

Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.
Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Hamdullah Baycar
Arap Baharı olarak bilinen halk hareketleri dalgasının Ortadoğu'yu sarstığı 2010-2011 döneminden itibaren yaklaşık on yıl boyunca Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile Suudi Arabistan tarihlerinin belki de en sıkı müttefiklik ilişkisini kurdu. Örneğin, BAE, küçük bir ülke olmasına rağmen 2015'te Yemen iç savaşına Suudi Arabistan'ın liderliğindeki koalisyona dâhil olarak ittifakın askeri olarak perçinlendiğini gösterdi. Bu dönemin sembolik figürleri olan Veliaht Prens Muhammed bin Selman ve Abu Dabi Emiri Muhammed bin Zayid, kamuoyuna sık sık kardeşlik mesajları vererek Körfez'de ve Ortadoğu'da oluşan Suudi Arabistan-BAE ittifakının canlı bir simgesi haline geldi. 2020'li yılların başından itibaren Yemen'deki çatışma stratejilerindeki uyuşmazlıklar ve ardından Katar ile normalleşme meselesindeki ayrışmalar, iki ülkenin aslında bölgesel düzene dair farklı vizyonlar taşıdığını giderek daha belirgin biçimde ortaya koydu. Şubat 2026'da başlayan İran Savaşı, bu kırılganlığı daha da derinleştirdi. Aralık 2025'te BAE destekli ve ayrılıkçı politikalarıyla bilinen Güney Geçiş Konseyi'ne bağlı milisler, Suudi Arabistan'a sınır komşusu olan Hadramut ve Mahra vilayetlerini ele geçirdi. Riyad, 30 Aralık 2025'te El-Mükella Limanı'na yönelik hava saldırıları düzenleyerek GGK'nın ilerleyişini fiilen durdurdu ve ayrışmanın açık bir askeri çatışmaya dönüştüğünü gösteren önemli bir kritik eşiği aştı. Bu anlamda, Suudi Arabistan'ın Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Genelkurmay Başkanı Abdülfettah el-Burhan'ın desteğine rağmen, BAE, Sudan'ın toprak bütünlüğüne meydan okuyan Hızlı Destek Güçleri'ni finanse etti ki bu durum, BAE-Suudi ilişkilerini daha da sorunlu hale getirdi. 28 Şubat 2026'da ABD ve İsrail'in İran'a yönelik koordineli saldırılar başlatmasıyla Körfez, tarihinin en büyük güvenlik krizlerinden biriyle yüzleşti. Suudi Arabistan ise bu konuda BAE'den farklılaştı. Nitekim Suudi Arabistan, BAE gibi İsrail'e yakın görünüp kendi nüfusu ve dünya Müslümanlarının tepkisini aldıkları risk ile BAE'nin aldığı risk aynı değildir. BAE, İran'ın kökten zayıflatılmasından ve bölgede ABD-İsrail ekseninin kalıcılaşmasından çıkar görürken, Suudi Arabistan, İran'ın tamamen çöküşünün yaratabileceği istikrarsızlıktan ve Şii kimliğinin İslam dünyasındaki yansımalarından çekinmektedir. Nitekim Pakistan yetkililerinin Nisan 2026 ateşkesi müzakerelerinde aracılık ettiği bildirildi. Nisan 2026'da başlayan BAE'nin Pakistanlı işçileri sınır dışı etme dalgası, kısa sürede yalnızca göçmenlik ihlallerine ilişkin rutin bir uygulama olmaktan çıkarak jeopolitik bir anlam kazandı. Enerji ve güvenlik analistlerine göre bu durum, Suudi Arabistan-BAE rekabetinin yalnızca ikili ilişkiyle sınırlı kalmadığını, doğrudan ya da dolaylı olarak onlarca ülkeyi içine alan bölgesel bir güç mücadelesine dönüştüğünü ortaya koymaktadır İki ülke arasındaki ayrışmanın belki de en somut ve en stratejik ifadesi, BAE'nin Nisan 2026'da OPEC ve OPEC+'tan çekilme kararıydı.
