda yatırım yapmayı sürdüren Kia, "Renault 4" ve "Volkswagen ID Polo"nun yanı sıra "Skoda Epiq" gibi yakında piyasaya sürülecek elektrikli uygun fiyatlı modellerle rekabet edecek küçük SUV modeli "EV2"yi tanıttı. Başlangıç fiyatı 30 bin euro'nun altında olması beklenen araç, 42,2 kWsa ve 61 kWsa olmak üzere iki batarya seçeneğiyle, öne yerleştirilmiş 145 beygir civarında güç üreten bir motora sahip. Bu modelde hem 11 kW hem de 22 kW AC şarj seçenekleri sunulacağı, 400 voltluk bir elektrik sistemine sahip olduğu da diğer bilgiler arasında. Toyota, GAZOO Racing imzalı "GR GT" ve "GR GT3" modellerini de geçen yıl tanıtmıştı. Bozkurt, "Sektörümüz için 2025, globaldeki ve iç pazardaki gelişmeler yönünden tüm zorluklara rağmen olumlu bir yıl oldu... Yılın başında geçen seneye paralel bir pazar hacmi öngörülüyordu ancak Türkiye'nin yüksek nüfusu, artan mobilite ihtiyacı ve yaşlanan araç parkının yenilenme zamanının gelmiş olması, yeni rekor satış adetlerini destekleyen temel faktörler oldu" dedi. En Hızlı Büyüyen Hafif Ticari Araç Markası: Toyota En Hızlı Büyüyen Otomobil Markası: BYD En Çok Satılan Hafif Ticari Araç Modeli: Ford Courier En Çok Satılan Otomobil Modeli: Fiat Egea En Çok Satılan Hafif Ticari Araç Markası: Ford En Çok Satılan Otomobil Markası: Renault En Çok Satılan Otomobil ve Hafif Ticari Araç Markası: Renault Ayrıca Renault, Toyota, BYD ve Skoda, 2025 yılını rekorla kapattıklarını açıkladı...

Hakkı Öcal

İran'da Molla Rejimi Sallanıyor

12 Ocak 2026 07:33

Ocak 1978'den Şubat 1979'a kadar İran'da olup bitenler, eski Şah Muhammed Rıza Pehlevi'nin halkı isyana sürükleyen kötü yönetiminin yerini bir kere daha (o zamanki Sovyetlerin güdümündeki) komünistlerin alacağı korkusu, Siyonist mekanizmanın "ehveni şer" (kötülerin iyicesi) olarak "İslam Devrimi" fikrine itmişti. Rıza Şah'ın 1925'ten beri süren (gerçekte temeli komşu Türkiye'nin Kemalist Devrimleri olan) reformlarından sonra, Paris'te adeta konservelenmiş şekilde hazır tutulan Ruhullah Humeyni'nin kuracağı "Komünizm ve Sovyet aleyhtarı" hükumetinin, ortaya böyle bir İslam Cumhuriyeti çıkartacağını kimse beklemiyordu. İran'ın yeniden Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmesi, komünist bir hükumetin iş başına gelerek Rıza Şah'ın adeta bir batı ülkesine haline getirdiği (ama bu arada ekonomiyi batırdığı, sosyolojiyi altüst ettiği) İran'ı ABD ve İsrail yörüngesinden çıkartacağı korkusu, o zamanki ABD başkanı Jimmy Carter'ın Humeyni'ye "razı olmasını" sağlamıştı. Ama işler daha ilk günden Carter'ın umduğu gibi gitmedi ve Humeyni'nin "İslamcı" kadrosu, ABD elçiliğindeki görevlilerin rehine alındığı 444 gün süren kriz, bu sırada İsrail'in İslamcı olmayanları bile öfkelendiren komplo girişimleri, Irak lideri Saddam Hüseyin'in İran'a saldırısı sırasında başkan Reagan'ın Irak'ı desteklemesi, İran yönetiminin Yemen'den Lübnan'a uzanan Şii Hilali, Irak, Suriye, Lübnan ve Filistin'de Vekalet Savaşları, İran'ın nükleer silah hevesleri ve buna karşı ABD ve İsrail'in İran'ı bombalamaları, özetle son 45 yıldır olup bitenler, ortaya bugünkü kaosu çıkarttı.

