Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Elon'un Roketi Tmsf'ye Geçseydi
Türkiye'de kayyım böyle bir şey oldu. İlk atamalar 'terör bağlantısı' gerekçesiyle geldi; önce şirketler, sonra medya kuruluşları hedef oldu. Her seferinde "geçici" denildi. "Bir vida beyim," diyor müfettişe, "bir sökeriz bir bırakırız, tren devrilmez." Muhtarın da o vidalardan kilit yaptırdığını öğreniyoruz sonra. TMSF sitesinde 03.12.2025 itibariyle şirket sayısı 1314. Şimdi sormamız gereken soru şu değil: "Bu atama hukuka uygun muydu?" Şu: "Biz kayyımı ne zaman istisnai bir tedbir olmaktan çıkarıp olağan bir yönetim aracına dönüştürdük?" SpaceX, Microsoft ve Meta'nın Türkiye'de faaliyet gösteriyor olduğunu hayal edin. Elon Musk'ın kurduğu SpaceX, 1,77 trilyon dolarlık değerlemeyle halka arz oldu; kapanışta 2,1 trilyon doları aşarak dünyanın en değerli şirketleri arasına girdi. ABD Ticaret Bakanlığı Türkiye'yi "güvenilmez yatırım ortağı" listesine alabilir. Kayyım atanır atanmaz, Uluslararası veri koruma otoriteleri harekete geçebilir; AB GDPR kapsamında Türkiye'yle veri transferini askıya alabilir. Fortune 500 şirketleri Türkiye'deki bağlantılarını kesebilir. IMF, Dünya Bankası ve benzeri uluslararası kuruluşların Türkiye'deki yatırım ortamına ilişkin değerlendirmeleri olumsuz etkilenebilir. Teknoloji sektöründe "Türkiye riski" kalıcı bir kategori haline gelebilir. Elbette SpaceX, Microsoft ya da Meta Türkiye'de değil. Bunun en somut örneği olan 2009 Chrysler kurtarmasında; Kongre onayıyla şeffaf bir süreç yürütülmüş, hissedar hakları mahkemece güvenceye alınmış ve devlet payı 2011'de özel sektöre geri satılarak 11,2 milyar dolar net kâr elde edilmiştir. Türkiye — El Koyma ve AYM Freni: 6758 sayılı Kanun üzerinde yapılan değişiklikle TMSF' ye devredilen şirketlerin mal varlıkları tamamen veya kısmen satabileceği gibi, şirketin tasfiyesine de karar verilebiliyor, genel kurul yetkileri TTK hükümlerine bağlı kalmaksızın kullanılabiliyordu. Anayasa Mahkemesi, bu geniş yetkileri şirket ortaklarının mülkiyet hakkı ve adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirdi ve 12 Aralık 2025'te iptal etti; karar 9 ay sonra, yani Eylül-Ekim 2026'da yürürlüğe girecek. Türkiye, bu standartlardan giderek uzaklaşıyor. Seçilmiş yerel yöneticilerin adli/idari tasarruflarla görevden alınarak yerlerine atama yapılması, Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Şartı bağlamında 'seçmen iradesinin temsil yetkisinin zedelenmesi' olarak eleştirilmektedir. Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi, Türkiye'deki kayyım atamalarını doğrudan "uluslararası hukuka aykırı olduğu" gerekçesiyle eleştirmektedir. Kongre, Türkiye'de yerel demokrasi açısından "genel olarak bozulan bir tablo" saptadığını belirtmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne Ek 1 No'lu Protokol, serbest seçim hakkını güvence altına alır; bu güvenceye rağmen seçilmiş başkanların toplu olarak görevden alınması AB üyelik sürecinin fiilen çıkmaza girmesinin sembolik dönüm noktalarından biri oldu. 2023'e dek 300'ü aşkın belediyeye uygulandı; ancak her vaka yargısal kayıtlarla belgelenmiş somut suç kanıtına dayanıyor. Hindistan Anayasası'nın 356. Maddesi, "anayasal düzenin çöküşü" halinde merkezi hükümetin eyalet yönetimini devralmasına izin veriyor. 1951'den bu yana 100'den fazla kez kullanıldı; Indira Gandhi döneminde muhalefet partili hükümetlere karşı siyasi araç haline geldi. -ABD — Eyalet Müdahalesi: Fiilen İmkânsız ABD'de federal hükümetin seçilmiş bir belediye başkanını görevden alması anayasal olarak neredeyse imkânsız. 