06 Haziran 2026 07:16

Fatih Sinan Esen
Yapay Zekâ Egemenliği, Yerli Altyapı ve Tedarik Zinciri Dünyanın dört bir yanındaki ülkeler, teknolojik dönüşüme ayak uydurmak ve dijital çağda bağımsızlıklarını ilan etmek amacıyla milli yapay zekâ stratejileri yayımlamakta, kendi dillerini konuşan, toplumsal değerlerini yansıtan yerli algoritmalar geliştirdiklerini duyurmaktadır. Yapay zekâ; büyük veri merkezlerine, sıvı soğutma sistemlerine, güç elektroniğine, denizaltı kablolarına ve toprağın derinliklerindeki kritik madenlere dayanan, yüksek enerji tüketen ağır bir fiziksel sanayi faaliyetidir. Dünyadaki yapay zekâ hızlandırıcı çiplerinin pazar payının yüzde 90'ına yakını tek bir Amerikan şirketinin, Nvidia'nın elindedir. Nitekim 2024 itibarıyla dünyadaki yapay zekâ hızlandırıcılarının neredeyse tamamı TSMC bünyesinde üretilmektedir. Bugün dünyadaki rafine edilmiş nadir toprak elementlerinin yüzde 91'inden fazlası tek başına Çin tarafından sağlanmaktadır. ABD'nin Çin'e yönelik başlattığı "yarı iletken ihracat kısıtlamaları" ve en gelişmiş yapay zekâ çiplerinin satışını ulusal güvenlik gerekçesiyle yasaklaması, donanıma sahip olmayan ülkelerin bir anda teknolojik felç yaşayabileceğini kanıtlamıştır. Devletimizin dijitalleşme adına attığı adımlar, e-Devlet kapısının ulaştığı yaygınlık veya uluslararası TOP500 süper bilgisayar listesinde 145. sıraya yerleşen TRUBA kapsamındaki ARF ACC süper bilgisayarı, ulusal veri kapasitemiz açısından kritik yığınaklardır. Burada asıl gaye saf bir içe kapanma değil, tedarik zincirinin kilit boğazlarında pazarlık gücü elde ettiğimiz ve bağımlılıkları yönetilebilir kıldığımız akılcı bir "modüler otonomi" inşa etmektir.
06 Haziran 2026 07:16

Faruk Taşçı
TÜİK tarafından 12 Mayıs-2 Haziran 2026 arasında açıklanan "aile", "gençlik", "eğitim", "sağlık" ve "kültür-sanat" istatistikleri, genellikle gündelik tartışmalarda gözden kaçan ama birlikte okunduğunda oldukça anlamlı bir tablo sunuyor. Buna çocuklar (yüzde 15,6), eş (yüzde 3,9), anne/baba (yüzde 3,3) ve torunlar (yüzde 1,9) dâhil edildiğinde geniş ailenin mutluluktaki payının çok daha yüksek olduğu anlaşılıyor. Hanelerin önemli bir kısmında (yüzde 41,9) çocuk bulunması ve yaşlıların çocuklarıyla yakın (yüzde 27,7) ya da (yüzde 37,9'u en az bir çocuğuyla) aynı hane içinde yaşaması, kuşaklar arası dayanışmanın da etkili olmaya devam ettiğini gösteriyor. İlkokuldaki (yüzde 95,4), ortaokuldaki (yüzde 89,1), ortaöğretimdeki (yüzde 82,9) ve yükseköğretimdeki (yüzde 46,3) yüksek net okullaşma oranları, özellikle kadınların eğitimdeki güçlü yükselişiyle birleştiğinde, insan sermayesinin niteliğinde belirgin bir artışa da işaret ediyor. 25-34 yaş grubunda yükseköğretim mezunu oranı 2008'de yüzde 13,5 iken 2025'te yüzde 45,6 seviyesine çıkmış durumda. Buna ek olarak, 25 yaş ve üzeri nüfus içinde yükseköğretim mezunu olanların oranı, 2008 yılında yüzde 9,8 iken 2025 yılında yüzde 26,1'e yükselmiş durumda. 6 yaş ve üzeri nüfusta okuma yazma bilenlerin oranı yüzde 91,8'ten (2008) yüzde 97,9'lere (2025) yükselmiş vaziyette. Zira örneğin 2016-2025 döneminde eğitim süresindeki artış Şırnak'ta yüzde 48,5, Hakkari'de yüzde 40,4, Muş'ta yüzde 35,7, Şanlıurfa'da yüzde 35,5 ve Van'da yüzde 33,1 seviyesinde. Kanser taramalarındaki artış (2022'in yüzde 10,8'inden 2025'in yüzde 16,7'sine), erken teşhis kültürünün güçlendiğini gösterirken, fiziksel aktivite oranlarındaki sınırlı ama olumlu artış da yaşam tarzında yavaş bir dönüşümün başladığını düşündürüyor. Mesela, çocuklara yönelik tiyatro faaliyetlerinde gösteri sayısı yüzde 5,5 ve seyirci sayısı yüzde 5,3 artmış durumda.