Köşe Yazarı

Pasifik'ten Balkanlar'a: Türk Savunma Ekosisteminin Yeni Jeopolitiği

12 Ocak 2026 07:20

Türkiye de bu yeni dönemde önemli bir savunma sistemleri ihracatçısı ülke konumunda ve her hamlesi ile dengeleri/jeopolitik güç çarpanını etkileyen küresel oyun kurucu bir aktöre dönüşmüş durumda. Türk savunma sanayii sahip olduğu asırlık tecrübe ve köklü geleneği ile insansız sistemlerden hava savunmasına, elektronik harpten ortak üretim modellerine kadar uzanan geniş bir yelpazede klasik "tedarikçi ülke" rolünü geride bırakarak stratejik ekosistem kurucu bir aktöre dönüştükçe oyun kurmaya devam ediyor. Türkiye'nin TCG Anadolu ile dizayn ettiği, dünya denizlerinde otonom kuvvet aktarım kabiliyetine imkân sunan deniz havacılığı konsepti ise Bayraktar TB2/3 ile entegre ve müşterek kabiliyet yeteneği sayesinde sahada rüştünü ispat etmiş yeni bir deniz harbi yaklaşımı olarak Japonya'nın radarına girmiş durumda. Japonya'nın Bayraktar TB2/3 tedarik planı kapsamında Tel Aviv merkezli Heron-2 İHA'larını rafa kaldırması Türkiye'nin savunma sanayiinde sistem ve doktrin ihraç eden bir aktör konumuna yükseldiğini gösteriyor. Çelik Kubbe'ye EJDERHA Takviyesi: Hava Savunmasında Yeni Nesil Bir Mimari ASELSAN'ın ağ merkezli, bütünleşik ve çok katmanlı hava savunma sistemi/mimarisi Çelik Kubbe, Türkiye'nin hava savunmasında geldiği noktayı platform bazlı çözümlerden ağ-merkezli ve yapay zekâ destekli mimariye taşıdığını gösteriyor. ASELSAN, çok katmanlı entegre hava savunma sistemi Çelik Kubbe teslimatlarını 2026'da yoğunlaştıracak ve sisteme yeni bileşenler/sistemler entegre edilmeye de devam edilecek. Fırlatma tüpüyle birlikte yaklaşık 35 kilogram ağırlığa, 1,8 metre uzunluğa ve 160 mm çapa sahip sistemin sabit ve hareketli hedeflere karşı hassas güdüm-kontrol kabiliyeti, Kosova Güvenlik Güçlerinin farklı arazi ve tehdit senaryolarına uyum sağlayan bütüncül bir savunma anlayışı geliştirmesine imkân tanımaktadır. Hatta gelinen aşamada Türkiye yalnızca savunma ekosistemi ihraç etmiyor; birlikte doktrin, konsept ve operasyonel akıl ihraç eden bir aktör konumuna da ulaşmış durumda.

Filtreleme Haberleri

Köşe Yazarı

"Ne Günlere Kaldık Ey Gâzi Hünkâr…"

Çamurun sel olup aktığı, cürufun bayraklaştırıldığı, çirkefin "hikmet", pisliğin "strateji", kirin "dava" diye pazarlandığı zamanlardan geçiyoruz. Trol, gizli tanık ganime; ama açık yüreklilik, mertlik, yiğitlik, insanlık yok! Amaç; kurulan iğrenç bir düzeni "İslam adına" sürdürmek. Ama dillerde "beka", her sözün hitamında "dava"… Söyler misiniz Allah aşkına! Bir de yalakalık var ki, aman Allah'ım! Bütün bu çirkefi çirkinliklerini görünce Ziya Paşa düşüyor aklıma. Hani koca Osmanlı'nın çöküş döneminde yaşayan Ziya Paşa var ya! Sonra ne demişti Üstat: "Milyonla çalan mesned-i izzette şer-efrâz./ Birkaç kuruşu mürtekibin câyi kürektir." Günün Türkçesi ile: Milyonları götürenler "itibarlı iş insanı", Üç kuruşun hesabını soranlar "vatan haini"… Katır mühürdâr olmuş, eşek defterdâr! Bir de "mürşid" kılığında dolaşanlar var. Ziya Paşa onları da boş geçmemiş: "Sadık görünür kisvede erbab-ı hıyanet./ Mürşîd sanılır vehlede eshab-ı delâlet." İlk bakışta sakallı, cübbeli, dua ezberli… Bütün bunların "din", "millet", "vatan" ambalajıyla servis ediliyor olması. Oysa Ziya Paşa: "Lânet olsun o mala ki, tahsiline onun/ Ya din ola, ya ırz ya namus ola âlet.", demişti. İnsan insana lazım.