10. Madde (Tenth Amendment) yerel yönetim yetkisini eyaletlere bırakıyor; eyaletlerin de yerel yönetimlere müdahalesi için yüksek yasal eşikler var. Detroit iflasında (2013) bile belediyeye "emergency manager-acil durum yöneticisi" atanması tartışmalı bir eyalet kararıydı ve federal mahkemede sert biçimde sorgulandı. Ekonomistler "kayıp yatırımı" ölçmekte zorlanır; çünkü gelmemiş olan görünmez. Küresel risk değerlendirme firmalarının "rule of law" (hukuk devleti) endekslerinde Türkiye'nin son on yılda yaşadığı dramatik düşüş, doğrudan yabancı yatırımların aynı dönemdeki seyrini neredeyse bire bir yansıtıyor. SpaceX Hawthorne'da, Microsoft Redmond'da, Meta Menlo Park'ta kurulduysa bu tesadüf değildir. Avrupa Konseyi'nin "uluslararası hukuka aykırı" dediği, Hindistan Yüksek Mahkemesi'nin kırk yıl önce fren koyduğu, İtalya'nın mafya karşıtı yasasının bile içermediği güvencesizlikler Türkiye'de olağan yönetim pratiği haline geldiğini eleştirmenler dile getirmektedir. "Herkes yapıyor" diyerek vidasını söken toplum, bir gün kuralını bilmeyen çocuğunun elinde raydan çıkar.
15 Haziran 2026 00:01

Özgüvensiz Liderlerle İlişkiler
Yönetim yazını açısından "özgüven"; bireyin belirli bir görevi, rolü veya sorumluluğu başarıyla yerine getirebileceğine ilişkin inancı ve bu inancın davranışlarına yansımasıdır. Bireyin kendi yetkinliği, kararları veya etkisi konusunda duyduğu şüphenin iş performansını ve yönetsel davranışlarını olumsuz etkileyecek düzeye ulaşması ise "özgüvensizlik" olarak tanımlanabilir. Bireysel olarak ne kadar başarılı olursak olalım, iş hayatının bizi çoğu zaman hazırlıksız yakalayan bir yönü vardır: Özgüven problemi yaşayan bir lider veya iş arkadaşıyla ilişkileri yönetmek (1). Korn Ferry'nin Haziran 2024'te duyurduğu Workforce 2024 Global Insights Report kapsamında, altı ülkede 10.000 profesyonel ile yapılan araştırmada: ABD'deki CEO'ların %71'inin, Diğer üst düzey yöneticilerin %65'inin Özgüvensizliğin bir çeşidi olarak tanımlanabilecek "sahtekârlık sendromu" belirtileri gösterdiği bulgusuna ulaşılmıştır. Araştırmanın belirli ülkeler ve katılımcılarla sınırlı olduğu dikkate alınarak bu oranlara ihtiyatla yaklaşmak gerekir. İnsan ilişkilerindeki bağlanma biçimleri ile özgüvensizlik arasında da belirli ilişkiler bulunmaktadır. Psikolog John Bowlby ve Mary Ainsworth tarafından geliştirilen bağlanma kuramına göre dört farklı bağlanma tarzından söz edilebilir: 1.Güvenli bağlanma: Kişi kendisini değerli görür, başkalarına güvenebilir ve sağlıklı yakınlıklar kurabilir. Bu modelde kişi şu inanca sahiptir: "Ben yeterince iyi değilim, insanlar beni terk edebilir." 3.Kaçıngan bağlanma: Kişi yakın ilişkilerden kaçınır, yardım istemez ve duygusal bağımlılığı zayıflık olarak görür. Bu modelde kişi şu inanca sahiptir: "İnsanlara güvenilmez, kendime yetmeliyim." 4.Korkulu-kaçıngan (dağınık) bağlanma: Kişi hem yakınlık ister hem yakınlıktan korkar. Bu modelde kişi şu inanca sahiptir: "İnsanlara ihtiyacım var ama onlardan zarar görebilirim." Bağlanma biçimleri büyük ölçüde erken dönem yaşam deneyimleri tarafından şekillenir ve stres altında daha görünür hâle gelir. Araştırmalar iş yaşamında kaygılı ve kaçıngan bağlanma örüntülerine daha sık rastlandığını göstermektedir (1). 4.Psikolojik analiz yapmak: "Senin sorunun özgüvensizlik." "Çocukluk travmalarından dolayı böylesin." "Bağlanma problemin var" gibi yorumlar çoğu zaman ilişkiyi iyileştirmek yerine bozar. Uzmanlar özgüvensizlik davranışı sergileyen kişilerle daha sağlıklı ilişkiler kurulması için çeşitli önerilerde bulunmaktadır. Düzenleme (regulate): Özgüvensiz lider tehdit altında hissediyorsa önce o tehdit algısını azaltmak gerekir. Örneğin "Bu süreç tamamen yanlış" demek yerine "Sistemin güçlü yanlarını koruyarak bazı iyileştirmeler yapabiliriz" yaklaşımı savunma refleksinin kontrol altına alınmasını sağlar. Aslında "özgüvenli" ve "özgüvensiz" ayrımına pratik olarak ihtiyaç da olmayabilir.
