

Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.
Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Buğday Da Ovp'ye Takıldı
Mayıs ayı başında maliyeti 30.90 TL olan yaş çaya 35 TL fiyat açıklandı. Oysa ki, çay üreticisi köylüler 40 TL fiyat, (5 TL'de prim talebiyle) 45 TL bekliyordu. Geçen yıl 13.5 TL olan buğday fiyatı yüzde 22 artışla bu yıl 16.5 TL olarak açıklandı. İki aydır sürekli "Bu yıl yağmur çok yağdı, buğday üretiminde rekor artış olacak" haberleri yapıldı. Ne zaman fındık üreticisinin fiyat beklentisi yükselse hemen "Rekolte yüksek çok üretim olacak, fiyattan kaybettiğinizi daha çok satıştan kazanacaksınız" güzellemeleri, bombardıman halinde devam eder. TMO Genel Müdürü "Yağışlar çok oldu sulama giderleri azaldı, verim yükseldi rekolte çok" diyerek, buğdaya kimseye beğendiremedikleri düşük fiyatı neden verdiklerini açıklamaya çalıştı. Yüzde 40 zamlanan mazot, yüzde 47.5 artış olan gübre, fiyatı katlanan tarım ilacı, işçilik, biçer parası vs. bunlar hesaplarında yok. Açıklanan buğday alım fiyatı, girdi fiyat artış oranlarını karşılamadığı gibi, bırakalım ENAG'ın (bağımsız araştırmacıların) hesapladığı yüzde 53 yıllık enflasyon rakamını, TÜİK'in açıkladığı yüzde 32 enflasyonu bile karşılamıyor. Eskiden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bol hamaset üzerinden tarım ürünlerine fiyat açıklardı. R.T. Erdoğan da bu tepkileri göğsünde yumuşatmak üzere "Bir gram dahi ürün ziyan olmayacak ofis kendisine getirilen tüm ürünleri alacaktır" dedikten sonra "İran krizi nedeniyle artan girdi maliyetlerinin farkındayız, temel destek ve planlı destek miktarlarını güncelleyeceğiz" dedi. Edirne'den köylüler "Buğdayın maliyeti 21.5 lira, fiyat açıklanmadan önce tüccarlar 18-20 liraya buğday alıyordu, şimdi fiyatı aşağı çektiler" diye isyan ediyorlar. Erdoğan, "20 milyon ton depolama kapasitesi ile TMO teslim edilen tüm buğdayı alacak" diyor da TMO'ya ürün teslimi sorunlarının çözümüne ilişkin bir şey söylemiyor. Saray iktidarı, TMO'nun 1 Ekim'den itibaren 18.5 TL'den buğday, 14 TL'den arpa satacağını açıklayarak, şirketlere hasat sonrasına da fiyat garantisi vermiş oldu. Suyu şişeleyip satan şirketler 2024 yılında 11.8 milyar litre, 2025 yılında 12.6 milyar litre suyu şişeleyip sattılar.
15 Haziran 2026 00:05

15-16 Haziran Bugünün İşçilerine Ne Diyor?