12 Ocak 2026 07:20

Köşe Yazarı

Mizaca Saygı Bilinci Ve Annelerimiz

İnsanın farklı zıt güçlerin bileşkesini temsil ettiğini, her birinin farklı ve kendine mahsus olduğunu kabul etmek istemiyoruz. Su ve toprak aynı şekilde. Bunlar bir araya geldiğinde ortaya çıkan oluşuma mizaç diyoruz. Farklı mizaçları böylece tanımış oluruz. Evliliklerinin uzun olması ve sağlıklı yürütülmesi validelerimizin bu harikulade "Mizaca saygı bilinci" ne sahip olma ferasetleri sebebiyledir. MİZACA saygı gösterenler kişiye mahsus yapılanmalara müdahale etmezler. Zira farklı yapıda olanları yönetmek zordur. Dolayısıyla hem yönetim erkleri hem ruhani liderler mizaçların farklılığını kabul etmek istemezler. MADDİ iktidar, ekonomik iktidar, dijital iktidar sahipleri kadar manevi iktidar sevdasına düşen ruhban olarak tarif edebileceğimiz aslında Allah'ın fıtrat kanunlarına muhalefet eden çakma cemaat liderleri, sahte mürşitler de aynı çıkarcı zümredendirler. Ortak noktaları mizaca saygı göstermemeleridir. Bütün bunlar mizaca saygı bilincinin reddedilmesidir. Mizaçlara saygı duyan Efendimiz vahyin taşıyıcısı ve uygulayıcıydı. MİZAÇLARI kabul ederek yönetmek bir yaşam sanatıdır. Bu maharetin en güzel örneğini Efendimizde buluruz. Farklı düşünenlerin bir arada olabilmesi yeteneğini kimden tahsil edeceğimiz bellidir. Onlar hakikaten ailedeki farklı yaratılışlara saygı gösteren birer mizaç ustası olarak hayata katkı sundular.

12 Ocak 2026 07:20

Köşe Yazarı

Mir'aç İnkarcılığının Arka Planında Neler Var

İsrâ: Peygamberimizin bir gece Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksâ'ya götürülmesi (Kur'an, İsrâ 17/1). Mir'aç inkarcılığı; Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v.) İsrâ ve Mi'rac mucizesini; yani, Mekke'den Kudüs'e gece yolculuğu ve oradan semalara yükselişini bütünüyle ya da kısmen reddeden yaklaşımlara verilen addır. Özellikle son 100-150 yıldır oryantalistler tarafından Hadis-i Şerifleri devre dışı bırakma çalışmaları yoğun bir şekilde sürdürülmektedir. Allah(cc) İsrâ Suresi'nde(17/1); "Kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah her türlü noksandan münezzehtir." Buyurmaktadır. Kur'an-ı Kerimde "ruh" için ayrı, "beden" için ayrı kelimeler varken bilinçli olarak "kul" denmiştir. Necm Suresi 18; "Andolsun ki, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü" Buyrulmaktadır. Kaldı ki, Peygamber Efendimiz(sav) gördüğü rüyayı anlasaydı müşrikler alay konusu yapıp "Bir gecede Kudüs'e gidip gelmek imkânsız" diye itiraz etmezler, Hz. Ebubekir(ra) Efendimize koşmazlardı. Hz. Ebubekir(ra) Efendimiz "O söylüyorsa doğrudur" diyerek Efendimiz(sav)'in "Sıddık" iltifatına mazhar olmuştur. 2-Hadisi-i Şerif inkarcılığı var: Mir'açta yaşanan ve Efendimiz(sav) tarafından anlatılan "cennet ve cehennem" gibi birçok hadise Hadis-i Şeriflerde açıklanmaktadır. Ravileri çok güçlü 30'a yakın Hadis-i Şerifte Mir'aç anlatılır. 3-Namaz inkarcılığı var: Günlük kıldığımız 5 vakit namaz Mir'aç'ta farz kılındı. Peygamber Efendimiz(sav), "Kulun Rabbine en yakın olduğu an secdedir." (Müslim) Buyurmaktadır. Mir'aç inkarı Namazın farziyetini zayıflatır, birileri çıkar "5 Vakit Namaz farz değil" der ve diyorlar da. 5-İnsana verilen değeri küçümseme var: Mir'aç ile Meleklerin geçmesine izin verilmediği "Sitretü'l mütehaya" bir insan olan Peygamber Efendimiz çıkarıldı. 6-Günahlardan kaçınmanın önemini zayıflatma var: Peygamber Efendimiz(sav)'e cennet ve cehennem gezdiriliyor.

