×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Uğur Kutay

Ayı-dayı Diyalektiği

12 Ocak 2026 09:38

Epey komik ve fazlasıyla trajik bir bölümdür, kitabın tamamı gibi... Şu satırlar, Selim'in intiharından sonra Turgut'un yana yakıla arayıp bulduğu kağıtlardaki bu biyografi çalışmasının genel ironik yapısını çok iyi özetler: "Evet! Turgut, tercümei halini yazan büyük müverrih Selim Işık'ın aksine, ilk tahsilini sokakta yapmıştı. Henüz üç yaşının baharındaydı. Güneşli bir günün sabahında, minimini Turgut, ilk defa sokağa çıkıyordu. Nasıl, minimini Newton, gene böyle güneşli bir günde, bahçesinde dolaşırken, başına düşen bir elma sayesinde yerçekimi kanununu bulmuşsa, Turgut da o gün, sokak, dolayısıyla hayat mücadelesi kanununu keşfetmişti. Evlerinin yanındaki boş arsada top oynayan çocukların arasına, yaşının verdiği teklifsizlikle sokulmaya çalışınca, beş yaşında kocaman bir sokak serserisinden ilk yumruğu yedi gözüne. Hidrostatik kanununu bulur bulmaz hamamdan fırlayan Arşimidis'in hızıyla geriye döndü ve annesine şikâyete koştu." (İletişim Yay., 8. Basım, 1992, s. 59) *** Oğuz Atay'ın yazım biçemini belki en iyi açıklayabilecek terim, Fredric Jameson'ın düşünce dünyamıza kazandırdığı 'diyalektik yazım tarzı'dır: En birbiriyle ilişkisiz gibi görünen unsurların bile, aslında tarihsel olarak nasıl da aynı gelişim/değişim çizgisini oluşturan noktalar olabileceğini gösteren, yüzeyin ardındaki derinliği işaret eden bir anlatım tarzı... Marxist edebiyat eleştirisinin son büyük isimlerinden Jameson, Marksizm ve Biçim adlı kitabında önerdiği bu terimin tarihsel gerekliliğini şöyle açıklar: "Engels, Balzac'ın çizdiği Fransız toplumunun tam bir tarihinden, 'ekonomik ayrıntılarda bile (örneğin, Devrimden sonra gerçek ve özel mülkiyetin yeniden dağıtılışı) zamanın profesyonel tarihçi, ekonomist ve istatistikçilerinin tümünden daha fazla şey öğrendim' şeklinde söz etmiştir. Gerçekten de, geleneksel olarak, Marksist yazın eleştirisi hem diyalektik yöntemin inceliklerine hem de Marksist sosyal ve ekonomik öğretiye uygun bir giriş sağlamıştır. Fakat çağdaş Marksist yazın eleştirisi, Engels'in içerikten öğrendiğinin, biçimin içersinde de geçerli olduğunu göstermek zorundadır." (Çev: Mehmet H. Doğan, YKY, İstanbul, 1997, s.29) Yazıyı alıntıya boğmak istemiyorum ama, Jameson'ın Adorno'nun Viyanalı entelektüellerin gelişiminden söz ettiği bir paragraf üstüne yaptığı şu saptamalar da 'diyalektik yazım tarzı'nı çok iyi tanımlar: "Avusturyalı karakterinin bir ruh çözümlemesi midir bu? Toplumun gerçekte üstesinden gelemediği çelişkileri imgesel alanda nasıl çözdüğüne değgin bir ibret dersi mi? Müziğin, simgesel mantığın ve parasal kağıtların biçemsel bir yan yana gelişi mi? Söz konusu metin bütün bunların hepsidir....Olan şey daha çok şu: göz açıp kapayıncaya kadar kısa bir süre içinde, birbirinden kopuk gerçekliklerin, başlangıçta birbirinden ne denli uzak görünürse görünsün, yine de bir şekilde birbiriyle karıştığı ve birbirine sarıldığı birleşmiş bir dünya, bir evren görüyoruz; bu evren içinde olasılığın egemenliği, kısa bir süre için, gözün ulaşabildiği her yerde bir çapraz ilişkiler ağına, geçici olarak zorunluluğa dönüşmüş olan olumsallığa odaklanıyor yeniden." (s.27) *** Oğuz Atay'ın tüm kitapları, diyalektik yazım tarzı örnekleri olarak okunabilir. Birinci Dragut'un yaşam öyküsünde şöyle bir ifade geçer örneğin: "Akıl hocası Makyavel'in bir köprüyü geçişi sırasında, karşısına birdenbire çıkan bir ayıyı, annesinin erkek kardeşi sıfatıyla selamlaması gibi, Turgut da, kuvvetli olduğu yerlerde ayıya ayı dediği halde, işine gelmeyince onunla bir akrabalık kurması..." (age, s. 60) Gördüğünüz gibi, Atay, Türkiye'de doğup büyüyen herkesin erken yaşlardan itibaren öğrendiği ve belli ölçülerde benimsediği bir deyimi -'köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek'- tek bir cümlede farklı kültürel, sosyolojik ve felsefi katmanlarıyla çözümlüyor. İngilizce "Fake it 'til you make it" (hedefine ulaşana kadar numara yap) deyimiyle ya da 'takiye' kavramıyla akrabalık ilişkilerini, en fenası, bu deyimin bir toplumun yozlaşmış ahlak anlayışını, çarpılmış ekonomik ve politik kültürünü nasıl yansıtıyor olabileceğini henüz bilmiyordum.