İşçi sınıfımızın 15-16 Haziran'da sembolleşen mücadelesinden öğrenmeye devam ediyoruz. Ülkemiz işçi sınıfının görkemli eylemi olan 15-16 Haziran eylemini 56'cı yılında bir kez daha anıyoruz. Evet, yarım yüzyıla yakın bir zamandan beri 15-16 Haziran günlerinin içinde yer aldığı hafta içinde ileri işçiler, mücadeleci sendikacılar ve sınıf partisi başta olmak üzere emek mücadelesinden yana her çevre 1960'lı yıllarda 15-16 Haziran'a gelen işçi sınıfı mücadelesinin bugüne ışık tutmaya devam eden derslerini tartışıyorlar. Bunlardan birisi "komünizmi telin mitingi" öteki ise "Kıbrıs Türk'tür Türk kalacak mitingi" idi. Türk-İş kendi özelliğini ise; "partiler üstü sendikacılık" ya da "siyaset üstü sendikacılık" gibi Amerikan sendikacığının Türkiye versiyonu olarak ilan etti! Ama'60'lı yıllarda dünyada neler olduğunun fark etmeye başlayan işçiler Türk-İş'in bu tutumunu "sınıf iş birlikçisi sendikacılık", "sarı sendikacılık" olarak ilan ederek, Türk-İş'ten DİSK'e geçen bir mücadeleyi sendikal hareketi de "sınıf mücadeleci bir sendikacılık" çizgisine taşıdılar. 2-) Sınıf, sınıf mücadelesi, kapitalist sömürü, sosyalizm gibi kavramlarla bağlantılı konuların işçiler arasında tartışılmaya başlaması: 1960'lı yıllar sadece gençlik mücadelesi açısından değil işçi sınıfı mücadelesi açısından da dünyadaki gelişmelerden önemli ölçüde etkilendiği bir dönemdir. Örneğin dönemin en kitlesel antiemperyalist eylemi olan ve tarihe "Kanlı Pazar" olarak geçen eylem, DİSK ve üye sendikaların temsili değil binlerce işçinin kendi pankartlarıyla katıldığı "6. Filo Defol", "NATO'ya hayır", "Tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye" gibi sloganların öne çıktığı bir eylemdi. Eğer 15-16 Haziran'a gelen mücadele içinde yetişmiş bir grup ileri işçi ve mücadeleci sendikacıyı toplayıp "Bugün ne yapmalıyız" diye sorsak bu işçiler herhalde bize şunları söylerdi: - İnsanca yaşanacak bir ücret ve çalışma koşulları için talepleriniz etrafında birleşip mücadele etmeniz vazgeçilemezdir. Çünkü bu konuda aradan geçen 50 yılda pek çok yeni şey öğrendiniz. Evet, 15 -16 Haziran'ı yaratan işçiler bunları söylüyor bizlere.
15 Haziran 2026 00:04

Ezberlerle Yüzleşmek
CHP'de haftalardır süren kurultay ve yönetim tartışmaları artık sadece bir parti içi çekişme olarak görülemez. Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel arasında yaşanan gerilim, karşılıklı açıklamaların sertleşmesi, disiplin süreçlerinin konuşulması, yeni parti ihtimallerinin kulislere yansıması ve bütün bunlar yaşanırken muhalefetin diğer aktörlerinin aldığı pozisyonlar, Türkiye siyasetinin çok daha derin bir sorununa işaret ediyor. Ancak CHP'de yaşanan süreçte konuşulan disiplin soruşturmaları, ihraç ihtimalleri ve parti içindeki tasfiye senaryoları, mücadelenin sıradan bir kongre yarışının ötesine geçtiğini gösteriyor. Çünkü bu durum, yıllardır CHP kimliği altında siyaset yapan bir grubun gerektiğinde parti kimliğinden vazgeçebileceğini gösteriyor. Fakat CHP krizinin Türkiye siyasetine dair asıl anlattığı hikâye, parti içindeki mücadeleden daha fazlasıdır. Örneğin son dönemde CHP'li bazı isimlerin İYİ Parti'ye yönelik eleştirileri dikkat çekiyor. İYİ Parti'nin yaşanan süreçten siyasi avantaj elde etmeye çalıştığı, "selden kütük kapmaya çalıştığı" yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Oysa aynı isimlerin, son yıllarda CHP ile çok daha yakın siyasi ilişki kurmuş olan DEM Parti'nin sessizliğine benzer ölçüde tepki göstermemeleri dikkat çekici bir tablo ortaya çıkarıyor. Burada mesele DEM Parti'nin neden sessiz kaldığı ya da İYİ Parti'nin neden farklı bir pozisyon aldığı değildir. Tam da bu nedenle CHP'deki kriz, Türkiye'deki ittifak siyasetinin gerçek doğasını görünür hale getiriyor. Çünkü yaşananlar, yıllardır siyaseti "iyi-kötü", "demokrat-antidemokrat", "ilerici-gerici" gibi keskin kategoriler üzerinden açıklamaya çalışan yaklaşımın sınırlarını gösteriyor. Bugün CHP'de yaşananlar da tam olarak bunu gösteriyor. Aynı zamanda Türkiye siyasetinin uzun süredir ertelediği bir yüzleşmeyi de işaret ediyor. CHP'deki kriz, bu sorunun cevabını vermeye başladığımız gün, sadece bir parti içi tartışma olmaktan çıkacak ve Türkiye siyasetinin dönüşüm hikâyesinin önemli bir parçası olarak hatırlanacaktır.
15 Haziran 2026 00:01

Emekliye Memura Dev Müjde...
