Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Geç Gelen Mesajlara Neden Bu Kadar Anlam Yüklüyoruz?
Bu ihtimallerin büyük kısmı da genellikle olumsuz senaryolardan oluşuyor. Sosyal medya ve mesajlaşma uygulamalarının sunduğu "çevrimiçi", "görüldü" veya "son görülme" gibi özellikler de bu durumu daha karmaşık hale getiriyor. Karşımızdaki kişinin aktif olduğunu gördüğümüzde ama mesajımıza cevap alamadığımızda, gecikmeyi kişisel algılama eğilimimiz artıyor. Oysa bir kişinin çevrimiçi olması, o anda uzun bir konuşma yapabilecek durumda olduğu anlamına gelmeyebilir. Teknolojinin bizi birbirimize daha yakınlaştırdığı söylenirken aslında sabırsızlaştırdığı da bir gerçek. Çünkü çoğu zaman gerçek, zihnimizin kurduğu karmaşık senaryolardan çok daha basittir.
18 Haziran 2026 16:10

Pcos Neden Pmos Oldu? Bir İsim Değişikliğinden Çok Daha Fazlası
Polikistik Over Sendromu adı ilk kez 20. yüzyılın ortalarında kullanılmaya başlandı. Çünkü PCOS tanısı alan kadınların önemli bir kısmında gerçek anlamda "kist" bulunmuyordu. Böylece milyonlarca kadın şu cümleyi duymaya başladı: "Overlerinizde kist görünmüyor, o halde PCOS'unuz yok." Oysa bilim bunun doğru olmadığını uzun zamandır biliyordu. Buna rağmen hastalığın adı tüm dikkati "polikistik over" kavramına yönlendiriyordu. Son 20 yılda yayımlanan çalışmalar, PCOS'un aslında bütün vücudu etkileyen bir endokrin-metabolik hastalık olduğunu gösterdi. * Tip 2 diyabet riski artar. Bu nedenle birçok uzman yıllardır şu eleştiriyi dile getiriyordu: "Hastalığın adı yumurtalıkları işaret ediyor ama hastalığın kendisi tüm organizmayı etkiliyor." Yeni isimdeki her kelime bilinçli olarak seçildi. Metabolic (Metabolik) kelimesi, insülin direnci ve metabolik bozuklukların hastalığın merkezinde yer aldığını kabul ediyor. Kısacası PMOS, hastalığın biyolojisini PCOS'tan çok daha doğru tarif ediyor. Uluslararası konsensüs sürecinde 22 binden fazla hasta, hekim ve araştırmacının görüşü alındı. Önümüzdeki yıllarda PMOS tanısı alan bir kadın sadece jinekolojik açıdan değil; * metabolik riskler, * diyabet gelişimi, * kardiyovasküler sağlık, * kilo yönetimi, * psikolojik durum açısından da daha sistematik izlenecek. Bu nedenle PMOS, yalnızca yeni bir kısaltma değildir.
18 Haziran 2026 15:48

Parti Kurmuyorsa Neyi Bekliyor?
Madem anketlerde henüz kurulmamış bir hareketin bile yüzde 30'ların üzerinde destek bulabileceği konuşuluyor… Madem yüzde 32'ler konuşuluyor… Temmuz ayında Ankara'da gerçekleştirilecek NATO Liderler Zirvesi için dünyanın gözü Türkiye'ye çevrilmiş durumda. 32 ülkenin liderleri, Avrupa'nın güvenliği, Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu'daki krizler ve yeni savunma mimarisini konuşmak üzere Ankara'da buluşacak. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin de teyit ettiği gibi ittifakın en kritik zirvesi Ankara'da yapılacak. Bunun için dünya Ankara'yı bekliyor. Avrupa başkentleri gözünü Ankara'ya çevirmiş durumda. Hepsinin merkezinde Türkiye var. 1952 yılında NATO'ya üye olan Türkiye uzun yıllar boyunca ittifakın güney kanadını koruyan ülke olarak görüldü. Temmuz ayında Ankara'da yapılacak zirve bu nedenle sıradan bir toplantı değil.
18 Haziran 2026 15:22