06 Haziran 2026 07:16

Ensar Kıvrak
CHP'nin Kimlik Bunalımı ve Mutlak Butlan Kararı Cumhuriyet Halk Partisi'nin 38. Olağan Büyük Kurultayı ve bu kurultayın temelini oluşturan İstanbul İl Kongresi hakkında mahkemenin verdiği mutlak butlan (kesin hükümsüzlük) kararı sonrası, CHP içerisindeki karşıt gruplar arasındaki suçlamalar devam etmektedir. Bu noktada bazı kesimler ise hem CHP içerisinde hem CHP dışarısında düşman ararken yine karşıtlıklar üzerinden kitleleri mobilize etmeye çalışmaktadır. Bu durum, aslında CHP'nin 2014'ten bu yana izlenen kimliksiz ve ideolojisiz siyaset arayışının bir sonucudur. CHP yönetimi, uzun süredir seçmenini "negatif partizanlık" olarak tanımlanan bir proje üzerinden mobilize ederek "sorgulamak yerine sadece iktidarın karşısındaki adaya oy ver" mantığını benimsemiştir. Bir parti içi muhalefet hareketi, mevcut parti yönetimini devirmek istiyorsa, delege tabanını ve kitleleri yeni bir siyasal projeye ikna etmekle yükümlüdür. Ancak CHP'nin 38. Kurultayı'na giden süreç incelendiğinde, Özgür Özel'in ve arkasındaki değişim hareketi olarak nitelendirilen kurmay aklın, partinin mevcut yönetimini ve köklü kurumsal delege yapısını fikirsel düzlemde sarsacak nitelikli çoğunluğu üretemediği anlaşılıyor. Nitekim mahkemece tespit edilen usulsüzlüklere rağmen kongrede birinci tur oylamada Özgür Özel, Kemal Kılıçdaroğlu'ndan yalnızca yüzde 1,3 oranında fazla oy alabilmiştir. Kurultaydaki usul sorunlarının her biri, belirli bir anlayışın doğal uzantısıdır: "Önemli olan gerçekleştirdiğimiz dönüşümdür, onu nasıl gerçekleştirdiğimiz talî bir meseledir." Pragmatizm, siyasi bir yöntem olarak son derece işlevseldir. Parti örgütü ise bu kararı onaylamakla yükümlüdür. Sonuç: Usulsüzlük Bir Belirtidir CHP'nin kurultay sürecinde yaşanan usulsüzlükler ve bunların doğurduğu mutlak butlan kararı, partinin kimlik bunalımının bir semptomu; ideolojisizleşmenin ve pragmatizmin kaçınılmaz maliyetidir.