Her yıl olduğu gibi yine aynı manşetler dolaşımda. "Memura tarihi zam…" "Emekliye dev müjde…" "Vatandaşı enflasyona ezdirmeyeceğiz…" Oysa millet artık bu cümleleri ezbere biliyor. Mesele maaşa yapılan zam değil. Türkiye'de maaşlar kâğıt üzerinde sürekli artıyor. Ama alım gücü büyümek bir yana, her geçen gün biraz daha küçülüyor. Tamam, emekli maaşı birkaç yıl öncesine göre arttı. Sormazlar mı adama; "Öyleyse vatandaş neden hâlâ geçinemiyor?" diye... Mesele, o maaşın kaç gün dayanabildiği. Bugün aynı aile markete girdiğinde sadece temel ihtiyaçları almak için bile sepet küçültmek zorunda kalıyor. Oysa vatandaş markette, pazarda, kirada, faturada bambaşka bir enflasyon yaşıyor. Bugün İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de hatta Anadolu'daki birçok şehirde ortalama kira bedelleri asgari ücretin tamamını tek başına yutuyor. Yani vatandaş sadece markette, pazarda, kirada değil, hayatın her alanında ezim ezim eziliyor. Milyonlarca insan yıl sonuna kadar aynı maaşla yaşam mücadelesi verecek. Üstelik mevcut asgari ücret artık birçok hesaplamaya göre açlık sınırının neredeyse 10 bin lira altında kalmışken. 114 bin liralık yoksulluk sınırı ise yapılacak zamlarla bile yakalanmayacak. Yani mesele artık düşük ücret değil. 25-30 yıl çalışmış… Ülkeye katkı sağlamış insanlara bugün adeta "harçlık alan çocuk" muamelesi yapılıyor. Verdikleri 3-4 bin liralık fark bırakın refah yaratmayı, bir market torbasını bile doldurmuyor. Bugün Türkiye'de milyonlarca emekli yeniden çalışmak zorunda kalıyorsa bunun nedeni "aktif kalmak istemeleri" değil. Ekran, gazete ve sosyal medya mecralarında "dengelenme", "dezenflasyon", "program çalışıyor" monşerliği ile vatandaşı oyalaması. "Bu ay nasıl ayakta kalırım?" diye düşünüyor.
15 Haziran 2026 00:01

Chp'nin Yürüyen Ve Yürümeyen Aksamı
Parti dışından bir müdahaleyle değil, siyasi şartları kendince okuyarak, meskenini fay hatlarının depreşmediği bir araziye kurmayı tercih ederek. Bugün CHP'nin 'bazı aksamı' hariçten müdahaleyle iktidar aparatı haline getiriliyor. Partinin seçilmiş lideri Özgür Özel Mecliste ve Meclis dışında CHP'nin muhalif tabiatını ayakta tutmaya çalışıyor. 'Çıkma' dediğim, 'eski CHP'nin motoru. 'Sorun CHP'nin sorunu. Bir diğeri de iktidarın tayin ettiği CHP'nin yandan çarklı bir muhalefet olarak varlığını sürdürmesi. (Bülent Ecevit'in dükkânı açık tutmayı başardığı için olağan-dışı şartlarda Başbakan olduğunu hatırlayalım.) Ehlileştirilmiş CHP'nin yapabileceği dükkânı açık tutup müşterinin geleceği günü beklemektir. Yeni bir siyasi hareket başlatırlar, yeni bir parti kurarlar. Eğer mutlak butlanla malul CHP'den yeni bir siyasi hareket doğarsa tabanın büyük kısmı CHP'den kopmuş olacak. Yakın tarihimizdeki başarılı örneklerden biri AK Parti'ydi. Fakat öyküsü CHP'ninkinden farklı. AK Parti'Millî Görüş' geleneğinin içinde yetişmiş siyasetçiler tarafından 28 Şubat'ın siyasetin itibarını sıfıra indirdiği bir dönemde yeni bir siyasi hareket olarak ortaya çıktı ve başarılı oldu. Sadece CHP tabanına değil bütün Türkiye'ye hitap etmeleri gerekiyor.