Gerçeklerle Yüzleşmek!
Millî takımımızın Avustralya karşısında aldığı 2-0'lık mağlubiyet, yalnızca sahadaki bir skor olmaktan çok daha fazlasını ifade etti. Avustralya karşısında ortaya konan oyun, doğal olarak eleştirileri beraberinde getirdi. Bu eleştiriler "fazla mı sert?" tartışmasını doğursa da, futbolun doğasında eleştiri vardır. Kimi yorumlarda "bu kadar eleştiri gerekli miydi?" sorusu sorulsa da, aynı futbol dünyasında başka örnekler de hafızalardadır. İspanya'nın Yeşil Burun Adaları karşısında yaşadığı puan kaybı bile kendi ülkesinde ciddi tartışmalara yol açabiliyorsa, Türkiye'nin Avustralya karşısındaki mağlubiyetinin de sorgulanması son derece doğaldır. Ancak tüm eleştirilere rağmen, futbolun içinde umut daima vardır.
18 Haziran 2026 15:07

Sıradanlığın Acısı
Modern zamanların en büyük acısını yaşıyoruz. Bu aslında topyekûn hepimizin farklı derecelerde hissettiği bir acı. Derece derece varoluşumuzun acısı hepimizi farklı şekillerde kuşatmış durumda. Fakat son dönemde özellikle bazı kazılarla birlikte yazılan devasa bir resmi dünya tarihi olduğunu fark ediyoruz. O zaman acınız da bir nevi daha hafiftir. Zaman gelir bu Marksizm olur zaman gelir kapitalizm olur zaman gelir başka bir izm olur. Ama o boşluk hep var olmalı ki insan şahsiyetini kuramasın. Hiçbir kimlik kendi varoluşumuzun temel kaynağı değildir. Çünkü insan ve kendisinin ürettiği her şey zamansaldır. Bir kimlik bir insan gelip geçicidir dedik ancak onların fikirleri hakikate aitse zamansızdır. Kimlikleri vazgeçilmez kıldığınızda hakikate ters hareket edersiniz. Zamanın içine kendinizi mahkûm edersiniz. Evet, burada da acı vardır. Ama kendini inşa etme acısı zamanın ötesine ait bir acıdır. Ortalama bile değil günümüzün insanı. Ancak vasatın da altında sıradanlığın her yere vıcık vıcık yayıldığı bir çağın içinde biricik olabilmeyi kendine ilke edinenlerin yaşadığı acı ile sıradanlığın acısı bir değil. Hani her şeye açıksın ya sırdan insan! Biri geleneksel Türk sanatları diğeri Moda tasarımı. Moda sadece bir giyim sektörü değildir. Moda kültürel iktidardır. Moda çok şeydir. Geleneksel sanatlarımızı klasik anlamda uygulamanın yanında ayrıca moda ile de buluşturarak globale çok daha rahat mesaj verebilirsiniz. Moda kısmı ise dikişten, kalıp çıkarmaya moda tekniklerine kadar her bilginin temelini öğreniyorlar. Bunun ne kadar zor ve yorucu olduğunu tahmin edin. İstanbul Vali yardımcısından tutun il milli eğitim müdürü, ilçe milli eğitim müdürü, daire başkanları, konsolosluk temsilcileri, sanatkârlar bu güzel günde bir aradaydılar. Sen vurmaya daha da güçlü bir şekilde devam et. Kalbini sonsuzluğa bırak kapı açılacaktır. Çocukluğuna dön zorlandığında ve kendine de ki;" dünya seni bekliyor". Bir gün seni tüm dünya tanıyacak. Almanya'da bu haftadan itibaren bazı mağazalarda farklı saatlerde sessiz saat uygulaması başlatıldı. Almanya'daki IKEA mağazalarında çarşamba günleri saat 17 ile 19 arasında ortam sakinliğe bürünecek. "Sessiz Saat" adı verilen uygulamasının hedefi, görünmeyen engelleri olan özel bireylerin günlük hayat katılımını kolaylaştırmak. Bu uygulama, "Gemeinsam zusammen" (Birlikte Bir Arada) adlı kapsayıcılık derneğinin girişimiyle hayata geçiriliyor. STK sözcüsü Rebecca Lefèvre, Deutsche Welle'ye yaptığı açıklamada, "Sessiz Saat uygulamasıyla görünmeyen engelleri olan kişilerin yükünü hafifletmek istiyoruz. Bu kişiler çoğu zaman merkezî sinir sistemleri üzerindeki sürekli baskı nedeniyle zorlanıyor. Bu nedenle onlar için özellikle daha az uyaran içeren ortamlar oluşturmak istiyoruz" dedi. Almanya'nın başka şehirlerinde de farklı saatlerde bazı marketlerde aynı uygulama yapılmaya başlanmış. Sessiz Saat uygulamasının öncüsü ise otizmli bir çocuğun babası olan ve bir süpermarket zincirinde çalışan Yeni Zelandalı Theo Hogg olmuş. Hogg, 2019 yılında işverenlerini ülke genelindeki tüm mağazalarda bir "Sessiz Saat" uygulaması başlatmaya ikna etmiş. Matrix'de bir tasavvuf varsa o da ancak Kabala mistisizmi yani Yahudi tasavvufu olabilir. Bir de Matrix filminin ilk çıktığında yani 99 yılında yeni görülecek olan teknikler denediler. Ne tesadüfi bir isim. Biri çıkıyor Mevlana açısından diğeri İbnül Arabi açısından anlatıp anlatıp duruyor. Anlamak istemeyen, işin içinde bir sürü çıkar sahibi insan var. En son açıklama İç İşleri bakanı Mustafa Çiftçi'den geldi. Bu güzel bir haber. İnsan böyledir; anlaşılmak, hissedilmek ve hemhal olmak ister. Defterlerin materyallerin toplanacağı bir sınıf bir atölye olmalı. Öğretmenlik ordu yetiştirmek değildir. O lideri bulmazsanız bir ülkenin potansiyelini yok edersiniz o toplum mutsuz olur. Bu yeni dünyada insan, geçmişini ve kimliğini korumak için yine bir tepki olarak muhafazakârlık zırhını kuşandı. Muhafazakârlığın önemli isimlerinden Edmund Burke, toplumu yalnızca yaşayan insanların oluşturmadığını söyler: Ona göre toplum, "sadece yaşayanlar arasında değil, ölüler ve henüz doğmamış olanlar arasında da bir ortaklıktır." Bu söz sözler içinde gerçekliği ve kıymeti olan bir sözdür. Uzun yıllar boyunca geleneksel değerleri savunan, savunma pozisyonu almak ihtiyacını hisseden muhafazakâr kesimler, bugün sonunda diğer kesimlerle aynı düzlemde hatta toplumun merkezinde yer almaktadır. Ancak bu merkeze yerleşmenin beklenmedik, öngörülemez bir değişim getirdiğine tanıklık ediyoruz. Günümüzde ise sosyal medya, tüketim kültürü ve bireysel yaşam tarzları muhafazakâr çevreleri de aynı ölçüde hatta belki biraz da güç sarhoşluğuyla ciddi şekilde etkilemektedir. Yeni nesil sofra sohbetlerinden, büyük aile yemeklerinden, anneden- babadan dostluğun, aşkın tadını bilmiyor. Bir zamanlar moderniteye karşı çıkan birçok düşünce ve yaşam biçimi, bugün modernitenin etkisi altında yeniden şekillenmektedir ve burası çok önemli!
18 Haziran 2026 14:34