Aziz Çelik

Emekli Aylıklarında Sefalet: Asıl Sorumluyu Unutma!

12 Ocak 2026 09:31

En düşük emekli aylığı tamı tamına 1062 liralık "dokunuş" ile 20 bin TL oldu. "Durumun farkındayız ama sabır", "Ekonomik dengeler elvermiyor, kaynak yok", "kaynakları deprem bölgesine harcıyoruz" veya "emekli aylıkları az ama en azından düzenli ödeniyor, geçmişte aylarca ödenmiyordu" gibi gerekçelere sarılmalarından anlaşılıyor ki durumun vahametinin farkındalar. Dahası en düşük emekli aylığını resmi enflasyon kadar artırıp (%12,19) 18 bin 938 TL yapmaya cesaret edemediler. Ocak 2025'te tamı tamına resmi enflasyon kadar artırıp 14 bin 469 TL, Temmuz 2025'te de yine kuruşu kuruşuna kadar artırıp 16 bin 881 TL yapmışlardı. Emekli aylıklarındaki sefalet sadece bugünün konusu değil. İktidarda işçilerin deyişiyle "kurt-kuş-arı" koalisyonu vardı: MHP-DSP-ANAP Koalisyon hükümeti. 2000'li yılların başında sosyal güvenlik "en büyük kara delik, bütçeye yük" diyerek IMF tandanslı sözde sosyal güvenlik reformlarını harfiyen uyguladılar. Sosyal güvenlik karşı devrim hazırlıklarının yapıldığı 2005-2008 döneminde, hükümetin ekonomi yönetiminde bulunan Kemal Unakıtan, Ali Babacan ve Mehmet Şimşek, sosyal güvenlik sistemini ve emekli haklarını "mali yük" ve "bütçe disiplinini bozan unsurlar" olarak görüyordu. Dönemin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, 2005'te sosyal güvenliğe bütçeden ayrılan payı "karadelik" olarak ilan etmişti. Bakan, sosyal güvenlik harcamalarının bütçe üzerinde bir "kâbus" ve "dipsiz kuyu" olduğunu savunarak, bu alandaki kamu harcamalarının ekonominin geneli için bir tehdit oluşturduğunu iddia ediyordu. Hükümetin ekonomi politikalarından sorumlu Ali Babacan, 2004 ve 2005 yıllarında IMF'ye sunulan niyet mektupları ve yaptığı çeşitli açıklamalarla, sosyal güvenlik sistemine verilen bütçe desteğinin yüzde 1 seviyesine düşürülmesini temel hedef olarak vadediyordu. Babacan, "sosyal güvenlik reformunun" temel amacının bu "açıkları" kapatmak ve devletin sosyal güvenliğe ayırdığı kaynakları minimize etmek olduğunu açıkça söylemişti. Mehmet Şimşek, 2007'de kabineye girmesinin ardından Türkiye'deki emekli aylıklarını yüksek bulduğunu söyleyerek, bazı emeklilerin çalışırken aldıkları ücretin %106'sını emekli aylığı olarak aldığından şikayet bile etmişti. NEREDEN ÇIKTI BU EN DÜŞÜK EMEKLİ AYLIĞI? Mehmet Şimşek'in "emekliler çalışırken aldıkları ücretin yüzde 106'sını emekli aylığı alıyor" yakınması her şeyi anlatıyor. Geçmişte emekliler çalışırken aldıkları ücret ve maaşının yaklaşık yüzde 70-75'ini emekli aylığı olarak alırdı. Dolayısıyla 35-40 yıl çalışan bir işçinin emekli aylığı Şimşek'in şikayet ettiği düzeye çıkabilirdi. Şimdi en düşük emekli aylığı olarak bilinen uygulama geçmişte emekli aylıklarının alt sınırıydı. 1999 öncesinde emekli aylıklarının alt sınırı (asgari emekli aylığı) yüzde 70 idi. Emekli aylıklarının alt sınırı 1999'da 4447 sayılı yasayla yüzde 35'e indirildi. 2019'a gelindiğinde bu durum dayanılmaz bir hal aldı ve AKP bir "yama" işlemine başladı. 1999'da getirilen ve 2008'de AKP'nin koruduğu yüzde 35 alt sınır uygulaması felaketle sonuçlandı ve AKP 2019'da tornistan ederek Hazine katkısıyla tamamlama uygulamasını başlattı. Ancak sistemin temel özelliklerini değiştirmek yerine adeta bir "sadaka" gibi emekli aylıklarının her dönem yasayla özel olarak düzenlemesini tercih ettiler. 2019'da yeniden başlayan en düşük emekli aylığı uygulaması ile bir başka tehlike ortaya çıktı. 2019'da en düşük emekli aylığı 1000 TL iken ortalama emekli aylığı 2090 TL idi. Ortalama emekli aylığı en düşük aylığın yüzde 109 fazlasıydı. Tahminin 2026'nın ilk 6 ayında ortalama emekli aylığının 23.500 TL civarında olması. 4,9 milyon en düşük emekli aylığı olan 20 bin liraya mahkum edilirken 16,5 milyonun ortalama aylığı ise 23 bin 500 TL civarındadır. AKP'li bir yerel siyasetçi, eskiden emekli aylıkları aylarca ödenmiyordu, CHP'nin yönettiği dönemde emekliler aylarca aylık alamıyordu, şimdi emekli aylığı az ama düzenli ödeniyor deyivermiş. Türkiye'de emekli aylıklarının ve memur maaşlarının ödenmemesi ve aylarca gecikmesi asla söz konusu olmadı. Ama mızrak çuvala sığmaz. Emekli aylığı sefaletinin sorumlusu AKP hükümetleridir.

Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici

Genel Yayın Yönetmeni Muhabirler!

12 Ocak 2026 09:24

Aynı haber, Türkiye gazetesinde Genel Yayın Koordinatörü Yücel Koç'un, Yeni Şafak'ta Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Likoğlu'nun ve Sabah'ta ise Haber Koordinatörü Kenan Kıran'ın imzasını taşıyordu. *** ÇAKIR, "İFTİRA" DEDİĞİ HABERİ OKUMAMIŞ CHP'den istifa eden Mersin Milletvekili Hasan Ufuk Çakır, AKP'ye geçmesini "Bana iftira attılar" diye savunmuş. CNN Türk, TV 100 gibi televizyon kanallarında da "Tutuklu belediye başkanları için 'aklanmalılar' çağrısı yapmıştı: CHP'li Çakır'ın eski adli arşiv kayıtları ortaya çıktı" haberinde Çakır'a "oto hırsızı" iftirası atıldığı söylendi. Dahası haberde Çakır'ın "otodan hırsızlık" sabıkası olduğu belirtilmiyor; Çakır'ın karıştığı olaylar arasında bu da sayılıyor. Bu belgeye göre de Çakır'ın "Adli SİCİL kaydı" yok; "Adli sicil ARŞİV kaydı" var. Belgenin, "karıştığı olaylar" başlıklı bölümünde de Çakır'ın 2006-2013 yılları arasında "otodan hırsızlık", "tehdit" "kasten yaralama" ve "hakaret" gibi olaylara karıştığı belirtiliyor. Ancak halktv.com.tr'nin haberinde bu konu aktarılırken "Çakır'ın kayıtlarına göre; 15 Aralık 2006 tarihli kayıtta ilk suçlama olarak "otodan hırsızlık" olarak yer aldı" denilmiş, ardından gelen cümleler de "suçlamalar yer aldı", "suç başlıkları bulundu" diye noktalanmış. Ayrıca başlıktaki "Tutuklu belediye başkanları için 'Aklanmalılar' çağrısı yapmıştı" ifadesi, Çakır'ın da aklanması gereken suçları olduğu ve haberin de Çakır'ın tavrına karşılık vermek amacıyla hazırlandığı algısı yaratıyor. Sözcü TV'nin haber sunucuları Serdar Cebe ve Ekrem Açıkel, dedektif kılığına girmiş, "Bitirim ikili" filminin yıldızları olarak ellerinde silahla birilerini kovalıyorlardı! Görselin altına yazılan "Aksiyon hiç bitmiyor, gerçekler Sözcü televizyonunda konuşuluyor!" cümlesi de dedektif kılığındaki silahlı "haber sunucuları" şovuna denk düşmüş! Gerçekten de bu görselde haber de yok, haber sunucuları da. Üstelik de aksiyon, şiddet ve silah "iyi haber, kaliteli haber" üretmenin, yayımlamanın ve "Gündemin nabzı"nı tutmanın aracı olarak sunuluyor. Sabah gazetesinin haberi, "Şehir hastaneleri sağlıkta Türkiye'yi zirveye taşıdı" başlığını taşıyordu. Spotu da aynen şöyleydi: "Sağlık alanında dünyanın referans aldığı Türkiye'de, 9 yılda, dünya standartlarında 5 yıldızlı otel konforunda 27 şehir hastanesi hizmete açıldı. 6'sının da bu yıl faaliyete geçmesi bekleniyor." Madem bir "haber" yazıyorsunuz; o zaman başlık ile haber metni arasında bir uyum olmalı. • Yeni Akit, Berlin'deki sabotaj eylemi sonrası başlayan elektrik kesintisini "Hans karanlıkta kaldı" başlığıyla alaycı dille haber yaptı. • Türkiye Basın Federasyonu Başkanı Sinan Burhan, TBMM'de karşılaştığı Cumhurbaşkanı Erdoğan'a, "Efendim, özledik sizi' dediğini", "sevgi gösterisinde bulunduğunu" ve "Erdoğan'ı sevdiğini" yazarak "iktidar yanlısı" gazeteciliğin yeni bir örneğini sergiledi. • THY, iktidar yanlısı Akşam, Aydınlık, Dünya, Hürriyet, Milliyet, Posta, Sabah, Takvim, Türkgün, Türkiye, Yeni Akit, Yeni Birlik ve Yeni Şafak gazetelerine "Türk Hava Yolları kanatlanıyor" başlıklı tam sayfa reklam verdi. • "Terör örgütü propagandası yaptıkları" suçlamasını geniş haber yapan iktidar medyası, İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yöneticilerinin beraatini görmezden geldi. • Show TV'nin "Gazi o parçanın çıkarılmasını istiyor" haberinde suçlanan doktor ve hastanenin karşı görüşü yoktu; haber tek yanlıydı.