15 Haziran 2026 00:01

Elon'un Roketi Tmsf'ye Geçseydi
Türkiye'de kayyım böyle bir şey oldu. İlk atamalar 'terör bağlantısı' gerekçesiyle geldi; önce şirketler, sonra medya kuruluşları hedef oldu. Her seferinde "geçici" denildi. "Bir vida beyim," diyor müfettişe, "bir sökeriz bir bırakırız, tren devrilmez." Muhtarın da o vidalardan kilit yaptırdığını öğreniyoruz sonra. TMSF sitesinde 03.12.2025 itibariyle şirket sayısı 1314. Şimdi sormamız gereken soru şu değil: "Bu atama hukuka uygun muydu?" Şu: "Biz kayyımı ne zaman istisnai bir tedbir olmaktan çıkarıp olağan bir yönetim aracına dönüştürdük?" SpaceX, Microsoft ve Meta'nın Türkiye'de faaliyet gösteriyor olduğunu hayal edin. Elon Musk'ın kurduğu SpaceX, 1,77 trilyon dolarlık değerlemeyle halka arz oldu; kapanışta 2,1 trilyon doları aşarak dünyanın en değerli şirketleri arasına girdi. ABD Ticaret Bakanlığı Türkiye'yi "güvenilmez yatırım ortağı" listesine alabilir. Kayyım atanır atanmaz, Uluslararası veri koruma otoriteleri harekete geçebilir; AB GDPR kapsamında Türkiye'yle veri transferini askıya alabilir. Fortune 500 şirketleri Türkiye'deki bağlantılarını kesebilir. IMF, Dünya Bankası ve benzeri uluslararası kuruluşların Türkiye'deki yatırım ortamına ilişkin değerlendirmeleri olumsuz etkilenebilir. Teknoloji sektöründe "Türkiye riski" kalıcı bir kategori haline gelebilir. Elbette SpaceX, Microsoft ya da Meta Türkiye'de değil. Bunun en somut örneği olan 2009 Chrysler kurtarmasında; Kongre onayıyla şeffaf bir süreç yürütülmüş, hissedar hakları mahkemece güvenceye alınmış ve devlet payı 2011'de özel sektöre geri satılarak 11,2 milyar dolar net kâr elde edilmiştir. Türkiye — El Koyma ve AYM Freni: 6758 sayılı Kanun üzerinde yapılan değişiklikle TMSF' ye devredilen şirketlerin mal varlıkları tamamen veya kısmen satabileceği gibi, şirketin tasfiyesine de karar verilebiliyor, genel kurul yetkileri TTK hükümlerine bağlı kalmaksızın kullanılabiliyordu. Anayasa Mahkemesi, bu geniş yetkileri şirket ortaklarının mülkiyet hakkı ve adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirdi ve 12 Aralık 2025'te iptal etti; karar 9 ay sonra, yani Eylül-Ekim 2026'da yürürlüğe girecek. Türkiye, bu standartlardan giderek uzaklaşıyor. Seçilmiş yerel yöneticilerin adli/idari tasarruflarla görevden alınarak yerlerine atama yapılması, Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Şartı bağlamında 'seçmen iradesinin temsil yetkisinin zedelenmesi' olarak eleştirilmektedir. Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi, Türkiye'deki kayyım atamalarını doğrudan "uluslararası hukuka aykırı olduğu" gerekçesiyle eleştirmektedir. Kongre, Türkiye'de yerel demokrasi açısından "genel olarak bozulan bir tablo" saptadığını belirtmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne Ek 1 No'lu Protokol, serbest seçim hakkını güvence altına alır; bu güvenceye rağmen seçilmiş başkanların toplu olarak görevden alınması AB üyelik sürecinin fiilen çıkmaza girmesinin sembolik dönüm noktalarından biri oldu. 2023'e dek 300'ü aşkın belediyeye uygulandı; ancak her vaka yargısal kayıtlarla belgelenmiş somut suç kanıtına dayanıyor. Hindistan Anayasası'nın 356. Maddesi, "anayasal düzenin çöküşü" halinde merkezi hükümetin eyalet yönetimini devralmasına izin veriyor. 1951'den bu yana 100'den fazla kez kullanıldı; Indira Gandhi döneminde muhalefet partili hükümetlere karşı siyasi araç haline geldi. -ABD — Eyalet Müdahalesi: Fiilen İmkânsız ABD'de federal hükümetin seçilmiş bir belediye başkanını görevden alması anayasal olarak neredeyse imkânsız. 