12 Ocak 2026 07:20

Köşe Yazarı

Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesinin (Gbop) Doğuşu Ve Afganistan'ın İşgaliyle Irak'ın İşgaline Giden Yol 2001 - 2003

Dizi yazımızın birinci bölümünde, 1990'lı yılların başında SSCB'nin dağılması ve Komünizmin Dünyada çöküşüyle birlikte, 1945 – 1990 zaman dilimine damgasını vuran "Soğuk Savaş Dönemi" mi Komünist ve Kapitalist Bloklardan Komünist Blok'un çökmesiyle, Dünyamızın "tek kutuplu" dünyaya dönüştüğü ve bunu müteakip meydanı boş bulan Kapitalist Blok'un lideri Amerika'nın, kendi tabiriyle "II. Yeni Dünya Düzeni" ni oluşturmaya soyunduğundan bahisle giriş yapmıştık. Adı geçen düzen oluşturulmaya başlanırken, bunda "dünyanın tek süper gücü " denilen Amerika yalnız değildi. Onun "ideolojik ve stratejik müttefikleri " denilen unsurları da vardı ki, bunlar, genelde NATO ülkelerini içine alan Batı'nın Büyük Devletleri ve Ortadoğu'da ise 1948'de "Emperyalist Büyük Devletlerin Ortadoğu'da jandarması - polis devleti" olarak kurulan "Küçük İsrail" idi. Anlayacağınız, öncülüğünü Amerika'nın yapacağı "II. Yeni Dünya Düzeni", "Amerika-Batı – İsrail Şer Ekseni" nde kurulacaktı. "II. Yeni Dünya Düzeni" nin İlk Ortadoğu Misyonu: BOP 1990'lı yılların başında, Komünist Sovyet Rusya Bloğu çöktüğünde, Amerika'nın Devlet Başkanı "Baba Bush" denilen ve 1989 – 1993 zaman diliminde başkanlık yapan, George H. W. Bush idi. "Erken dönemde" denilerek icatcısı "Baba Bush" olan BOP'un birçok "tali" emellerinin bulunmasına rağmen iki "ana" emeli şunlardı: 2-"Birleşik Bağısız Büyük Kürdistan" ın kurulmasına başlanılarak, Ortadoğu'da İsrail'den sonra kendisine "İkinci Bir İsrail" yapılanmasında "Jandarma-Polis Devleti" olarak "Birleşik Büyük Kürdistan" ı kurmak. Başkan Bush tarafından bu emellerin gerçekleştirilmesi kendisini, "Körfez Krizi" adıyla anılan 2 Ağustos 1990'da Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in Kuveyt'i işgaliyle gösterdi. "II. Yeni Dünya Düzeni" nin İkinci Büyük Misyonu ve Versiyonu: " Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi (GBOP)" GBOP'un Amerika'daki mimarı, "Baba Bush" yerine 2001'de Amerika Başkanı olarak seçilen "Oğul Bush" (George W. Bush) oldu. Başkan Babası'nın 1990'lı yıllarda başlattığı BOP'u kendisi daha büyük boyutlara taşımaktan olarak, bunun adına bir de "Genişletilmiş" i ekleyerek, "Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi" adıyla, "Yeni Projesi" veya "II. Bush Doktrini" ni yapılandırmak oldu. Bu da tam anlamıyla bir "CIA-MOSSAD- M 16 Projesi" idi. " "Genişletilmiş" olması, Kuzey Afrika Arap ülkeleri ile, buna Afganistan, Pakistan, Sudan ve Somali de dahil edildiği halde, buradaki ülkelerin "İsrail-Amerika'nın güvenliğinin korunması" denilerek, 2-3-4 ve 5'e bölünmesinden kaynaklanıyordu. Bu bir bakıma da İsrail'in 1948'de kurulurken oluşturduğu "Çevre Doktrini" ve bunun "yeniden yapılandırılması" denilen İsrailli stratejist Odet Yinon'un 1982'de yaptığı adına "Yinon Planı-Doktrini" veya "İsrail İçin Starteji" denilen yapılanma idi. Esası, "Biz, İsrail Devleti, Yahudiler olarak bölgemizde 'azınlık bir millet olduğumuz' için güvenliğimiz tehlikededir. Onları