"Birlikte Daha Güçlü, Daha Dayanışmacı, Daha Eşit Bir Geleceği Kurabiliriz"

12 Ocak 2026 08:52

Kâr amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşu olan Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı (KEDV), dar gelirli kadınların yoksullukla mücadeledeki uzmanlıklarına, ailelerini ve toplumu geliştirme, dönüştürme güçlerine inancıyla; onlarla ilkeli bir ortaklık anlayışıyla çalışıyor, tüm projelerini onların ve çevrelerinin sinerjisiyle geliştiriyor, yerel yönetimler ve toplumdaki diğer aktörlerle işbirliği yapıyor. KEDV, 1986 yılından bu yana; yoksulluk ve eşitsizliklerin var olmadığı güçlü bir toplum oluşturmaya katkıda bulunmak amacıyla, kadınların yaşamlarını iyileştirme çabalarına destek olmak ve yerel kalkınmadaki liderliklerini güçlendirmek için çalışıyor. KEDV'nın vizyonunda ise, eşitsizliklerin ve yoksulluğun var olmadığı bir toplum var. KEDV bu hedefe ulaşmak için 3 ana program alanında çalışmalar yürütüyor: KEDV; başta İstanbul, İzmir, Mardin, Çanakkale, Şanlıurfa, Adana, Eskişehir olmak üzere Türkiye' nin hemen hemen her ilinde çalışmalar yürütüyor. Tüm çalışmalarını ve projelerini dar gelirli kadınların ve çevrelerinin sinerjisiyle geliştiriyor. KEDV, geçtiğimiz günlerde, "Sesimiz Birlikte Daha Gür Çıkar" başlıklı bir çağrı yayımladı. " 'Âdil, eşit ve sürdürülebilir bir gelecek için sesine ihtiyacımız var. Senin sesin de bu değişimin önemli bir parçası…' 'Daha Eşit Bir Gelecek' diyerek kadınların ücretsiz bakım emeğinin tanındığı, gelir dağılımının âdil olduğu bir düzeni talep ediyoruz. 'Kirletenler Bedelini Ödesin' çağrısıyla, iklim krizinden en çok etkilenen ama en az sorumlu olan kadınlar için âdil politikalar istiyoruz. 'Her Mahalleye Bir Yuva' diyerek, her çocuğun güvenli, ücretsiz ve eşit bakım hakkı olan alanlara erişebilmesi için mücadele ediyoruz. Her kampanya, kadınların yaşamında somut bir fark yaratmak için atılmış güçlü bir adım. Her imza, bu adımı daha da ileri taşıyacak bir el. Senin elin…" İmzamızı atmamız, mesajı paylaşmamız ve çevremizi bu çağrıya ortak etmemiz, değişimi birlikte mümkün kılmamız için çok değerli çünkü bazen bir cümle bile bir şeyleri değiştirebilir.