15 Haziran 2026 00:01

Ralli Nerede Bitecek, Bitince Kime Yarayacak?
Seçilmişlik, milli irade, serbest siyasi faaliyet, ifade hürriyeti, mülkiyet hakkı gibi değerler; belediyeler, mahkemeler, Yüksek Seçim Kurulu, Anayasa Mahkemesi gibi kurumlar sistemden dışlanıyor. Mala mülke el koymalar, en sonunda "fiyat artışını önlemek için" tavukçunun, yumurtacının kapısına kadar dayandı. Bütün bunlar, "Türkiye Dubai olacak, bütün yatırımcılar bize koşacak" kampanyasının hemen peşinden oluyor. Operasyonlar, her halkasında iktidarın parmak izleri olmasına rağmen "Bizimle alakası yok" diyerek ilerliyor. Tekrarlayalım; iktidar bu yola en geç 2028'de yapılacak seçimler için girdi. Diploma kılıfı uyduruldu ve davalar yağdırıldı ama İmamoğlu 'nun seçim kazanma potansiyeli kırılamadığı için büyük ralli başladı. Bu nispeten kolay çünkü Meclis erken seçim kararı aldığında otomatikman bir kez daha aday olabilecek. Asıl problem, aday olduktan sonra seçimi kazanabilmek. Çünkü ister İmamoğlu hapiste olsun, ister CHP'ye el konulsun, ister şu ister bu; sonuçta sandığa gidilecek ve muhtemelen ikinci turda iki aday milletin karşısına çıkacak. 19 Mart'ta başlayan ve nerede duracağını muhtemelen Erdoğan'ın da bilmediği ralli de bu yüzden başladı. Nerede duracağı ise seçimi garanti edecek eşik yakalanamadığı için kestirilemiyor.
15 Haziran 2026 00:01

Enflasyonu Düşüremedik Ama Tavuklara Kayyım Versek…
Bir kere bu meselenin Adalet Bakanlığı ile bir ilgisi olamaz. 19 Mart 2025'te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu 'na bir sahur vakti yapılan operasyondan bu yana, iktidar sanki memleketi yönetme işini askıya alarak her sabah milleti yeni bir operasyonla uyandırmak gibi, kendisine yeni bir icraat alanı icat etmiş bulunuyor. Bilindiği gibi 2019 yerel seçimleri öncesinde de iktidar, memleketin huzurunu bozan, enflasyonu azdıran " patates-soğan çetesi "ni keşfetmiş ve onları millete açıkça ilan etmişti. Hatta öyle ki Ticaret Bakanlığı, " yandım, bittim " diyerek patateslerini köy meydanına döken çiftçi hakkında idari para cezası verileceğini, halkı kin ve nefret duygusuna sevk ile Cumhurbaşkanı'na hakaret suçlarından savcılığa suç duyurusunda bulunulacağını bile açıklamıştı. O günleri hatırlayalım iktidar tarafından " patates-soğan çetesi " olarak tanımlanan tüccarlara kaşı adeta bir kampanya başlatılmıştı. Sanırsınız ki soğan ve patatesler isyan hareketi başlatmış ve rejim " beka tehlikesi "yle karşı karşıya kalmıştı. Ama gerçek sandıkta anlaşılmıştı ki sokaklarda patates, soğan kovalamanın AK Parti iktidarına zerrece bir faydası olmamış ve 2019 yerel seçimlerinde İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirleri kaybetmişti. Sonra' butlan ' diye bir yöntem icat edilerek Kemal Kılıçdaroğlu'nun da yardımıyla CHP'nin nefesi kesildi ama bu operasyon da AK Parti'nin derdine çare olamadı. Nitekim henüz yeni parti kurulmadan yapılan anketler gösteriyor ki CHP'den ayrılması muhtemel büyük kitlenin kuracağı parti, şu anda bile AK Parti ile başa baş durumda.