10. Madde (Tenth Amendment) yerel yönetim yetkisini eyaletlere bırakıyor; eyaletlerin de yerel yönetimlere müdahalesi için yüksek yasal eşikler var. Detroit iflasında (2013) bile belediyeye "emergency manager-acil durum yöneticisi" atanması tartışmalı bir eyalet kararıydı ve federal mahkemede sert biçimde sorgulandı. Ekonomistler "kayıp yatırımı" ölçmekte zorlanır; çünkü gelmemiş olan görünmez. Küresel risk değerlendirme firmalarının "rule of law" (hukuk devleti) endekslerinde Türkiye'nin son on yılda yaşadığı dramatik düşüş, doğrudan yabancı yatırımların aynı dönemdeki seyrini neredeyse bire bir yansıtıyor. SpaceX Hawthorne'da, Microsoft Redmond'da, Meta Menlo Park'ta kurulduysa bu tesadüf değildir. Avrupa Konseyi'nin "uluslararası hukuka aykırı" dediği, Hindistan Yüksek Mahkemesi'nin kırk yıl önce fren koyduğu, İtalya'nın mafya karşıtı yasasının bile içermediği güvencesizlikler Türkiye'de olağan yönetim pratiği haline geldiğini eleştirmenler dile getirmektedir. "Herkes yapıyor" diyerek vidasını söken toplum, bir gün kuralını bilmeyen çocuğunun elinde raydan çıkar.
15 Haziran 2026 00:01

Özgüvensiz Liderlerle İlişkiler
Yönetim yazını açısından "özgüven"; bireyin belirli bir görevi, rolü veya sorumluluğu başarıyla yerine getirebileceğine ilişkin inancı ve bu inancın davranışlarına yansımasıdır. Bireyin kendi yetkinliği, kararları veya etkisi konusunda duyduğu şüphenin iş performansını ve yönetsel davranışlarını olumsuz etkileyecek düzeye ulaşması ise "özgüvensizlik" olarak tanımlanabilir. Bireysel olarak ne kadar başarılı olursak olalım, iş hayatının bizi çoğu zaman hazırlıksız yakalayan bir yönü vardır: Özgüven problemi yaşayan bir lider veya iş arkadaşıyla ilişkileri yönetmek (1). Korn Ferry'nin Haziran 2024'te duyurduğu Workforce 2024 Global Insights Report kapsamında, altı ülkede 10.000 profesyonel ile yapılan araştırmada: ABD'deki CEO'ların %71'inin, Diğer üst düzey yöneticilerin %65'inin Özgüvensizliğin bir çeşidi olarak tanımlanabilecek "sahtekârlık sendromu" belirtileri gösterdiği bulgusuna ulaşılmıştır. Araştırmanın belirli ülkeler ve katılımcılarla sınırlı olduğu dikkate alınarak bu oranlara ihtiyatla yaklaşmak gerekir. İnsan ilişkilerindeki bağlanma biçimleri ile özgüvensizlik arasında da belirli ilişkiler bulunmaktadır. Psikolog John Bowlby ve Mary Ainsworth tarafından geliştirilen bağlanma kuramına göre dört farklı bağlanma tarzından söz edilebilir: 1.Güvenli bağlanma: Kişi kendisini değerli görür, başkalarına güvenebilir ve sağlıklı yakınlıklar kurabilir. Bu modelde kişi şu inanca sahiptir: "Ben yeterince iyi değilim, insanlar beni terk edebilir." 3.Kaçıngan bağlanma: Kişi yakın ilişkilerden kaçınır, yardım istemez ve duygusal bağımlılığı zayıflık olarak görür. Bu modelde kişi şu inanca sahiptir: "İnsanlara güvenilmez, kendime yetmeliyim." 4.Korkulu-kaçıngan (dağınık) bağlanma: Kişi hem yakınlık ister hem yakınlıktan korkar. Bu modelde kişi şu inanca sahiptir: "İnsanlara ihtiyacım var ama onlardan zarar görebilirim." Bağlanma biçimleri büyük ölçüde erken dönem yaşam deneyimleri tarafından şekillenir ve stres altında daha görünür hâle gelir. Araştırmalar iş yaşamında kaygılı ve kaçıngan bağlanma örüntülerine daha sık rastlandığını göstermektedir (1). 4.Psikolojik analiz yapmak: "Senin sorunun özgüvensizlik." "Çocukluk travmalarından dolayı böylesin." "Bağlanma problemin var" gibi yorumlar çoğu zaman ilişkiyi iyileştirmek yerine bozar. Uzmanlar özgüvensizlik davranışı sergileyen kişilerle daha sağlıklı ilişkiler kurulması için çeşitli önerilerde bulunmaktadır. Düzenleme (regulate): Özgüvensiz lider tehdit altında hissediyorsa önce o tehdit algısını azaltmak gerekir. Örneğin "Bu süreç tamamen yanlış" demek yerine "Sistemin güçlü yanlarını koruyarak bazı iyileştirmeler yapabiliriz" yaklaşımı savunma refleksinin kontrol altına alınmasını sağlar. Aslında "özgüvenli" ve "özgüvensiz" ayrımına pratik olarak ihtiyaç da olmayabilir.