Filtreleme Haberleri

Köşe Yazarı

Hayat, Seçtiğiniz Kadındır…

Harun Reşit ile ilgili anlatılan bir menkıbeye göre, esir aldığı bir generale sorar "Kadınlar hayatta en çok ne ister". "Kadınlar en çok kendi iradeleriyle hareket etmek ister" der ve hür olur. Yeni Arayışlar Girişimi Platformu Derneği'nin sekiz yıldır istikrarlı biçimde düzenlediği "Kadın Girişimcileri Destekleme Zirvesi", artık bir etkinlik olmanın çok ötesinde, kadın hareketinin hafızasına kazınmış güçlü bir buluşma noktası. 8 Ocak 2026 tarihinde Taksim Elite World Hotel'de gerçekleştirilen zirve, bu yıl "Kültürel Miras" temasını ele aldı. "Artık kadınların devri olsun" cümlesi, bir temenniden çok, yaşanan küresel ve yerel krizlere karşı güçlü bir itirazdı. Gazetecilik mesleğini haber aktarmakla sınırlamayan, toplumsal dönüşümün bir parçası olarak gören bu duruş; kısa süre önce kendisine Ekonomi Gazetecileri Derneği tarafından takdim edilen "Yaşam Boyu Onur Plaketi" ile de taçlandırıldı. Bu iradenin kurumsal mimarlarından biri olan Zirve Başkanı Senur Akın Biçer, kültürel mirası nostaljik bir değer olarak değil de geleceği inşa eden canlı bir kaynak olarak ele aldı. 520 başvuru arasından, alanında yetkin ve benim de olduğum 100 kişilik jüri tarafından seçilen 25 kadın ve bir gençlik komitesi, aslında bireysel başarılarıyla değil; temsil ettikleri değerlerle sahnedeydi.

12 Ocak 2026 08:39

Köşe Yazarı

İran Değişecek; Ama Bombayla Değil

Geçen yıl İran'daydım. Yaklaşık 20 yıldır da belli sebeplerle ve belli aralıklar iranda bulundum ve oralardan geçtim. Ama geçen yıl gözlem ve analiz amacı da güden bir gezi ile İran'ı bir akademisyen olarak 10 gün boyunca gezdim. Bugün İran üzerine konuşanların önemli bir kısmı, bu ülkeyi hâlâ 1979'un donmuş bir fotoğrafı üzerinden okuyor. Oysa sahada bambaşka bir İran var. Dışarıdan bakıldığında İran'daki her toplumsal hareket ya "Batı destekli" ya da "rejimi devirmeye yönelik bir kalkışma" olarak okunuyor. Asıl mesele, İran'daki ekonomik krizdir. Buna rağmen İran halkı, bu krizi "dış düşman" söylemiyle açıklamanın artık yetersiz olduğunun farkında. Aksine, dış baskı arttıkça içerideki değişim talebi "güvenlik" gerekçesiyle bastırılır. Dış güçlerin yapması gereken şey İran'ı "dönüştürmek" değil, İran'ın kendi dönüşümüne alan açmaktır. Ben İran'da şunu gördüm: Değişim bağırarak gelmiyor.

12 Ocak 2026 08:38

Yeniden Âşık!

Namal'ın yaklaşık 6 aydır Ercan Han Üşümez ile birlikte olduğu konuşuluyor. Başarılı oyuncu, 2020'de 6 yıllık eşi ve iki çocuğunun babası olan nefes terapisti Ahmet Serdar Oral'ı kaybetmişti. Tosyalı Holding, sanatı, toplumsal hafızayı ve kurumsal değerlerini bir araya getiren "Tanıklığın İzleri" sergisiyle İskenderun'da yeni bir kültür ve sanat alanı açtı. Çebi, 2025 Türkiye Karting Şampiyonası Senior Kategorisi'nde şampiyonluk kazanan ilk kadın sporcu oldu. Tebrikler... 1807'den bu yana şekerleme ve tatlı ustalığını sürdüren Şekerci Cafer Erol, yeni mağazasını Terminal Kadıköy'de açtı. Açılış, Cafer Erol Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hakan Erol ile Terminal Kadıköy Yönetim Kurulu Başkanı Pelin Akın Özalp'in ev sahipliğinde gerçekleşti.