15 Haziran 2026 00:01

Gezen Tavuklara Fuhuş Operasyonu
Gürlek, operasyon gerekçesini şöyle izah ediyor: "Piyasa işleyişini bozarak haksız fiyat artışlarına ve tüketici mağduriyetine yol açan eylemler…" Operasyon öncesi medyada 'mangal dönemi başlayınca tavuk kanat fiyatlarının 500 liraya çıktığı' yönünde haberlere rastlıyoruz. (İhracat yasağının Şubat 2026'da geldiğini hatırlatalım) Toparlayayım: Tavuk fiyatları TL bazında bile neredeyse hiç artmamışken sadece mangal sezonu dolayısı ile kanat fiyatları artış göstermiş. Mesela 2015 yılından bir haber: "Havaların ısınması ile mangal sezonu başladı. Talep yoğunluğu nedeniyle tavuk kanadının fiyatı 10-12 liradan 17-18 liraya çıktı." Bir başka haber: "Mayıs ayında 90 lira olan tavuk kanadının kilosu 160 liraya yükseldi Temmuz 2023)" Dikkat edin buradaki artış mayıs ayından temmuz ayına. Tarım konusunda bilgisini tartışmayacağımız Ergin Kahveci'ye sorduğumda durumu şu şekilde açıkladı: "Tarım ürünlerinin fiyat hareketleri belli dönemlere bağlıdır. Mesela yayla sezonunda çiğ süt pahalı olur ama o sezonda okullar tatil olduğundan paket süt ucuz olur. Bu örnekte olduğu gibi yumurta fiyatı da yazın artmaz, ucuz olur. Siz tavuklara 'bugün yumurtlama yarın yumurtla' diyemezsiniz. Tavuk eti de öyledir. Ara sezonda ucuzdur, yaz ve turizm sezonunda pahalıdır." Bir de halka açık şirket olan Banvit bilançosundan aktaralım: Yılın (2026) ilk 3 ayında 7 milyar 890 milyon liralık satışa karşılık satışların maliyeti 8 milyar 107 milyon lira olmuş. Lakin şirket 2025 yılının kalan 9 ayında brüt kârını hiç artıramamış (tavuk fiyatlarındaki düşme ile paralel) Bir de 2024 yılına bakalım: 41,3 milyarlık satıştan 9,7 milyar lira brüt kâr ve 6,2 milyar lira da faaliyet kârı elde etmiş. (Bütün tavuk eti) Fiyat endeksi dolar bazında 148,0'den Aralık 2025'de 98,8'e düşmüş durumda. CHP'ye her operasyon sonrası anında gelen ünlülere yönelik operasyonlara bakınca insan "neden olmasın?" diye düşünmeden edemiyor. Burada tam gerçeği İSO Başkanı Erdal Bahçıvan söylemiş: "Türkiye'nin büyüme hikâyesi; yatırım yapan, üretimden vazgeçmeyen, istihdam sağlayan, ihracatla ülkesine değer katan ve tüm vergi–sigorta yükümlülüklerini yerine getiren özel sektörümüzün omuzlarında yükseliyor. Hukuk işlesin; yanlış varsa gereği yapılsın. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak bunu yaparken çok hassas bir dengeyi de korumak zorundayız. Bir sektöre, bir üretim zincirine, yatırım yapan sanayiciye ve üreticiye dönük topyekûn bir itibarsızlaştırma dili, Türkiye'ye fayda sağlamaz. Aksine yatırım iştahını zedeler, üretim cesaretini kırar, istihdamı ve ihracatı olumsuz etkiler." İş dünyası, ekonomi dışı müdahalelerin nelere yol açtığını çok iyi biliyor. Mesela "Nass Ekonomi Modeli" ile ülkemizin faiz ödemesi 8-10 milyar dolardan 55-60 milyar dolara yükseldi. Mehmet Şimşek, bakanlık koltuğuna otururken "Rasyonel politikalara geri döneceğiz" demişti.