06 Haziran 2026 07:16

Ali Osman Karaoğlu
Atina yönetimi zaman zaman "deniz alanları haritası" yayımlayarak kendi maksimalist tezlerini hukuki ve coğrafi birer gerçeklik gibi dikte etmeye çalışmakta, Türkiye'nin meşru deniz yetki alanlarını ise görmezden gelmektedir. Bu senaryonun tüm adalar için hayata geçirilmesi, Ege Denizi'nin yüzde 70'inden fazlasının tek taraflı olarak Yunan egemenliğine devredilmesi anlamına gelmekte ve Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin kıta sahanlığını anlamsız hale getirmektedir. Böylesi bir sınırlandırma, uluslararası hukuk gereğince "açık deniz" (uluslararası sular) statüsünde kalması gereken alanları ölçüsüzce daraltarak uluslararası deniz hukukunun en temel ilkelerinden biri olan seyrüsefer serbestisini (freedom of navigation) ciddi şekilde ipotek altına almaktadır. Bu iddiayı temellendirirken de tarafı olduğu 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin (BMDHS) 3. maddesinde öngörülen 12 millik üst sınırı, coğrafi özelliklerden bağımsız bir "doğal hak" olarak yorumlamaktadır. Türkiye bu haklı hukuki tezlerini pekiştirmek ve Ege'de aleyhine bir bölgesel teamül hukukunun (regional customary international law) oluşmasını engellemek adına stratejik adımlar atmıştır: 1) Türkiye, sözleşmenin getirdiği rejimin Ege'nin ve Doğu Akdeniz'in özel şartlarına uymaması nedeniyle 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne taraf olmamıştır. 2) Sözleşme öncesi ve sonrasındaki süreçte 12 mil uygulamasının Ege'de bir kural haline gelmesini engellemek için uluslararası hukukta "ısrarlı itirazcı" (persistent objector) statüsünü sürdürmüştür. 3) Yunanistan'ın karasularını genişletme beyanlarına karşı 1995 yılında TBMM tarafından müşterek bir şekilde "casus belli" (savaş nedeni) kararı alınmıştır. Atina yönetimi dönemsel olarak siyasi demeçler, uluslararası raporlar veya "deniz alanları planlama haritaları" vasıtasıyla 12 mil stratejisini canlı tutmaya çalışsa da Türkiye'nin kararlı hukuki ve diplomatik duruşu karşısında bu tezlerini fiiliyata dökememektedir. 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin (BMDHS) karasularına ilişkin hükümlerinin uluslararası teamül hukukunun bir parçası haline geldiği kabul edilse de söz konusu norm karasularının genişliği için mutlak bir kural değil, yalnızca 12 deniz millik bir üst sınır öngörmektedir. Yunanistan'ın iddialarının aksine BMDHS devletlere otomatik veya mutlak bir "12 mil hakkı" bahşetmemektedir. Bu bağlamda, Atina'nın sıklıkla öne sürdüğü "12 mil hakkının uluslararası teamül hukukundan kaynaklandığı" tezi Ege Denizi özelinde hukuken geçersizdir. Üstelik Yunanistan bununla yetinmeyip, yine AB'nin desteğine güvenerek, Türkiye anakarasına yakın konumda bulunan ve uluslararası andlaşmalarla (1923 Lozan ve 1947 Paris Andlaşmaları) silahsızlandırılmış statüde kalması taahhüt edilen adaları militarize ederek uluslararası hukuku açıkça ihlal etmekte ve kronikleşen krizi daha da derinleştirmektedir. AB bir yandan transatlantik güvenliği yeniden tesis etmek için Türkiye'nin askeri ve stratejik desteğine ihtiyaç duyduğunu itiraf etmekte diğer yandan ise "AB dayanışması" kisvesi altında Yunanistan'ın Ege ve Doğu Akdeniz'deki maksimalist tezlerine koşulsuz bir biçimde arka çıkmaktadır.