12 Ocak 2026 07:59

Renk Cümbüşü, Mavi Bir Film

"Avatar: Ateş ve Kül"de Jake ve Neytiri'nin ailesi yaşadıkları kaybın yasını tutarken, Pandora'da savaş büyüyor. "Avatar: Ateş ve Kül" aynı zamanda doğaya yüksek bir saygı gösteriyor. VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY) edebiyat kitaplığı, Lale Uçan'ın kaleme aldığı "Dürrüşehvar Sultan'ın Anıları" ile genişlemeye devam ediyor. Son Halife Abdülmecid'in çok sevdiği kızı Dürrüşehvar Sultan, 27 Ocak 1914'te, soğuk bir kış gününde Bağlarbaşı Köşkü'nde dünyaya gelir. Yazar, sürgünle başlayan bu hayatın farklı dönemlerinde kaleme alınan "Doğan" adlı metni yeniden yorumlayarak okurla buluşturuyor. Ahmet Güntan'ın güçlü kaleminden çıkan "Sarıldım Çiftliği", geçmişinden kaçmak için yollara düşen Yunus Ayvaz'ın ve onun iç sesi Sümbül Kovboy'un bitip tükenmez yolculuklarının romanı. Tuğçe Tatari, "Gençler Nereye", adlı yeni çalışmasında ülkenin önemli sorularından birini merkeze alıyor. Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan Sanat Dünyamız dergisinin 2024'te başlattığı Sanat Dünyamız Film Günleri bu yıl üçüncü kez düzenleniyor. Etkinlik, 23-26 Ocak günleri arasında Yapı Kredi Kültür Sanat Loca'da yapılacak. ◊ Tamer Levent, Barton Biggs'in "Hedge Cambazları" adlı eserini okuyor. ◊ Pınar Çekirge, Füsun Erbulak'ın "Ömür Dediğin Zarif Bir Ziyafet" adlı eserini okuyor. Ömer Buga, Flora Rheta Schreiber'in "Sybil" adlı eserini okuyor. ◊ Metin Zakoğlu, Deniz Yüce Başarır'ın "Perde Kapanmasa Görecektiniz" adlı eserini okuyor.

12 Ocak 2026 07:57

Londra'da Türk Gastronomi Çıkarması

İlk durağımız geleneksel Türk böreğini İngilizlere sunan ve açılışının ilk ayında 2 ton börek satış seviyesine ulaşan Levent Börek. Şubat ayında Londra'da üçüncü şubeyi açarak 2026'da dört şube olma hedefinde olduklarını söyleyen İzzet Hızlı, "Türk kahvaltısı hak ettiği noktada değil. Turistin ülkemizde deneyimleyip unutamadığı ve yurtdışında aradığı lezzetlerin başında kahvaltımız geliyor. İngilizlerin kahvaltı kültürü zayıf. Türk kahvaltısının zenginliği insanımızın ve mutfağımızın cömertliğini ortaya koyuyor" dedi. Londra'nın meşhur Knighstbridge semti, Türk gastronomi markalarının akınına uğramaya devam ediyor. Hafız Mustafa 1864'ün Harrods'ın karşısında açılmasının ardından aynı caddeye gelen Cafer Erol'dan sonra Kebapçı İskender de yakın mesafede bina satın almış ve şube açma hazırlığına başlamıştı. Tüm bu gelişmeler sonrası, geçen hafta ise tüm bu markalardan birkaç sokak ötede Yaprak isimli çağdaş Türk yemekleri sunan bir mekân açıldı. Bakalım Knighsbridge'teki Türk gastronomi fırtınası hangi markalarla devam edecek... Geçen ay ünlü Berkeley Square'in hemen yanı başında Chargal isimli bir Türk restoranı Serdar Demir tarafından açıldı.