tahrikle, bu ülkeleri bölerek güvenliğimizi sağlayacağız" idi. İsrail'in 1948'den 1982'yi kendisini gösteren bu "Böl –Yönet Doktrini" Amerika ve Batı'nın da doktrini olmuştu. Amerika'nın da doktrini oluşu kendisini, Başkan Oğul Bush'un Dışişleri Bakanı Condolezza Rice'nin 7 Ağustos 2003'de Washington Post'ta çıkan "Transforming the Middle East" başlıklı makalesinde göstermiş, yeni proje olarak GBOP amaçları şöyle dillendirilmişti: "Fas'tan Çin'e kadar 22 ülkenin siyasi ve ekonomik coğrafyası değiştirilecektir" (Erol Bilbilik, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi, Asya Şafak Yayınları, İstanbul, 2008, s. 8) BOP'un "Yaratıcı Kaoslar" la yürürlüğe konulduğunu yazımızın birinci bölümünde anlatmıştık. Durup dururken GBOP da yürürlüğe konulamazdı. Bunun içinde bir yeni "Yaratıcı Kaos" oluşturulması gerekiyordu. Bu da, New York'ta "Küresel Kapitalizmin Finans Beyni" denilen yan yana gökdelen "İkiz Kuleler' in iki yolcu uçağı kullanılarak "11 Eylül 2001 Havaya Uçurulması" ile kendisini gösterdi. Ortak birleştikleri ana teşhis; "CIA – MOSSAD yaptı" olmuştu. Bu propagandayı allanıp pullandırmak suretiyle, "Bin Ladin Afganistan'ın sarp dağlarında saklanıyor" u gerekçe gösterilerek, onu burada yakalamak için Amerika 13 Ekim 2001'de Afganistan'a askeri operasyon başlatıldı. Bu operasyonun bir amacı da "Bin Ladin'i yakalamak" yanında, CIA tarafından Komünist Rusya'yı Afganistan'dan çıkarmak için genelde "Üniversite ve lise öğrencilerinden" denilerek (Türkiye'ye de zaten, 1960 – 1980 zaman diliminde Amerikancı darbelere terör olaylarıyla zemin hazırlamak için üniversite öğrencilerine Dev- Genç Terör Örgütü vb. kurdurulmuştu) kurdurulan "Taliban Terör Örgütü" denilen örgütü de "artık miadı doldu" denilerek tasfiye etmekti. Başkan Barak Obama'dan (2008 – 2017 arası iki dönem) sonra Amerika'nın başına başkan olarak Donalt Trump seçilip 21 Ocak 2017'de Başkanlık koltuğuna oturunca, devletinin Afganistan'da "tam başarısızlığa" uğradığını algılayarak, "buradan kaçarcasına" denilerek bütün işgalci askerlerini çekerek terk ettiği görüldü. Hatta onunla, "Amerikan çıkarları" için denilerek "sulhcu"" olarak yeniden anlaştığı görüldü. Zaten de tarihte 1839-1919 zaman diliminde İngiltere emperyalist emelleriyle Afganistan'ı üç defa işgal girişiminde bulunmuş, her defasında mağlup olmuş, 1978- 1989 zaman diliminde ise, Komünist Rusya, burasını yine aynı emellerle işgal etmiş, tutunamamıştı. Bu iki emperyalist işgale "üçüncü ilave" olarak, Amerika da 2001 – 2021 zaman diliminde 20 yıl süreyle Afganistan'ı işgal etmiş, takip ettiği emperyalist emellerinde başarılı olamamıştı. Afganistan'a tarihte, bu üç büyük emperyalist saldırıların başarısızlık sebepleri araştırılırken, buna "oldukça sarp, yol ve geçit vermez dağları" ana sebep olarak gösterilmiştir. Yani anlayacağınız, Emperyalizm Afganistan'da coğrafya ve jeopolitiğe yenik düşmüştür. Her defasında, "Afganistan Milli Bağımsızlık Direnişleri " bu sarp dağlara çekilerek varlığını korumuş, kısa süreli işgaller olsa bile zaferler hep kendisinin olmuştur.

12 Ocak 2026 07:20

Köşe Yazarı

Birey Olma Meselesi.