06 Haziran 2026 07:16

Mahmut Övür
Sıfır Atık Vakfı'nın İstanbul Atatürk Havalimanı'nda düzenlediği "küresel forum" a gittiğimde, birkaç konuklu klasik bir etkinlikle karşılaşacağımı düşünmüştüm. Başkan Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın "Sıfır Atık Projesi" ni küresel bir markaya dönüştürdüğünü, BM'nin 30 Mart'ı "Dünya Sıfır Atık Günü" ilan ettiğini biliyordum ama İstanbul'da yapılan bir toplantıya BM temsilcisi dâhil 183 ülkeden 5 bin kişinin geleceğini doğrusu tahmin edemezdim. Bir anlamda Başkan Erdoğan'ın son 15 yıla damgasını vuran "Dünya beşten büyüktür" ve "Daha adil bir dünya" siyasi talebinin, dünyanın kirletilmesine itiraz eden "Sıfır Atık Projesi" yle tamamlanmasıydı. Doğrusu karşılık da alıyor ki, Afrika'dan Asya'ya, Avrupa'dan Amerika'ya dünyanın 183 ülkesi İstanbul'da buluşuyordu. Konuşmasının her satırı önemliydi ama Afrika'daki kabile kültürünü yansıtan "Ubuntu" felsefesini anlatması ders niteliğindeydi... Forumun konukları arasında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, BM Temsilcisi Anaclaudia Rossbach ve Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş da vardı.
06 Haziran 2026 07:16

Okan Müderrisoğlu
"Özel" kurgu siyaseti ve hedefi! CHP Grup Başkanı Özgür Özel' in, bir gün önce kendisine yönelik sert eleştirilerde bulunan MHP Lideri Devlet Bahçeli' nin yanına giderek, "hiçbir şey yokmuşcasına!" davranmasına... Son dönemde Özel'in, hukuki mücadele yerine toplumsal huzuru bozacak " fiziki mücadele" tarzı tehlikeli söylemleri tekrar etmesi üzerine Sn Bahçeli, sağduyunun temsilcisi olarak "açık uyarı" görevini üstlendi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan' ın, 1 Haziran 2026'daki Kabine toplantısının ardından yaptığı açıklaması ile 3 Haziran'daki anlatımının şu bölümlerini not etmekte fayda var: Kurultay salonlarından mahkeme koridorlarına taşan bu siyasi ve hukuki mücadelenin hiçbir yerinde biz yokuz, olmadık ve olmayacağız. "Türk siyasetine yakıştıramadığımız tüm bu tartışmaları güvenli takip mesafesinden izlemekle yetiniyoruz!" (3 Haziran 2026)
06 Haziran 2026 07:16

Selahattin Dönmez
Ancak doğru pişirme yöntemleri ve doğal besin tercihleri, birçok takviyeden daha güçlü etki sağlar Son yıllarda toplumsal olarak yaşanan "Yiyecekler yeterli vitamin içermiyor ve pestisit dolu!" korkusu aslında gıdaya güvenin sarsıldığının açık göstergesi. Ancak bu değişim sosyal medya mecralarında bahsedilen "Doğal besinlerde artık vitamin mineral yok" algısı gibi derin değildir. Bu değişimler çinko ve bazı minerallerin yüzde 1-3 oranında azalmasıyla gözlenen, şu an sağlık açısından risk yaratmayan ancak çevresel yapılanma ve tarım arazilerinde doğru üretim sağlanmadığında şiddeti derinleşecek önemli konudur diyebilirim. İyi undan ekmek yapan, ekşi mayayı 24 saat fermente eden, organik ve geleneksel tarım ürünleri üreten, ekolojik sebze ve meyve eken, antibiyotiksiz hayvan üretimi açıkçası oldukça fazla üreticiyle bizlerin iyi beslenmesine katkı sağlamaktadır. Diğer bir yandan pestisit endişesini ortadan kaldırmak için ise taze sebze ve meyveleri 1 litre suya 5 yemek kaşığı karbonatlı suda bekletip durulamak yüzde 85'e kadar pestisitten arınmaya katkı sağlamaktadır. Egzersizden 20-30 dakika önce içilen kahve yağ yakımını destekler. - Süt sağlıklı ve doğal besindir. Ancak aşırı süt süt tüketimi değil günde 1 bardak inek, keçi, manda vb süt 8 gr protein garantörüdür. Ancak müthiş bir detoks sağlar. DOĞAL BESİNLERDEN EN ÜST DÜZEYDE YARARLANMAK 11 İÇİN TÜYO 1 Etleri pişirirken damla damla akan suyunda B12 vitamini bulunur. 2 Siyah çaydaki antibesin öğesi olan tanenler demir emilimini azaltır. 4 Kırmızı et, tavuk, hindi eti, balık etinde bulunan hayvansal demirin emilimi için C vitamini içeren bir besin yemenin emilim açısından bir anlamı yoktur. Maydanoz, biber, narenciye, kivi, brokoli, çilek, yeşil yapraklı diğer sebzeler gibi Askorbik asit içeren besinleri eklemek önemli. 5 Havuç ve kırmızı biber pişirildiğinde A vitamini öncü bileşiği beta karotenin biyoyararlılığı artar. 8 Ispanak piştiğinde antibesin öğesi olarak bildiğimiz okzalatların miktarı azalır ve böylece demir, kalsiyum gibi minerallerin emilimini olumsuz etkilemesi engellenir hatta emilimin artmasını bile sağlayabilir. 9 Domates pişirme ile güçlü antioksidan olan likopenin vücutta kullanımı maksimuma çıkar. 11 Sütün yoğurt mayası ile fermentasyonu çinko ve B12 vitamininden daha zengin bir süt ürünü olmasını sağlar. Fermente süt ürünleri iyi B12 vitamini ve çinko minerali kaynağıdır.