12 Ocak 2026 07:47

Köşe Yazarı

Dünya Bir "Acaba" Üzerine Dönüyor: Bu Hafta Panik Değil, Strateji Zamanı

Sanki herkesin tahammül sınırı incelmiş, her haberin başlığına görünmez bir "acaba" iliştirilmiş gibi. Ancak gökyüzündeki Oğlak vurgusu, bu gürültünün arasında bize en kıymetli tavsiyeyi fısıldıyor: "Sağlam dur. Kontrolü kaybetme. Panik yapma, plan yap." Haftaya Ay'ın Akrep seyahatiyle, yani kriz yönetimi gerektiren bir atmosferle adım atıyoruz. Çarşamba Gününe Dikkat: Dilin Kemiği Yok Haftanın en kritik virajı Çarşamba günü. "Ben haklıyım" savaşları, etik tartışmalar ve abartılı vaatler havada uçuşabilir. Hele ki 17 Ocak'tan sonra Venüs Kova'ya geçtiğinde, ilişkilerde yeni bir motto benimseyeceğiz: "Seni seviyorum ama kendi alanıma da ihtiyacım var." Final Sahnesi: Sistem Kuran Kazanır Haftayı 18 Ocak gecesi gerçekleşecek Yeni Ay ile kapatacağız. Bu, hayalperest bir yeni ay değil; kravatını takmış, mesaiye kalmış ciddi bir yeni ay. Bize "Yıkılanı bırak, yenisini daha sağlam kur" diyor. Aile üyelerine iyi niyetle "Hallederim" dediğiniz konularda dikkatli olun; o yük sandığınızdan ağır olabilir. Kariyerle ilgili beklediğiniz o kritik haber Çarşamba veya Perşembe kapınızı çalabilir. İkili ilişkilerde bir "dayanıklılık testi"nden geçiyor olabilirsiniz. Hayatınızda "sistem" kelimesinin altını kırmızı kalemle çizmeniz gereken bir hafta. Pazartesi ve Salı, hızlı kararlar ve kısa yolculuklar gündemde. İş hayatında her zamanki disiplininize şimdi biraz da "özgürlük" katma zamanı. "Her yere yetişmeliyim" baskısı sizi yorabilir. Taşınma, tadilat veya ebeveynlerle ilgili konularda radikal adımlar atmak için acele etmeyin; Yeni Ay sonrası zemin daha sağlam olacak.

12 Ocak 2026 07:35

Köşe Yazarı

Yapay Zekâ Kullanmanın Bilişsel Maliyeti

Bu kapsamda yeni bir çalışma öğrenme sırasında bilgi toplamak amacıyla büyük dil modellerinin (LLM'ler) kullanılması ile geleneksel arama motorlarının kullanılmasının bilişsel yük ve öğrenme çıktıları üzerindeki etkilerine odaklanıyor (Matthias Stadler, Maria Bannert, Michael Sailer, Cognitive ease at a cost: LLMs reduce mental effort but compromise depth in student scientific inquiry, Computers in Human Behavior, 2024). Bir başka deyişle, arama motoru ile araştırmada arayan içeriğe daha aktif bir şekilde dâhil olurken LLM'lerde nispeten daha pasif bir konumdadır. Çalışmanın bulguları LLM kullanan öğrencilerin bilişsel yükün üç boyutunda da (dışsal, içsel ve yapıcı bilişsel yük) geleneksel arama motoru kullanan öğrencilere göre daha düşük bilişsel yük deneyimlediklerine işaret etmektedir. Dolayısıyla, geleneksel arama motoru kullanan öğrenciler LLM kullanan öğrencilere göre daha fazla derin işlem yapmakta ve gerekçeli metnin oluşturulmasında daha fazla yapıcı bilişsel yük kullanmaktadır. LLM'ler bilişsel yükleri azaltarak insan katkısını en düşük düzeye çektiği için gerekçe çeşitliliği de düşmektedir. Bu bulgular LLM'ler öğrencilere bilgi sunmakta etkili olsa da, öğrencilerin bunu eleştirel biçimde işleyip yapılandırılmış gerekçelere dönüştürme kapasitelerinin düştüğüne işaret etmektedir. Özetle, LLM'leri kullanan ChatGPT gibi üretken yapay zekâ uygulamalarının sağladıkları avantajların insanların bilişsel yükleri üzerinden önemli maliyetleri olduğu görülmektedir. Dolayısıyla, hem LLM kullanımı hem de üretilen gerekçelerin geleneksel yöntemlere göre daha çeşitli ve daha nitelikli olabilmesini sağlayan yaklaşımlar geliştirilmelidir.