15 Haziran 2026 00:01

Kendini Dev Aynasında Görmek
"Yoldan geçenin adını kupaya yazıyorlar." denilerek küçümsenen 2026 Dünya Kupası'ndaki ilk maçımıza, Avustralya karşısında aldığımız mağlubiyetle başladık. "Biz her zaman buralarda olmalıyız." Evet, olmalıyız. Ancak rakipleri tanıyarak, güçlerini bilerek ve gerçekçi değerlendirmeler yaparak burada olmalıyız. Pazar sabahı oynanan maçta Avustralya, bize dev aynasından bakmanın ne demek olduğunu gösterdi. Arda Güler bonservisi kadar değeri olmayan bir ülke takımı bize ne yapabilir?" anlayışı, aslında yıllardır peşimizi bırakmayan hastalığın bir yansıması. Benzer tabloyu kulüp takımlarımızda da görüyoruz. Avrupa maçları öncesinde, "Biz Galatasaray'ız, Fenerbahçe'yiz, Beşiktaş'ız; Dinamo Zagreb kim, Frankfurt kim, Young Boys kim?" düşüncesine sıkça kapılıyoruz. Yıllardır zihinlerimizden çıkaramadığımız anlayış da tam olarak bu. "Rakibin böyle oynayacağını, kapanacağını biliyorduk. Avustralya takımında hayatı hikaye olacak iki oyuncu vardı. Afrika mülteci kamplarında doğan Mohamed Toure (22) yaş, Irankunda (20) hücum hattının kemiği. Toure, devre arasında transfer olduğu Norwich'te 12 maçta 13 gole katkı yaparak turnuvanın izlenmesi gereken oyuncuları arasına adını yazdırmış durumda. Bir de şu 2002 başarısını artık geride bırakalım, 24 yıl önce kazanılmış bir başarı evet ama 2026'nın ikinci yarısını geçirirken o zamanla, bu zamanı denk tutmayalım.
15 Haziran 2026 00:01

Montella'nın Çözülemeyen Şifresi
Tam 24 yıllık uzun ve hasret dolu bir bekleyişin ardından nihayet sahne aldığımız Dünya Kupası'na, ne yazık ki hiç beklemediğimiz, hayal kırıklığı yaratan bir Avustralya mağlubiyetiyle başladık. Maçın kaderini belirleyen en temel faktör, Teknik Direktör Vincenzo Montella'nın oyun kurgusunun sahada hiçbir şekilde karşılık bulamamasıydı. Avustralya'nın deneyimli teknik adamı Tony Popovic, sahaya net bir beşli savunma bloku sürerek tüm oyun planını millilerimize bozma üzerine kurmuştu. Montella'nın, boyları 1.90'ın üzerinde olan üç devasa Avustralya stoperinin arasına 1.72'lik Kerem Aktürkoğlu'nu yerleştirmesi, aslında topun yere inmesi durumunda yakalanacak fırsatlara yapılan bir yatırımdı. İlerleyen dakikalarda gelen Kenan Yıldız ve Yunus Akgün hamleleri kağıt üzerinde doğru kararlar olsa da Avustralya'nın alan daraltan etkili oyunu millilerimize o kritik boşlukları tanımadı. Yetersiz oyun kurgusu, zayıf fiziksel mücadele, hem hücumda hem de savunmada baş gösteren zaaflar, grupta kalan iki maç öncesinde çok da olumlu sinyaller vermiyor.
15 Haziran 2026 00:01

Tavuk Şirketlerine Kayyum: Ekonominin Geldiği Son Nokta...