06 Haziran 2026 07:16


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Pınar Yıldız Yüksel
Eskiden çocukların rol modelleri anne-babaları, öğretmenleri ya da mahalleden biri olurdu ama şimdi bunların yerini YouTuber'lar aldı. Çocuklar büyüdüklerinde izledikleri YouTuber'lar gibi olmak, onlar gibi hayatlar kurmak istiyorlar. Dijital karakterlerin çocuklar üzerindeki etkisi bu kadar artarken, anne-babalar ise bu durum karşısında nasıl davranmaları gerektiğini bilemiyor. 9 yaşındaki oğlu, akşam yemeğinde ciddi ciddi "Ben büyüyünce YouTuber olacağım, çünkü onlar istediği zaman tatil yapıyor" demiş. Eskiden "büyüyünce ne olacaksın?" sorusunun cevabı öğretmen, doktor, belki bir futbolcudan ibaretti. - Çocukların tanımadıkları insanlarla bu kadar güçlü bağlar kurabilmesi, ilk bakışta tuhaf görünür. Bir çocuğun hiç elini sıkmadığı, hiç aynı odada bulunmadığı, hatta kendisinden haberi bile olmayan birine karşı sevgi, hayranlık ve aidiyet hissetmesi yetişkin aklına garip gelebilir. Çocuk onu tekrar tekrar izledikçe zihni şöyle düşünmeye başlar: "Bu kişi bana samimi geliyor." Samimiyet tanıdıklık ve tanıdıklık hissi zamanla güvene dönüşür. Çünkü insan zihni "tanıdık olmak" ile "yakın olmak" arasındaki farkı her zaman ayırt edemez. Her gün aynı sesi duyan, aynı yüzü gören çocuk bir süre sonra o kişiyi hayatının parçası gibi hissetmeye başlar. Ancak çocuk "Onu seviyorum." demekten ziyade, "Sanki onu tanıyorum." veya "Sanki arkadaşım gibi." diyorsa, artık mesele beğeninin ötesine geçmiştir. Psikolojik açıdan bu durum bize şunu söyler: Çocuk, içerik üreticisini bir medya figürü olarak değil, sosyal çevresinin bir parçası olarak algılamaya başlamıştır. Çocuğun bir içerik üreticisini "arkadaşı gibi" görmesi aslında yakınlık ve aidiyet ihtiyacıyla ilgilidir. Psikolojik olarak çocuk, sık gördüğü ve sürekli konuştuğu birini "tanıyormuş" gibi hisseder. Bu yüzden You- Tuber'ı gerçek bir arkadaş gibi algılayabilir. Kısaca: Bu durum, çocuğun yalnızca içerik tüketmesi değil, dijital ortamda sosyal bağ kurmaya çalışmasıdır. Çocuk zihni için bu çok güçlüdür. Çocuk, ilişki hisseder ama ilişki yaşamaz. Katkı sağladığı nokta çocuk aidiyet hisseder. Gerçek insan ilişkileri karmaşıktır. Oysa dijital figürler her zaman ulaşılabilir görünür. Bu durum zamanla çocukta şu beklentiyi oluşturabilir: "İlişkiler beni sürekli iyi hissettirmeli." Fakat hayat böyle işlemez. Gerçek sevgi bazen sıkıcıdır. Parasosyal ilişkiler yoğunlaştığında çocuk, gerçek ilişkilerin doğal kusurlarına karşı daha tahammülsüz hâle gelebilir. Aileler bu etkiyi tamamen "ortadan kaldırmak" yerine dengelemek ve sağlıklı yönlendirmek üzerine kurulu bir yaklaşım geliştirmelidir. Çünkü dijital rol modeller artık çocukların hayatından çıkarılabilecek bir unsur değil; yönetilmesi gereken bir gerçekliktir. 