Sisli Dağlardan Okyanusa: Sri Lanka'da Ne Yenir, Ne Alınır?
Sri Lanka'yı keşfetmek için elbette sadece gezmek yetmez. Sri Lanka mutfağı Güney Hindistan mutfağıyla ortak özellikler taşısa da, yıllar süren sömürgecilik nedeniyle farklı ülkelerin etkilerini de hissedebilirsiniz. İklim koşulları nedeniyle adada buğday yetişmiyor; bu yüzden pirinç, Hindistan cevizi, tropikal meyveler, deniz ürünleri ve bol baharat mutfaklarında önemli bir yer tutuyor. Ada kahvaltılarında genelde pirinç veya Hindistan cevizi unundan yapılmış krepler, yumurta, mutlaka köri çeşitleri ve bol tropikal meyveler bulunuyor. Deniz ürünleri ise hem bol, hem kaliteli hem de fiyat olarak çok uygun. Dünyanın en kaliteli çaylarının yetiştirildiği Sri Lanka'da kahve biraz daha geri planda kalmış ama az da olsa güzel kahve yapan kafeleri var. ⦁ Aromatik Baharatlar: Sri Lanka; tarçın, kakule, karanfil, karabiber ve köri gibi aromatik baharatların başkentidir. ⦁ Hindistan Cevizi Ürünleri: Hindistan cevizi adanın en önemli egzotik tatlarından biri. Dükkanlarda genelde kredi kartı geçerli ama yanınızda az miktarda Sri Lanka Rupisi bulundurmanızı da tavsiye ederim. Sri Lanka'da iklim adanın farklı bölgelerine göre değişebiliyor. Ancak genel olarak Aralık-Nisan ayları seyahat için en güzel zamanlar.
18 Haziran 2026 14:19