15 Haziran 2026 00:01

Ralli Nerede Bitecek, Bitince Kime Yarayacak?
Seçilmişlik, milli irade, serbest siyasi faaliyet, ifade hürriyeti, mülkiyet hakkı gibi değerler; belediyeler, mahkemeler, Yüksek Seçim Kurulu, Anayasa Mahkemesi gibi kurumlar sistemden dışlanıyor. Mala mülke el koymalar, en sonunda "fiyat artışını önlemek için" tavukçunun, yumurtacının kapısına kadar dayandı. Bütün bunlar, "Türkiye Dubai olacak, bütün yatırımcılar bize koşacak" kampanyasının hemen peşinden oluyor. Operasyonlar, her halkasında iktidarın parmak izleri olmasına rağmen "Bizimle alakası yok" diyerek ilerliyor. Tekrarlayalım; iktidar bu yola en geç 2028'de yapılacak seçimler için girdi. Diploma kılıfı uyduruldu ve davalar yağdırıldı ama İmamoğlu 'nun seçim kazanma potansiyeli kırılamadığı için büyük ralli başladı. Bu nispeten kolay çünkü Meclis erken seçim kararı aldığında otomatikman bir kez daha aday olabilecek. Asıl problem, aday olduktan sonra seçimi kazanabilmek. Çünkü ister İmamoğlu hapiste olsun, ister CHP'ye el konulsun, ister şu ister bu; sonuçta sandığa gidilecek ve muhtemelen ikinci turda iki aday milletin karşısına çıkacak. 19 Mart'ta başlayan ve nerede duracağını muhtemelen Erdoğan'ın da bilmediği ralli de bu yüzden başladı. Nerede duracağı ise seçimi garanti edecek eşik yakalanamadığı için kestirilemiyor.
15 Haziran 2026 00:01

Enflasyonu Düşüremedik Ama Tavuklara Kayyım Versek…
Bir kere bu meselenin Adalet Bakanlığı ile bir ilgisi olamaz. 19 Mart 2025'te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu 'na bir sahur vakti yapılan operasyondan bu yana, iktidar sanki memleketi yönetme işini askıya alarak her sabah milleti yeni bir operasyonla uyandırmak gibi, kendisine yeni bir icraat alanı icat etmiş bulunuyor. Bilindiği gibi 2019 yerel seçimleri öncesinde de iktidar, memleketin huzurunu bozan, enflasyonu azdıran " patates-soğan çetesi "ni keşfetmiş ve onları millete açıkça ilan etmişti. Hatta öyle ki Ticaret Bakanlığı, " yandım, bittim " diyerek patateslerini köy meydanına döken çiftçi hakkında idari para cezası verileceğini, halkı kin ve nefret duygusuna sevk ile Cumhurbaşkanı'na hakaret suçlarından savcılığa suç duyurusunda bulunulacağını bile açıklamıştı. O günleri hatırlayalım iktidar tarafından " patates-soğan çetesi " olarak tanımlanan tüccarlara kaşı adeta bir kampanya başlatılmıştı. Sanırsınız ki soğan ve patatesler isyan hareketi başlatmış ve rejim " beka tehlikesi "yle karşı karşıya kalmıştı. Ama gerçek sandıkta anlaşılmıştı ki sokaklarda patates, soğan kovalamanın AK Parti iktidarına zerrece bir faydası olmamış ve 2019 yerel seçimlerinde İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirleri kaybetmişti. Sonra' butlan ' diye bir yöntem icat edilerek Kemal Kılıçdaroğlu'nun da yardımıyla CHP'nin nefesi kesildi ama bu operasyon da AK Parti'nin derdine çare olamadı. Nitekim henüz yeni parti kurulmadan yapılan anketler gösteriyor ki CHP'den ayrılması muhtemel büyük kitlenin kuracağı parti, şu anda bile AK Parti ile başa baş durumda.