10–15 yıl sonra bu çocuklar tek tip bir "iyi" ya da "kötü" yetişkin olmayacak. - Çocukların YouTuber'ları rol model alması, psikolojik açıdan bakıldığında şaşırtıcı değil; hatta insan gelişiminin doğal bir sonucudur. Çocuk, hayranlık duyduğu kişinin davranışlarını, konuşma biçimini, duygusal tepkilerini ve hatta dünya görüşünü içselleştirmeye başlar. Çünkü çocuk zihni için rol model, yalnızca bir insan değil; aynı zamanda "olunabilecek bir gelecek"tir. Rol model ile çocuk arasında gerçek bir ilişki vardı. Günümüzde ise çocuklar, kendilerini hiç tanımayan insanlarla duygusal bağ kuruyorlar.
06 Haziran 2026 07:16

İlker Gezici
Korku sinemasının klişelerini ti'ye alan dilimize Korkunç Bir Film diye çevrilen Scary Movie serisi, 2000'den bu yana popüler kültürün nabzını tutan en uzun soluklu parodi markalarından biri. İlk film, Çığlık ve benzeri gençlik korkularını absürt mizahla harmanlayarak gişede 157 milyon dolar hasılat elde etti ve parodi türünü ana akıma taşıdı. Serinin sonraki filmleri ise dalgalı bir grafik çizdi: üçüncü film (The Ring ve Signs parodisi) 110 milyon dolar ile güçlü bir geri dönüş sağlarken, beşinci film (Paranormal Activity parodisi) yalnızca 32 milyon dolar ile serinin en zayıf halkası oldu. Toplamda yaklaşık 462 milyon dolar hasılatla, Scary Movie korku parodisi türünün en bilinen markası haline geldi. 25 yıl önce korku sinemasının parodisi olarak başladığı yolculuğu, kültürel fenomenlerin hicvine dönüştüren ve ciddi bir hayran kitlesi bulunan serinin 6. Filmi nihayet izleyiciyle buluştu. Sinema salonu sahipleri, özellikle korku ve nostaljinin gişe hasılatını artırdığı bir dönemde, 25 yıllık parodi serisinin en yeni filmine büyük umut bağlıyor. Marlon Wayans, Shawn Wayans, Keenen Ivory Wayans ve Craig Wayans'ın senaryoyu Rick Alvarez ile birlikte yazdıkları film, ekibi 2001'den bu yana ilk kez bir araya getiriyor. Çirkin (The Substance), Smile (Gülümse), Terrifier 3, Longlegs filmleri ve Wednesday dizisi ironiden nasibini alıyor. Hatta film yer yer korku sinemasından çok günümüz internet kültürünün parodisine dönüşüyor. Yine de Scary Movie 6, başarısız bir geri dönüş değil. Film, korku sinemasının kendisini fazlasıyla ciddiye aldığı bir dönemde ortaya çıkıyor ve tam da bu nedenle işlevini yerine getiriyor. Sinemaseverlerin yakından bildiği ve ilgiyle takip ettiği Açlık Oyunları serisinin ikinci halkası Açlık Oyunları 2: Ateşi Yakalamak yeniden vizyonda.
06 Haziran 2026 07:16