Bir Medeniyetin Çöküşü
Oysa güçlü toplumlar; nezaketle, merhametle, adaletle ayakta kalır. Kalp kırmak "dürüstlük", saygısızlık "özgüven", kibir ise "karizma" sanılıyor. İbn Haldun'a Göre Bir Toplumun Çöküş Alametleri: 1-Dayanışmanın yok olması, 2-Üretimin zayıflaması, 3-Tüketim çılgınlığı, 4-Vergilerin artması, 5-Liyakatin dikkate alınmaması, 6-Adaletsizliğin yaygınlaşması, 7-Göçün hızlanması, 8-Gurur ve kibir, 9-Gösteriş, 10-Riyakarlık(dalkavukluk). Çünkü insanlık; teknolojiyle değil, ahlakla ayakta kalır. Çünkü kötü insanların değil, iyi insanların sessizliği toplumu çürütür.
18 Haziran 2026 14:17

Bir Milleti Yavaşlatan Görünmez Engeller Dezenformasyon Ve Algı Çağında Adâlet Ve Hakikat Mücadelesi
Aynadaki çatlak her geçen gün büyüyor; yalanın gerçeğin yerine geçtiği, yapay imajların olguyu yuttuğu bu fetret devrinde, en büyük kayıp insanlık, vicdan ve insanı insan yapan mukaddes değerlerdir. Yüce Allah, Hucurât Suresi 6. ayetinde bu hayatî kaideyi insanlığa şöyle ihtar etmektedir: "Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse, onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz." Bu ilâhî ikaz, bilginin bir silah gibi kullanılabileceği tehlikesine karşı inananları uyarıyor. Dezenformasyon, manipülasyon ve algı yönetimi, İslâm fıkhında ve ahlâk anlayışında doğrudan "iftira", "gıybet" ve "nemime" (laf taşıma) kavramlarıyla buluşur. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), "Her duyduğunu söylemesi kişiye yalan olarak yeter" buyurarak, doğruluğu kesinleşmemiş her bilgiyi taşımayı ve yaymayı "epistemik bir günah" olarak tanımlamıştır. Bugün sosyal medyada bir içeriği teyit etmeden saniyeler içinde "beğenmek" ya da "paylaşmak", milyonlarca insanın günahına ortak olmak, o kul hakkı zincirine bir halka daha eklemektir. İslâm tarihinin en sancılı kırılma noktalarından biri olan "İfk Hadisesi", Hz. Aişe validemize atılan çirkin iftira üzerinden Müslüman toplumun nasıl bir dezenformasyon dalgasıyla sarsıldığını gösterir. Sosyoloji biliminin kurucularından Emile Durkheim'ın "Anomi" (kuralsızlık, değerlerin belirsizleşmesi, kurumsal ve toplumsal çözülme) olarak adlandırılan teorisi, bugün modern dünyanın "Post-Truth" (gerçeklik sonrası) iklimiyle tam manasıyla birleşmiştir. Psikolojik açıdan ise insanoğlu, "onaylama yanlılığı" sebebiyle kendi dünya görüşünü destekleyen yalanlara inanmaya, duymak istemediği hakikatleri ise reddetmeye meyillidir. Yapılan küresel istatistikî araştırmalar, dijital mecralarda yalan haberlerin, manipülatif içeriklerin gerçek haberlere oranla tam 6 kat daha hızlı yayıldığını ve toplumsal tabana %70 daha derin nüfuz ettiğini çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Sosyal medya algoritmaları hakikati, adâleti ya da doğru bilgiyi değil, yalnızca "etkileşimi" ve ekranda kalma süresini kutsar. Eğitim sistemi, genç nesillere teknik bilgileri yüklemekte, onları sınavlara hazırlamakta son derece mâhir ve hırslı olsa da, "dijital okuryazarlık" ve en önemlisi "bilgi ahlâkı" konusunda sınıfta kalmaktadır. Bu sinsi kuşatmayı yarmak, millî bünyeleri temizlemek, çocukların-gençlerin geleceğini kurtarmak ve devletin bekasını korumak için artık hamasî nutukları, içi boş sloganları bir kenara bırakmak mecburiyeti vardır. Millî Eğitim Bakanlığı, eğitim sisteminin felsefesini sadece akademik başarıya ve teknik becerilere göre değil, "zihinî ve ahlâkî arınmaya" göre yeniden dizayn etmelidir. İlkokul birinci sınıftan itibaren müfredata; "Dijital Medya Okuryazarlığı", "Veri Teyit ve Analiz Teknikleri" ve köklü irfan geleneğinden süzülen "Kelâm ve Dil Ahlâkı" dersleri zorunlu olarak eklenmelidir. Çocuklara, doğruluğundan emin olunmayan bir bilgiyi paylaşmanın tıpkı bir malı çalmak gibi "kul hakkı" ve büyük bir vebal olduğu, pratik simülasyonlar ve yaşayarak öğrenme metodlarıyla aşılanmalıdır. Gerek kamu kurumları gerekse özel sektör, dezenformasyon, itibar suikastları ve dedikodu mekanizmalarıyla yıpratılmak, tasfiye edilmek istenen yetkin personellerini koruyacak "Kurumsal İtibar Güvence Sistemleri" kurmalıdır. Siber alan, tıpkı Mavi Vatan gibi, Gök Vatan gibi millî güvenliğin tam merkezinde yer alan bir "Siber Vatan"dır. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı koordinasyonunda, yapay zekâ destekli millî "Dezenformasyon Erken Uyarı ve Analiz Merkezleri" yapısal olarak tahkim edilmelidir. Nihayetinde durup soluklanmalı ve fânî dünyadaki çılgın koşulara bir ara vererek itiraf edilmeli ki: Kul hakkını, insan onurunu, özlük haklarını ve vatan sevgisini korumak, sadece hukukî düzenlemelerin, polisiye tedbirlerin ya da mahkeme salonlarının harcı değildir. Bizler, asırlar boyunca dünyaya adâleti, doğruluğu ve emniyeti aşılamış; gıybeti ölü kardeşinin etini yemeye benzeten bir inancın, "Diliyle insanları arkadan çekiştirenlerin, ayıp arayanların vay haline!" (Hümeze, 1) ihtarını hayatının merkezine koymuş, kelâmı ve sözü mukaddes bilmiş bir medeniyetin çocuklarıyız.
18 Haziran 2026 14:15