12 Ocak 2026 07:33

Levent Köprülü

2026 Hareketli Olacak

2026'nın bir yandan Renault, Hyundai ile Tofaş'ın üretimine başlayacağı yeni modeller diğer yandan da Çinli markaların Türkiye yatırımlarıyla ilgili gelişme ve muhtemel kararlar açısından hayli hareketli geçmesi bekleniyor... Şubat ayından itibaren otomobilin Türkiye'de satışa sunulmasıyla birlikte ciddi bir hareketlilik yaşayacak olan Oyak Renault, yine bu yıl içinde "Boreal" adlı SUV'un üretimine de başlayacak. Avrupa'da elektrikli araç konusunda ciddi iddiası bulunan ve bu konuda yatırım yapmayı sürdüren Kia, "Renault 4" ve "Volkswagen ID Polo"nun yanı sıra "Skoda Epiq" gibi yakında piyasaya sürülecek elektrikli uygun fiyatlı modellerle rekabet edecek küçük SUV modeli "EV2"yi tanıttı. Başlangıç fiyatı 30 bin euro'nun altında olması beklenen araç, 42,2 kWsa ve 61 kWsa olmak üzere iki batarya seçeneğiyle, öne yerleştirilmiş 145 beygir civarında güç üreten bir motora sahip. Bu modelde hem 11 kW hem de 22 kW AC şarj seçenekleri sunulacağı, 400 voltluk bir elektrik sistemine sahip olduğu da diğer bilgiler arasında. Toyota, GAZOO Racing imzalı "GR GT" ve "GR GT3" modellerini de geçen yıl tanıtmıştı. Bozkurt, "Sektörümüz için 2025, globaldeki ve iç pazardaki gelişmeler yönünden tüm zorluklara rağmen olumlu bir yıl oldu... Yılın başında geçen seneye paralel bir pazar hacmi öngörülüyordu ancak Türkiye'nin yüksek nüfusu, artan mobilite ihtiyacı ve yaşlanan araç parkının yenilenme zamanının gelmiş olması, yeni rekor satış adetlerini destekleyen temel faktörler oldu" dedi. En Hızlı Büyüyen Hafif Ticari Araç Markası: Toyota En Hızlı Büyüyen Otomobil Markası: BYD En Çok Satılan Hafif Ticari Araç Modeli: Ford Courier En Çok Satılan Otomobil Modeli: Fiat Egea En Çok Satılan Hafif Ticari Araç Markası: Ford En Çok Satılan Otomobil Markası: Renault En Çok Satılan Otomobil ve Hafif Ticari Araç Markası: Renault Ayrıca Renault, Toyota, BYD ve Skoda, 2025 yılını rekorla kapattıklarını açıkladı...

12 Ocak 2026 07:33

Hakkı Öcal

İran'da Molla Rejimi Sallanıyor

Ocak 1978'den Şubat 1979'a kadar İran'da olup bitenler, eski Şah Muhammed Rıza Pehlevi'nin halkı isyana sürükleyen kötü yönetiminin yerini bir kere daha (o zamanki Sovyetlerin güdümündeki) komünistlerin alacağı korkusu, Siyonist mekanizmanın "ehveni şer" (kötülerin iyicesi) olarak "İslam Devrimi" fikrine itmişti. Rıza Şah'ın 1925'ten beri süren (gerçekte temeli komşu Türkiye'nin Kemalist Devrimleri olan) reformlarından sonra, Paris'te adeta konservelenmiş şekilde hazır tutulan Ruhullah Humeyni'nin kuracağı "Komünizm ve Sovyet aleyhtarı" hükumetinin, ortaya böyle bir İslam Cumhuriyeti çıkartacağını kimse beklemiyordu. İran'ın yeniden Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmesi, komünist bir hükumetin iş başına gelerek Rıza Şah'ın adeta bir batı ülkesine haline getirdiği (ama bu arada ekonomiyi batırdığı, sosyolojiyi altüst ettiği) İran'ı ABD ve İsrail yörüngesinden çıkartacağı korkusu, o zamanki ABD başkanı Jimmy Carter'ın Humeyni'ye "razı olmasını" sağlamıştı. Ama işler daha ilk günden Carter'ın umduğu gibi gitmedi ve Humeyni'nin "İslamcı" kadrosu, ABD elçiliğindeki görevlilerin rehine alındığı 444 gün süren kriz, bu sırada İsrail'in İslamcı olmayanları bile öfkelendiren komplo girişimleri, Irak lideri Saddam Hüseyin'in İran'a saldırısı sırasında başkan Reagan'ın Irak'ı desteklemesi, İran yönetiminin Yemen'den Lübnan'a uzanan Şii Hilali, Irak, Suriye, Lübnan ve Filistin'de Vekalet Savaşları, İran'ın nükleer silah hevesleri ve buna karşı ABD ve İsrail'in İran'ı bombalamaları, özetle son 45 yıldır olup bitenler, ortaya bugünkü kaosu çıkarttı.

12 Ocak 2026 07:33

Dr. Demet Erciyes

Kansere Çözüm Ve Aziz Sancar

Aziz Sancar, tam da böyle bir isim. Onu çoğumuz 2015 yılında aldığı Nobel Kimya Ödülü ile tanıdık. Aziz Sancar'a Nobel'i getiren çalışma, hücrelerimizin hasar gören DNA'yı nasıl onardığını ortaya koyuyordu. Aziz Sancar'ın son yıllarda yoğunlaştığı çalışmalar, özellikle beyin kanseri gibi tedavisi zor hastalıklarda dikkat çekici sonuçlar veriyor. Kuzey Karolina Üniversitesi'nde (UNC) yürütülen ve Sancar'ın da katkı sunduğu yeni bir araştırma, tıp dünyasında ses getirdi. Bu çalışma da tam olarak bunu yapıyor.

12 Ocak 2026 07:33

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.