Bu kasvetli havada doğayı seyre çıktığımda 60'lı yaşlarında bir beyefendiye rast geldim. Evet, kendi evinin önünü temizlemişti. Modernite ile beraber gelen "birey olma" meselesi bizi yalnızca kendi evlerimizin önünü temiz tutmakla ilgilendirdi desem yanlış bir cümle kurmuş olmam sanırım. Lakin bir yeri temizlerken diğer yeri kirleterek. Nedir bu modernite sorusu uzun ve belki cevabı olmayacak sorulardan. "Artık kişinin evindeyken, kendisini evinde hissetmemesi bir ahlak sorunudur." der Adorno. O halde kendisini yaşadığı muhite ait hissetmeyen elbette evinin önündekiler hariç tüm çöpleri iter sokağa. Evet, bir ahlak sorunumuz var hatta fazlaca ahlak sorunumuz var fakat "biz" olmaktan "ben" olmaya geçişte itidali kaybetmiş durumdayız. Toplum olarak geleneksel yaşamımızda "ben" kavramına çok az yer varken modernite bize bu kavramı tümüyle lütfetti, biz aldık ve kabul ettik. Fakat o kadar kabul ettik ki bu sefer "beni" yaşamaktan "biz" diye bir şey kalmadı. İleriye, olabildiğince ileriye gitmek istedik ve sonra aynı eksende olabildiğince geriye dönmek istedik, en başa dönmek.

12 Ocak 2026 07:20

Köşe Yazarı

Mahkeme Kararı Her Kesimi Bağlar

Dolayısı ile kesinleşmiş bir mahkeme kararından söz edildiğine göre kaymakamlık dahi kesinleşmiş mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu mahkemenin vermiş bulunduğu kararın içeriği noktasında incelemeyi gerektirir, okuyucum mahkeme kararının bir kullanma hakkı olduğunu söylediğine göre, kaymakamlık kararının da bu hakkı bertaraf etmeden almış bulunduğu bir karar söz konusu ise bu durum mahkeme kararı ile, kaymakamlık kararı birlikte değerlendirilerek bir sonuca varmak gerekir. Netice itibarıyla ben yine de genel kurala atıf yapayım, kesinleşmiş mahkeme kararlarına uymak genel kuraldır ve herkes için geçerlidir.

12 Ocak 2026 07:00

Köşe Yazarı

'Kaderde Ne Varsa O Gelir Başa'

Osmanlı'nın korkusuz öncü birliği "Deliler", sıra dışı kıyafetleri, psikolojik harp taktikleri ve cesaretleriyle düşmanı savaş başlamadan yıldıran efsanevi süvarilerdir. Düşmanın üzerine zırhsız gitmeleri, sayıca üstün birliklere tek başlarına saldırmaları ve vücut dilleri, onların "aklı başından giden" kişiler olarak nitelendirilmesine yol açtı; böylece "rehber" anlamındaki "Delil" ile "korkusuz" anlamındaki "Deli" kavramları, bu askeri sınıfın kimliğinde birleşti. Deli adını almalarının nedeni, gönüllü 20-25 yaş arası gençlerden oluşmaları ve savaşlarda ordunun en ön saflarında çarpışmalarıydı. Sonradan giysilerinde değişiklik yapıldı, 17. yüzyıldan itibaren başlarına bir arşın uzunluğunda siyah kuzu derisinden üstü sarıklı bir kalpak giymeye başladılar. 16. yüzyılda Rumeli beylerbeyi, Semendere ve Bosna sancak beylerinin yönetiminde, 17. yüzyılın sonlarından itibaren de Anadolu vezir ve beylerbeylerinin yönetimi altında oldular. Altmışar kişilik "bayrak" adı verilen ocaklara ayrılırlar, seferlerde "Delibaşı" adı verilen komutanları tarafından yönetilirlerdi. 17. yüzyılın sonlarından itibaren, Osmanlı merkezi otoritesinin zayıflaması, seferlerin azalması veya başarısızlıkla sonuçlanması, Deliler'in statüsünü değiştirdi. Bu süreçten sonra köylere saldırmaya başladılar, eşkıyalık faaliyetleri nedeniyle 1829'da II. Mahmud tarafından bu ocak lağvedildi.