Yks Öncesi Son Uyarılar!
Bu hafta sonu milyonlarca gencimizin geleceğini şekillendirecek önemli bir sınav maratonu başlayacak. Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından 20-21 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilecek 2026 Yükseköğretim Kurumları Sınavı'na (YKS) yaklaşık 2,4 milyon aday katılacak. Sabah oturumlarında saat 10.00 itibarıyla sınav binalarına girişler tamamlanacak ve bu saatten sonra adaylar içeri alınmayacak. Dakikalarla ölçülen bir gecikmenin yıllarca verilen emeği riske atmaması için adayların sınav merkezlerinde erken bulunmaları büyük önem taşıyor. Sınava katılacak adayların yanında geçerli T.C. kimlik kartı veya ÖSYM tarafından kabul edilen resmi kimlik belgelerinden birinin bulunması gerekiyor. Bu nedenle sınav saatlerinde çevresel gürültünün en aza indirilmesi gerekiyor. Özellikle sınav öncesinde ve sınav gecesinde toplumsal duyarlılık göstermemiz büyük önem taşıyor. Özellikle Telegram başta olmak üzere bazı sosyal medya ve mesajlaşma platformlarında "YKS soruları elimizde", "sınav sorularını önceden veriyoruz" veya "garantili başarı" gibi ifadelerle yapılan paylaşımlar dikkat çekiyor.
18 Haziran 2026 13:17

Fatih Terim Ne Söyledi, İbrahim Hacıosmanoğlu Ne Duydu?
"İki maç daha bekleyelim, hesap sorarız" dedi. Herkesin baktığı bir "ufuk" vardır ve aynı söz bu ufuktan geçerken kırılır. Şampiyonluklar, A Milli Takım'daki uzun yıllar, "İmparator" lakabını ona veren bir kamuoyu hafızası. O konumdan bakan biri için "hesap sorarız" cümlesi gayet doğal bir teknik adam refleksidir… Federasyon başkanlığı, sürekli "kimin sorumlu olduğu" sorusuna açık, kırılgan bir koltuk. Böyle bir konumdan bakıldığında "hesap sorarız" cümlesi nötr bir teknik yorum değil, doğrudan kendisine yöneltilmiş bir tehdit gibi duyulur. Bu noktada Hacıosmanoğlu'nun duyduğu şey sadece bir teknik direktörün yorumu değil, koltuğunu kaptırma ihtimali olan bir ismin sesiydi demek yanlış olmaz.
18 Haziran 2026 12:27