Türkiye ekonomisi adına bugün yaşananlar, artık sadece bir "ekonomi yönetimi tercihi" değil, doğrudan doğruya bir rejim tartışmasına dönüşmüş durumda. Daha acı olan ise bunun sadece Türkiye'de konuşulmaması… Dünyanın ekonomi çevreleri de yaşananları dikkatle izliyor. "20 yıl vergi vermeyeceksiniz" diyorsunuz… Çünkü yatırımcı vergi oranına değil, hukukun öngörülebilirliğine bakar. Siz enflasyonu yanlış ekonomi politikalarıyla büyütüp sonra polisiye yöntemlerle fiyatları baskılamaya çalışırsanız bunun adı ekonomi yönetimi olmaz. Şimdi de şirket yöneticileri hedefe konuluyor. Bir şirket fiyat artırır. Bu dünyanın her yerinde böyledir. Tam tersine piyasaya korku salar. Daha kötüsü, Türkiye'nin dışarıdaki algısını ağır biçimde bozar. Çünkü artık mesele tavuk değil.
15 Haziran 2026 00:01

Ahmet Rasim'in Hatıralarındaki Türk Matbuat Ve Edebiyat Hayatı: Eşikteki Boş Kavgalar
Geçen hafta Ahmet Rasim'in "Muharrir, Şair Edib" (Haz. Tanpınar'ın "Saatleri Ayarlama Enstitüsü"nde bahsettiği gibi, zamanın yazar ve şairlerinin, gazetecilerinin çoğu, hâlâ Şark'a özgü bir 'masal dünyası' içinde kıraathane, meyhane köşelerinde kimi derbeder ve gelmekte olan kültürel çözülmeden bihâber, Zemzeme'dir, Demdeme'dir, kafiye kulak için midir, göz için midir, yok efendim bu söyleyiş gramer kurallarına aykırıdır, berk (şimşek) gürültü çıkarmaz gibi sathi meselelerle güle oynaya vakit geçiriyor. Bu kültürel meselenin/ tehlikenin Ahmet Rasim'in de pek farkında olduğu söylenemez. Örneğin Recaizade taraftarı olan Menemenlizade Tahir'in kendilerine karşı olarak gördüğü ve "Berk" dergisinde toplanan üdebaya "Gürleyip berk gibi.." diyerek bir kıtayla saldırması, buna Şeyh Vasfi'nin "Gürlemez bizim diyarda berk/Menemen berki aceb gürler mi?" beytiyle cevap vermesi. Osmanlı şuarası hâlâ uyumakta, "Saatleri Ayarlama Enstitüsü"ndeki kıraathanede bulunan esafil-i Şark gibi. Ahmet Rasim'in deyişiyle bir 'tekne kazıntısı" yeni çocuk doğuyor, "çirkin de olsa sevilecek, kendisine bir bakışta Şarklı, bir bakışta Avrupalı, bir bakışta da vatansız denilecekti." (s. 155). Benzetmekte bir beis var bilmiyorum ama Recaizade'yi bayrak edinen bu 'Batı yanlısı' edebiyat çevresi "Saatleri Ayarlama Enstitüsü"ndeki Halit Ayarcı'nın saf/ acemi hâli gibi… Gözü yaşlı, melankolik, yapay bir dille yazılmış bir sürü şiir. Hâsılı, Osmanlı matbuatı Doğu-Batı arasında ikiye ayrılmış, ne Doğu'da ne Batı'da olabilen, 'eşik'te, yeni dünyanın da eski dünyanın da dışında, şaşkın, hâlâ kendi masal âleminde, çayhane, kıraathane, meyhane köşelerinde, gazete idarehanelerinde sudan konuları tartışmakla meşgul. Hatıraları okurken Mehmet Âkif'in dönemin üdebasına ilişkin yazdığı mısraların doğru olduğu kanaati pekişti bende. Ahmet Rasim, zaman zaman bu 'hengâme'nin farkında olduğunu hissettiriyor. Örneğin "Servet-i Fünûn dehât-ı şiir ve inşasının" Naci'ye yönelik yazdıklarının genelde boş ve "devr-i cedid-i edebî"nin "büyük bir komedi" (s. 172) olduğunu, edebiyat-ı cedidenin "seri bir neşv ü nema ile folluk buldukça yumurtladığı"nı (s. 132) belirtiyor. Özetle 1880-1890'lı yıllar, asıl çatışmanın ne olduğundan bihaber şuara ve üdebanın 'eşik'te, asıl meseleden uzak, ucuz tartışmalarla zaman harcadığı, tabiri caizse 'kendine çelme attığı' bir dönem. Ahmet Rasim'in devrin iki genç şairi Mehmet Celâl ile Andelip'in hâline dair şu satırları, o yıllardaki inkırazı üzücü de olsa yansıtıyor: "Kaç defa Celâl'i, Andelib'i ellerinde yarı yazılmış bir gazel veya manzume olduğu hâlde sızmış görmüşümdür!" (s. 223), Diğer yanda da "âdeta dâ'ü'l-efrence (Frengi hastalığına) tutulmuş bir 'şebâb-ı edeb" (edebiyat gençliği).