12 Ocak 2026 07:00

Köşe Yazarı

12 Ocak 2026 Günlük Burç Yorumları

Koşulların sürekli şarj makinesi gibi çalıştığı günlük hayatın stresini atabilmek için, sohbet ortamları sizi mutlu ediyor. Bu nedenle; nerede gerekli bağlantıları yapacağınızın, çevrenizle ilişkilerinizin hangi ortamlarda avantaja dönüşeceğinin bilincindesiniz. Kısa bir zaman dilimine özel anlık bir konu gelişirken, stratejik öneme sahip ve gününüzün büyük bir kısmını ayırdığınız bazı işleri göz ardı ediyorsunuz. Tevazu içinde hislerle hareket ettiğiniz zaman, hiç arzu etmediğiniz sonuçlara varabiliyorsunuz. Maddi konulardaki değerlendirmeleriniz son derece göreceli. Bir an değerli olan, başka bir zaman gözünüzde değerini yitiriyor. Direkt olarak sizin performansınızı yansıtacak konu ile ilgili olarak, gerekli ihtimamı göstermelisiniz.

12 Ocak 2026 07:00

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

Ya 1392 Gün Prim Ya Da 62 Yaş

Çiftçi Bağkur giriş tarihim 1 Eylül 2004 olup 7621 gün prim ödemem var. Soru: SSK girişim 20 Ekim 1993 olup 2766 gün prim ödem em var. Yaş haddinden emekli olmak için 15 yıl sigortalılık süresi, 3600 gün prim ödeme ve 58 yaş şartlarına tabisiniz. 834 gün daha prim ödeyerek (veya doğumunuzu borçlanıp 114 gün de prim ödeyerek) priminizi 3600 güne tamamlayacağınız tarihte 58 yaşı da doldurabilirseniz emekli olabilirsiniz. Dolduramazsanız, 58 yaşınızı dolduracağınız tarihte emekli olabilirsiniz. SSK girişim 2011'de olup 3600 gün prim ödemem var. Mustafa İZCİMEN Cevap: Sizin gibi 1 Ocak 2011 ila 31 Aralık 2011 arasında sigortalı olan ve yüzde 40-49 arasında engelli olanlar, emekli olmak için 18 yıl sigortalılık süresi ve 4400 gün prim ödeme şartlarına tabi bulunuyor. Askerliğinizi borçlanıp 260 gün de prim ödeyerek toplam priminizi 4400 güne tamamlamanız şartıyla, 2029'da 18 yıllık sigortalılık sürenizi dolduracağınız tarihte emekli olabilirsiniz. Ona da 5800 gün prim ödemem gerekiyormuş. Sigortaya 4800 gün prim ödeyip 61 yaşı bekleyeceğim sadece. Sizin gibi 1 Ekim 2008'den sonra sigortalı olan ve birden fazla sigortalılık statüsünde prim ödeyenler, fazla prim ödediği sigortalılık statüsünden emekli oluyorlar. 1145 günü isteğe bağlı olarak Bağkur'a ödeseniz de yine SSK'dan emekli olabilirsiniz. Primi ödenen son yedi yılda (son ödenen 2520 gün prim içinde) fazla prim ödenen, prim ödemeleri eşitse son olarak tabi olunan statüden emekli olunuyor. Sorunuzdan SSK'dan sonra Bağkur'a 1260 günden fazla prim ödediğiniz anlaşıldığından, son yedi yıl kuralına göre Bağkur'dan emekli olacaksınız. 5400 günden fazla priminiz olduğundan, faaliyetinize son verip bundan sonra prim ödemeseniz de, 2026'da 58 yaşı dolduracağınız tarihte emekli olabilirsiniz.

12 Ocak 2026 07:00

Köşe Yazarı

Bes'teki Devlet Katkısı!

Bireysel Emeklilik Sistemi yürürlüğe girdiğinde yüzde 25 Devlet katkısı büyük bir olaydı. 2008 yılında TRT'ye program hazırladığımda sokak röportajlarında vatandaşa BES'i sorduğumda, bilmeyenler de vardı, Kadıköy'de bir esnafa işyerinin önünde mikrofon uzattığımda; "iki tane yaptırdım birini emekli olunca çekeceğim diğerini ise çocuğuma sermaye olarak vereceğim" demişti. Yeni yıldan itibaren ise bu rakam yüzde 20'ye düşürüldü. Beklenmedik bir şekilde Devlet katkısı yüzde 20'ye düşürülünce çevremdeki dostlarım bana sormaya başladılar. Ben de kendilerine 'Enflasyon düşüş trendinde, yüzde 20 Devlet katkısı bugün için bile çok cazip.

12 Ocak 2026 07:00

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.