15 Haziran 2026 00:01

Gezen Tavuklara Fuhuş Operasyonu
Gürlek, operasyon gerekçesini şöyle izah ediyor: "Piyasa işleyişini bozarak haksız fiyat artışlarına ve tüketici mağduriyetine yol açan eylemler…" Operasyon öncesi medyada 'mangal dönemi başlayınca tavuk kanat fiyatlarının 500 liraya çıktığı' yönünde haberlere rastlıyoruz. (İhracat yasağının Şubat 2026'da geldiğini hatırlatalım) Toparlayayım: Tavuk fiyatları TL bazında bile neredeyse hiç artmamışken sadece mangal sezonu dolayısı ile kanat fiyatları artış göstermiş. Mesela 2015 yılından bir haber: "Havaların ısınması ile mangal sezonu başladı. Talep yoğunluğu nedeniyle tavuk kanadının fiyatı 10-12 liradan 17-18 liraya çıktı." Bir başka haber: "Mayıs ayında 90 lira olan tavuk kanadının kilosu 160 liraya yükseldi Temmuz 2023)" Dikkat edin buradaki artış mayıs ayından temmuz ayına. Tarım konusunda bilgisini tartışmayacağımız Ergin Kahveci'ye sorduğumda durumu şu şekilde açıkladı: "Tarım ürünlerinin fiyat hareketleri belli dönemlere bağlıdır. Mesela yayla sezonunda çiğ süt pahalı olur ama o sezonda okullar tatil olduğundan paket süt ucuz olur. Bu örnekte olduğu gibi yumurta fiyatı da yazın artmaz, ucuz olur. Siz tavuklara 'bugün yumurtlama yarın yumurtla' diyemezsiniz. Tavuk eti de öyledir. Ara sezonda ucuzdur, yaz ve turizm sezonunda pahalıdır." Bir de halka açık şirket olan Banvit bilançosundan aktaralım: Yılın (2026) ilk 3 ayında 7 milyar 890 milyon liralık satışa karşılık satışların maliyeti 8 milyar 107 milyon lira olmuş. Lakin şirket 2025 yılının kalan 9 ayında brüt kârını hiç artıramamış (tavuk fiyatlarındaki düşme ile paralel) Bir de 2024 yılına bakalım: 41,3 milyarlık satıştan 9,7 milyar lira brüt kâr ve 6,2 milyar lira da faaliyet kârı elde etmiş. (Bütün tavuk eti) Fiyat endeksi dolar bazında 148,0'den Aralık 2025'de 98,8'e düşmüş durumda. CHP'ye her operasyon sonrası anında gelen ünlülere yönelik operasyonlara bakınca insan "neden olmasın?" diye düşünmeden edemiyor. Burada tam gerçeği İSO Başkanı Erdal Bahçıvan söylemiş: "Türkiye'nin büyüme hikâyesi; yatırım yapan, üretimden vazgeçmeyen, istihdam sağlayan, ihracatla ülkesine değer katan ve tüm vergi–sigorta yükümlülüklerini yerine getiren özel sektörümüzün omuzlarında yükseliyor. Hukuk işlesin; yanlış varsa gereği yapılsın. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak bunu yaparken çok hassas bir dengeyi de korumak zorundayız. Bir sektöre, bir üretim zincirine, yatırım yapan sanayiciye ve üreticiye dönük topyekûn bir itibarsızlaştırma dili, Türkiye'ye fayda sağlamaz. Aksine yatırım iştahını zedeler, üretim cesaretini kırar, istihdamı ve ihracatı olumsuz etkiler." İş dünyası, ekonomi dışı müdahalelerin nelere yol açtığını çok iyi biliyor. Mesela "Nass Ekonomi Modeli" ile ülkemizin faiz ödemesi 8-10 milyar dolardan 55-60 milyar dolara yükseldi. Mehmet Şimşek, bakanlık koltuğuna otururken "Rasyonel politikalara geri döneceğiz" demişti.
15 Haziran 2026 00:01