15 Haziran 2026 00:01


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Ruhban Okulu Eylül'de Açılıyormuş…
Heybeliada'da bulunan Rum Ortodoks Patrikhanesine bağlı Ruhban Okulu 1971 yılına kadar din adamları yetiştiriyordu. Dünyadaki tüm Rum Ortodoks mezhebine mensup Hristiyanların dini önderliğini yapan Patrik ve İstanbul Başpiskoposu Bartholomeos da bizzat Heybeliada'daki Ruhban Okulu'ndan mezundur aynı zamanda. Okul, 1 Ekim 1844 yılında Sultan Abdülmecid döneminde Osmanlı Devlet'inden resmi izin alınarak açıldı ve Cumhuriyetimizin 1923 yılında kurulmasıyla birlikte her hangi mevzuatında değişiklik yapılmadan 1971 yılına kadar din adamları yetiştirmeye devam etti. Söz konusu 127 yıl içinde yaklaşık 1.000'den fazla din adamı yetiştiren okulda sadece Türkiye'de Rum Ortodoks Kilisesi için değil, Yunanistan, Balkanlar, Orta Doğu ve dünyanın çeşitli yerlerde hizmet eden mezunlar verdi. O da okulun lise kısmı yani Heybeliada Özel Rum Lisesi eğitimine 1972 yılına kadar devam etti. Yani, Türk Devleti Rum Patrikhanesini hedef aldığından dolayı Ruhban Okulu kapatılmadı. Günümüze geldiğimizde 3 Mart, 2023 tarihinde Heybeliada'daki okulun restorasyonu için ruhsat izni verildi. Verilen tarih son derece manidar zira 3 Mart, 1924 tarihinde Cumhuriyetimiz kurulduktan sadece 5-6 ay sonra aynı gün içinde, yani 3 Mart, 1924'te en önemli devrim yasaları yürürlüğe konuldu. Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte Atatürk, din işlerini devletin denetimi altına alarak Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü gibi benzeri yapılar oluşturduktan sonra "özerk" statülerine de kaldırılmış oldu. Adalar Belediyesi 15 Haziran-15 Ekim arasında tüm Adalarda inşaat faaliyetlerini durdurma kararı ve uygulaması olmasına rağmen Ruhban Okulu için nedense bu yasak yürürlükte değil. Tıpkı 1971 yılında Türkiye Cumhuriyetinin Anayasa Mahkemesinin verdiği karara Patrikhane uymadığı gibi yine belediyelerimizin de aldığı kararlara uymuyor, çünkü şu an son hızla tadilatlarına ve arka bahçesinde bulunan alanda yerin altında 250 kişilik toplantı salonunun inşaatına ara vermeden devam ediyor. Fener Rum Patriği Bartholomeos, Atina'daki Yunan basınına 11 Mayıs 2026 tarihinde Heybeliada Ruhban Okulu ile ilgili "müjde" vererek "görkemli bir açılışla yeniden okul kompleksindeki kapsamlı yenileme çalışmaları tamamlanacak ve Eylül ayında da açılışını kutlayacağız" dedi. Oysa bina hiç bir zaman kapanmadı ve her gün 09.00-12.30 arasında ziyaretçi almaya devam ediyor. Bu konuyla ilgili Reuters'ın yaptığı haberde "Halki ilahiyat okulu (Yani Ruhban okulu) EKÜMENİK PATRİKHANENİN ana teoloji okulu olarak Doğu Ortodoks Kilisesi'ne merkezi bir rol oynamaktadır" olarak belirtiyor.
15 Haziran 2026 00:01